İkinci 'Varlık Vergisi Faciası'

İkinci 'Varlık Vergisi Faciası'
İkinci 'Varlık Vergisi Faciası'

Ağır varlık vergisini ödeyemeyen, gayrimüslim T.C. vatandaşları 1943 te Aşkale deki çalışma kampına gönderilmişti.

Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Cahit Kayra büyüğüm (Mülkiyelilik hasebiyle büyük ağabeyimdir; d. 1917), ‘Savaş, Türkiye , Varlık Vergisi’ adlı bir kitap yayınladı. 10 yıl önce Cumhuriyet’te yapmış olduğu (s. 116, dipnot) “Bu vergi ırkçıydı” tespitinden vazgeçti, bunun tam tersini söyledi: Irkçılık filan yapılmadı. Türkler gayrimüslimlerden fazla bile ödedi, dedi. Bu kadar donanımlı birisi, olaydan 69 yıl sonra bunu nasıl yaptı, anlayamadım. Ama kitapta, birtakım tanıdıklarının kendisini teşvik ettiklerini söylüyor (s. 17-18). Büyüğüme akıl vermek haddim değil ama keşke uymasaydı.
Uymasaydı, çünkü bu verginin Cumhuriyet tarihinin en büyük resmi yüzkarası olduğunu artık bilmeyen yok: Kanun metninde olmadığı halde, bu vergi mükellefleri resmen ikiye ayırmıştı: M kategorisi (Müslüman) ve G kategorisi (gayrimüslim). Amaç, piyasadaki parayı emmek perdesi altında, korkunç yüksek bir vergi tahakkuk ettirmek yoluyla G’leri iflas ettirmek ve bu sıkışık durumda mallarını M’lere sattırmaktı. Vergi bununla da kalmıyor, mükellefleri üçe bölüyordu. Bir kısım M’leri de D kategorisi (Dönme) ilan etmiş, onlara da G’lere yaptığını yapmıştı. G’ye tamamen keyfi olarak yüklenen vergi, aynı zenginlikteki M’lerden alınanın 2 ilâ 2,5 katı olmuştu.
Bunları bizlere ilk öğreten, bizzat İstanbul Defterdarı sıfatıyla tüm olayı en yakından yaşamış Faik Ökte oldu. Kendisi, ağabeyim Kayra’nın üstadı idi (Mülkiyeliler, meslekte kendilerinin patronu olan Mülkiyelilere saygıyla “Üstat” diye hitap eder). Ökte 1951’de yayınladığı ‘Varlık Vergisi Faciası’nda olayın bütün içyüzünü anlatmıştı. Ayrıca, 90’ların sonundan bu yana R. Akar, R. Bali, A. Aktar, S. Akgönül, Ç. Okutan gibi yazarlar geriye ne kaldıysa tamamladılar. 

Böyle hesap görülmedi
Şimdi Kayra ağabeyim, Aydınlık çevresinin Teori dergisinde bir süredir açtığı ulusalcı kampanyanın uzantısı olarak, üstadını yalanlıyor. İnanılacak gibi değil ama sayı da veriyor: “M’ler adam başına 6.102 TL, G’ler ise 5.326 TL vergi ödemiştir” diyor (s. 183).
Nasıl şaşırdığımı anlatamam. Oturup bütün tabloları gözden geçirdim. Kendime güvenemedim, bir de Ayhan’a (Aktar) sordum. Meğer fevkalade basitmiş mesele: Ağabeyim Kayra, bir istatistikçinin asla yapmaması gereken bir şeyi yapıyor: Önce, gerek G’lerin gerekse M’lerin, gelir düzeyi açısından asla bir araya getirilemeyecek kadar farklı olan alt gruplarının vergilerini topluyor, arkasından G ve M’nin mükellef sayılarını topluyor. Sonra bunları birbirine bölüyor.
Olayın inanılmazlığı da burada patlamakta. Çünkü G’deki çok kalabalık iki mükellef alt grubunun M’de karşılığı yok! Yani Başbakan Saracoğlu’nun emriyle G grubundaki “Seyyar Satıcılar” ile “Hizmet Erbabı” alt grupları vergiye dahil edilmiş, ama bu iki M alt grubu vergiden muaf tutulmuş! Bu iki grubun toplam mükellef sayısı, 26.404. Yani, İstanbul’daki 62.575 Varlık Vergisi mükellefinin tam yüzde 42’si! Tabii, G’nin toplam vergisini bu kalabalık sayıya bölünce G’nin ödediği kişi başına vergi M’ninkinden düşük çıkıyor. “İstatistiklere çok güzel yalan söyletilir” sözünün mümtaz örneklerinden biri olmalı. Bendeniz, Aktar’ın (Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, s. 154) Ökte’den aktardığı alt grupları teker teker hesapladım, bakınız sonuç ne çıktı:
Fevkalade Mükellefler (M): 17.294.549 TL / 460 kişi = 37.596 TL. (G): 189.969.980 TL / 2563 kişi = 74.120 TL. Yani burada G’ler M’lere göre adam başı yüzde 197 daha fazla ödemiş. (y. 2 misli).
Beyannameli Mükellefler (M): 3.128.310 TL / 924 kişi = 3.385 TL. (G): 10.364.466 TL / 1259 kişi = 8. 232 TL. Yani burada G’ler yüzde 243 daha fazla ödemiş. (y. 2,5 misli).
Esnaf ve tüccar (M): 4.055.100 / 2589 kişi = 1.566; (G): 72.811.850 / 24.151 kişi = 3.014 TL. Yani burada G’ler yüzde 192 daha fazla ödemiş. (y. 2 misli).
Aktar’da çok örnek var: Kerestenin kamyonu 25 TL, Ermeni keresteciye salınan vergi 150 bin TL. Bu korkunç vergiler bürokratların iki dudağının arasında; itirazı yok, davası yok, 15 gün içinde ödenecek, yoksa mükellefin tüm malları derhal satışa çıkıyor. Bir yakınının yanında oturuyorsa, onunkiler de. Yine kâfi gelmezse, Aşkale toplama kampına. Sözünü ettiğim o iki G alt grubundaki garibanların (seyyar satıcılar ve hizmetliler) durumunu hiç sormayın, çünkü gayrimüslimler kanunen 1965’e kadar memur da olamıyorlardı (halen de fiilen olamıyorlar). Bu ırk ve din ayrımcılığı, hatta ırkçılık değil de nedir? 

Irkçı kanunun savunulması
Gelelim şimdi, matematikten felsefeye. Mülkiyeli ağabeyimin burada yaptığı da cidden üzücü. Bir kere, çoğunluktan bahsederken sürekli “Türk”, azınlıktan bahsederken “gayrimüslim” diyor; tam bir “Millet-i Hakime” terminolojisi. Böylesine bir faciayı “izah” için de özetle şunları sıralıyor: 1) “O günleri yaşamayan gençler bilmezler, kulaktan dolma yazarlar” (s. 14, 23). Peki, üstadı F. Ökte’nin yazdıkları da mı kulaktan dolma? 2) “Başka ülkelerde de olağanüstü vergiler kondu, insanlar sürüldü” (s. 36, 167-169). İnsan kendi kapısının önünü, başkalarının kapısının önünün pis olduğunu söyleyerek temizlemiş olur mu? 3) “Aşkale’ye sürülenlerin orada rahatları hiç fena değildi. Üstelik, mesela Ereğli kömürlerinde de iş mükellefiyeti vardı” (s. 159, 165, 170). Kayra’yı yazmaya teşvik edenlerden Prof. Güngör Uras, Aşkale’ye sürülenlerin M ve G karışık olduğunu söylüyor, bunlardan 11’i orada öldü, diyor (Milliyet, 18.03.11). A. Aktar o günkü gazetelerde adı geçenlerin tümünü çıkartmış, yolladı, 825 kişiden tek birinde bile Müslüman ismi yok. Üstelik, Ökte anlatıyor, ölenlerin sayısı 21 ve hepsi gayrimüslim. 4) Kitap, gayrimüslimlerin zenginliğini suç haline sokuyor: “Müslüman Türk halk çürük evlerde yaşarken onlar Beyoğlu’nda oturur, kendilerine özel metro yaptırırlar (1872, Tünel). Bu metro onlara özeldir” (s. 188, 189). Yok ama artık.
Ağabeyim Kayra Türkiye’nin savaşta neler çektiğini uzun uzun anlatıyor, ama bu verginin babası Başbakan Saracoğlu’nu anlatmıyor. Saracoğlu tam bir ırkçı idi: “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir” (Ayın Tarihi, Ağ. 42, s. 31). Varlık Vergisi’ni şöyle izah ediyor: “Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz” (dönemin Trabzon Mebusu F. A. Barutçu’nun anılarından aktaran A. Aktar, s. 148). Dikkat: Burada “Türk”ün anlamı, aynen Kayra’daki gibidir: “Müslüman Türk”, yani gayrimüslimin zıddı. Cümlenin anlamı da, İttihatçılardan bu yana süregelen, gayrimüslim tüccardan alıp Müslüman tüccara vermektir. Ayrıca Saracoğlu, bu malların Müslümanlara yok pahasına satılmasını istemektedir. Nitekim aralarında, Ökte’nin anlattığı şu konuşma geçer: “Mükelleflerin bu [çok kısa] müddette likid para bulamamalarından endişe ediyorum”. Saracoğlu: “Bu işin içinde fiyat politikası var delikanlı. Malları piyasaya dökeceğim. Fiyat hakkında emellerimiz tahakkuk ettikten sonra, sana istediğin mühletleri vereceğim”. 

Ustamın değil, babamın dediği
Aslında, biliyor musunuz, Ökte veya diğerlerinin dedikleri beni fazla ilgilendirmiyor. Misafir odamızda duvar boyunda Atatürk ve İnönü resimleri bulunduran, çok sert Kemalist, 1890 doğumlu milletvekili babam Ekrem Oran’ın söylediği bir cümle ilgilendiriyor: “Haksızlıklar yapıldı. Kepenk yağlayan bir Yahudi’yi yağcı yazdılar. Bir Yahudi bakkal vardı, iki kavanoz akide şekeri de vardı, onu pastane yazdılar. İkisi de perişan oldu”.
Neredeyse babam yaşındaki Mülkiyeli ağabeyim Cahit Kayra’nın kitabı için bunları yazmak beni gerçekten yıprattı. Kendisinin ellerinden öpüyorum. Ama vatandaşlık görevimi yaptım.