İktidar ve Kürt kadınları

Seçim sürecinin gelip kapıya dayandığı günler... Bazı şeyleri tartışmak ya da sorularla kadın hareketine ilişkin özerk bir alan yaratmak zamansız ve anlamsız gelebilir.
Haber: SEVDA KARACA / Arşivi

Seçim sürecinin gelip kapıya dayandığı günler... Bazı şeyleri tartışmak ya da sorularla kadın hareketine ilişkin özerk bir alan yaratmak zamansız ve anlamsız gelebilir. Ancak tam da kaç milletvekili, nasıl bir çalışma, nasıl bir örgütlülük, nasıl bir model tartışmalarının yaşandığı bu dönem bazı soruları sormanın ve cevaplarına ilişkin tartışmalar yapmanın zihnimizi açacağı bir dönem. Çünkü aslında siyasi arenanın stratejik yaklaşımlarla bir kaç-göç alanına dönüştüğü bir süreç olması itibarıyla seçim süreçleri, bugüne kadar yürütülen çalışmaların, oluşturulmaya çalışılan zihniyetin ve yerleştirilmeye çalışılan politik kültürün meyvelerinin alınıp alınmadığının gözlemlenebildiği süreçlerdir.
Bir iktidar alanı olarak siyaset alanının kadına kapalılığına ilişkin genel bir tartışma yapmak yerine, bu alanın kendi özel iktidar ilişkilerini oluşturduğunu ve bu ilişkilerin paydaşı olan grupların, zihniyetlerin ve siyasal öznelerin bu iktidarın devamlılığı için ne ifade ettiğini kadınlar ve Kürt hareketi bağlamında tartışmak gibi bir niyetim var. Dahası, bir ağ niteliği taşıyan ve her yere sinmiş olan iktidara bir muhalefet/direniş biçimi olma potansiyeli taşıyan kadın hareketinin, Kürt hareketinin içinde de varolan iktidara soracağı sorular var mıdır sorusunu sormak istiyorum.
Ana, bacı, eş...
Kürt hareketi belli bir iktidarın uygulanış biçimine karşı gelişen ancak kendisi de kaçınılmaz olarak iktidar ilişkileri barındıran bir mücadele biçimi. Tam da kendisine içkin olan bir iktidar ilişkisi nedeniyle bağrından özellikle son zamanlarda kendi kimliğine daha çok vurgu yapan bir kadın hareketi çıkardı. İktidarın olduğu her yerde mücadelenin ve direnişin olduğunu düşündüğümüzde, Kürt kadın hareketinin, içinden çıktığı bir Kürt hareketinin iktidar tekniklerine ne oranlarda karşı olduğunu söyleyebiliriz? Diğer bir deyişle, Kürt hareketinin özneleriyle, diliyle, siyaset yapma biçimleriyle bir iktidar alanı yarattığını düşünürsek, kadın hareketi bu iktidarın etkilerine karşı bilinçli olmasa da bir karşı çıkış dinamiği taşıyor mu? Ya da böyle bir hedefi var mı? Bu soruları daha somut düzlemler üzerinden dile getirmek de mümkün elbette. Örneğin, Kürt kadınları, hem egemenliği altında oldukları ulus-devletlerin baskısıyla dillerini konuşamadıkları için, çocuklarına kendi dillerinde isim veremedikleri için, insan olarak değerlendirilmedikleri için, demokratik vatandaşlık hakları olarak gördükleri kendi dillerinde eğitim ve sağlık haklarından yararlanamadıkları için ezilirken, elbette ki bir yandan da kendi uluslarının ataerkil yapıları yüzünden değersizleştiriliyor ve köle durumuna getiriliyorlar. Devam eden bir savaşın bileşenleri, katılımcıları, anneleri, bacıları, eşleri oldukları için de zaten sistemin en kara yüzüyle sürekli karşı karşıyalar. Kürt hareketinin erkek yüzü, kadınların salt devam eden bir mücadelenin görünür yüzü, anaları-bacıları-karıları olarak görünmek istemedikleri durumlarda onlara sorgusuz yer açabilecek olgunluğu taşıyor mu? Evet, DTP'nin tüzüğünde kadın sorunlarını geniş bir çerçevede ele alan, kadınlara alanlar açan maddeler görüyoruz, peki ya gündelik yaşam pratiklerinde kadınların ev içindeki konumlarından başlayan ve toplantılara-mitinglere-basın açıklamalarına-seçim sandıklarına giden ortamlarda kadınlara kendi varlıklarını ifade etme şansı ne kadar tanınıyor?
DTP ak mı?
Kürt hareketi, kendisi zaten bir iktidar tekniğine karşı çıkışı barındıran bir mücadele deneyimi olduğu için belki kadın hareketini kendi içine kapanmaya alenen zorlayıp onu baskıcı biçimde kendi kimliğine bağlamıyor. Evet, Kürt hareketinin temsilcisi olarak görülecek bir parti olan DTP, bir iktidar tekniğine karşı çıkıyor ama kendine ayrı bir iktidar alanı yaratıyor. Bu iktidar alanında onun dilinden konuşmayan özneleri bastırmayacağını ya da uzaklaştırmadığını söylemek için kararlı bir tutum almış durumda mı? Değilse bu süreçte, yavaş yavaş kendi dilini, kendi politika araçlarını, kendi mücadele dinamiklerini oluşturan Kürt kadın hareketinin üzerine yapışmış sıfatlardan, görevlerden, görüntülerden arınma potansiyeli olduğunu ya da buna niyeti olduğunu söyleyebilir miyiz?
Siyaset alanı deneyimle ve erkekliğin verdiği güçle şekillenmiş bir alan olduğu için kendine ait erkekleşmiş bir yapısı, kuralları, dili ve biçimi var. Böylesi bir alanda toplumsal alandan uzun yıllardır uzak tutulmuş ve kürsü deneyimi yeterince gelişememiş kadınların işi çok zor. Özellikle de toplumsal formasyonu itibarıyla erkeklerin sahip olduğu koşulların kadınların kendilerini var etme olasılıklarını sıfıra indirgediği bizim gibi toplumlarda siyaset alanına girmeye çalışan kadınlar, çok daha fazla sorunla yüz yüze kalıyorlar. Bir de işin içine Kürt meselesi gibi dokunulmaz addedilen bir mesele girdiği zaman, kadınların işlevi vitrinin süs bebekleri işlevinin dışına çıkamıyor ya da daha doğru bir tanımlamayla "ulusun anası, bacısı" rolü kadınların üstüne yapışıp kalıyor. Kadınların, erkeklerin iktidarının bilgisine, yeteneğine, vasıflarına dayanan etkilerine karşı muhalefet geliştirmeleri çok zor. Ancak Kürt kadın hareketi kendisine bu anlamda bir alan açma çabası içinde. Peki , bu muhalefet bir yerlerde Kürt siyasetinin diğer özneleri tarafından engellenmeyle karşılaşabilir mi ya da karşılaşıyor mu? Demek istediğim şu, kadınların bu muhalefet biçimi bir süre sonra doğal olarak kendi içinden çıktığı hareketi daha çok hedef tahtasına koyacaktır, çünkü bu tür muhalefetler "dolaysız" mücadelelerdir. Yani, bu tür mücadelelerde insanlar kendilerine en yakın ve edimlerini bireyler üzerinde uygulayan iktidar kertelerine karşı çıkarlar. "Baş düşman" değil, yakındaki dolaysız düşmanı ararlar. Zaten eşbaşkanlık sisteminin ve kotanın uygulanması konusunda kadınların tutumu sürecin biraz da böyle işleyeceğini gösterdi. Ancak korkarım, bir süre sonra Kürt kadın hareketinin kendi özgül dinamikleri Kürt hareketinin farklı öznelerini korkutacak ve onu en yakındaki düşman haline getirecek. Yoksa bu bir komplo teorisi mi? Tartışmak gerek.

SEVDA KARACA: ODTÜ Siyaset Bilimi