İki şehir iki sergi

Emre Tandırlı'nın 'Sanal Cennet'i x-ist'te, Murat Akagündüz'ün 'Ankara'sı ise Galeri Nev'de sürüyor. Resme aktarılan şehir manzaraları gayet sıradışı. Normalde görüntü kirliliği sayılabilecek bitmemiş bir inşaat...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Emre Tandırlı'nın 'Sanal Cennet'i x-ist'te, Murat Akagündüz'ün 'Ankara'sı ise Galeri Nev'de sürüyor. Resme aktarılan şehir manzaraları gayet sıradışı. Normalde görüntü kirliliği sayılabilecek bitmemiş bir inşaat, Emre Tandırlı'nın resminde gözalıcı bir renk oyununa zemin olabiliyor. Murat Akagündüz'ün resmettiği 'ulu' anıtlar ise heybetleriyle beraber tedavülden kalkmış bir görünüm sunuyor. Biz de iki ressamın şehir odaklı eserlerini yakın zamanda görücüye sunmasını fırsat bildik ikisiyle de konuştuk.
Emre Tandırlı'ya kent manzaraları çizdiren, insan ile doğa arasındaki bağ. "Bunun içine kent doğası da giriyor, normal yeryüzü doğası da" diyor. Zaten sergiye ismini veren, kataloğunun kapağında yer alan resim de bu bağı birebir kanıtlayan bir içeriğe sahip. Düz yeşillik bir alanın resmedildiği 'Sanal Cennet' aslında epey tanıdık. Bilgisayarlarda en çok kullanılan wallpaper temalarından 'Bliss'in pentüre aktarılmış hali. Bilgisayar ortamlarında bile doğayı gözden yitirmeme arzusu, Emre Tandırlı'ya göre doğaya olan insansal ihtiyacımızı gösteriyor.
Şehrin doğa manzarasının içine katılması ise Emre Tandırlı'nın neyin pitoresk, yani resmedilesi olduğunu sorgulamasının sonucu. "Geleneksel birtakım şeylere çok bağlı benim resmim, teknik olarak konu olarak vs. Ama bunu nasıl çağdaş sanat kılabiliriz? Sorun burada. Somut örneğine gelelim. Her gün işe giderken aşina olduğumuz birçok görüntüyle karşılaşıyoruz. Körleşme, duyarsızlaşma gibi kavramlar var. Bunu pentürün güçlü diline nasıl dökeceğiz?" Emre Tandırlı, yüksek lisansta incelediği Romantik İngiliz ressam John Constable'ın, köyündeki tersaneyi çizerek neyin resmedilir olduğuna dair kuralları bilinçsizce yıkmasını örnek gösteriyor. Bir manzara ressamının çalışma koşullarının Constable'dan bu yana ne kadar değiştiği de ilgi çekici bir konu. "Ben her zaman fotoğraftan çalışıyorum. Deneysel olarak da birtakım transfer teknikleri denedim. Pentürde doku çok önemli. Orada acayip bir derinlik oluşuyor. Bu çok bilgece bir oyun. Öyle derdi rahmetli Asım İşler. Yani klasik tekniklerle bilgece bir oyun oynuyoruz. O zaman eskizler, krokiler yapıyordu ustalar. Onlardan bir kurgu, proje oluşturuyordu. Benim resmimde de buna çok yakın bir şeyler var. Ben de bir sürü fotoğraf çekiyorum. O fotoğrafları biraraya getiriyorum. Bu hız meselesinin yansıması, geniş açıdaki kırılmaların, deformasyonların yansıması hep pentüre giriyor." Neyin resmedilir olduğuna dair bir kırılma da şehrin sunduğu manzaralarda. Malum merkez ve merkez dışı, güzellik kavramının da altını oyuyor.
Histerik manzaralar
Hafriyat grubundan Murat Akagündüz ise merkezin alasını, Ankara'yı resmetmiş. Galeri Nev'in davetiyle açılan sergisini Ankara'nın sembolik anlamları şekillendirmiş. "Ankara bir başkent ve toplumsal belleğimizde bir karşılığı var. Ankara'nın tamamen yabancısıyım. Ankara için ortak diyebileceğim çok anlamları var. Cumhuriyetle ve mimarideki modernizme, onun bizdeki karşılığına ilişkin bir tür laboratuvar aslında. Dolayısıyla Ankara'yı temsil eden değerlerin kendisine bakmaya çalıştım bu sergimde. Anıt heykeller, birtakım üst yapı kurumlarının mimari estetiği, onların topografyadaki yerleri, bunun gibi şeylerle ilgilendim." Bir kültürün görsel anlamdaki sanatsal karşılığının öncelikle mimaride görülebildiğini söyleyen ressamın eserlerinde haliyle resmi yapılar, büyük anıtlar en baskın unsurlardan. Tuhaf bir köhneliğe sahip bu yapılar Cumhuriyet'in modernleşme projesinin başarısızlığını mı gösteriyor? "Başarısız mı olduğunu gösterir bunu bilemiyorum ama bir güven sarsıntısı yaşadığı da gerçek gibi. Bu yüzden toplumun reflekslerine baktığımızda histerik duygularla yaşıyoruz. Sanki bitmeyen bir şaşkınlık döneminde yaşıyoruz. Dolayısıyla bu çerçevede Ankara'nın sembolü olmuş anıtların kendisine bakmak kısa vadeli bir okumayla bize çok şey söylüyor. Örneğin Güven Park'taki Güvenlik Anıtı'nın kim tarafından hangi tarihte yapıldığını bilmek, bunun üzerine düşünmek de o heykelin anlamını birden çok değiştirebiliyor. Bir ulus-devlet yaratmak için kurulmuş kentin anıt heykellerinin ilk siparişleri verilen sanatçılar, Hitler'in, Mussolini'nin heykellerini yapan kişiler aynı zamanda. Ve bütün Avrupa'da birçok heykele imza atmış kişilerdi bunlar ve Antik Roma'ya referans verdikleri bir estetikleri var. Ulus-devlet yaratan coğrafyanın tipolojisine hiç karşılık gelmiyor da bir tarafıyla. Latin adamlar mesela..." 1940'lı yıllarda yurtdışında eğitim almış ressamların Cumhuriyet'in Anadolu'daki kazanımlarını resmetmeleri için çıkarıldığı 'Yurt Gezileri' projesi de bu yönüyle Akagündüz'e esin kaynağı olmuş. Cumhuriyet'in idealindeki Anadolu'yla varolan Anadolu arasındaki uzaklık birçok resmin ekarte edilmesine yol açmış. Akagündüz de modernleşme algımızdaki bu uzaklığın izlerini Ankara'da bulmaya çalışmış. Tarihi kıyafetlerle iki köylünün ortasındaki dalgıcın bulunduğu resim, Ankara'yı da şekillendiren bu modern algısıyla da ilgili çok şey söylüyor. "Şöyle bir hikâyesi var bunun. Fransa'da 1800'lerin sonlarında bir dalgıç kıyafeti geliştiriliyor. Ve Osmanlı'nın o kıyafeti satın alması, üç yılı bulmuyor. Bu anlamda cihaz geliyor fakat buna karşılık bilgi olmadığı için çok zaiyat veriliyor. Osmanlının modernizmi ele alış şekliyle paralellik kurdum. Kendisi geliyor ama bilgisi gelmiyor. Burada modernliği algılayışta bir zafiyet oluşturuyor. Bu yönüyle bana çok sembolik geliyor."
Murat Akagündüz'ün sergisi 21 Kasım'a kadar Galeri Nev'de, Emre Tandırlı'nın 10 Kasım'a kadar Galeri x-ist'te.