İmam-hatipli haylaz

İmam-hatipli haylaz
İmam-hatipli haylaz

Bülent Arınç

Ahmet Hakan, Bülent Arınç'ın 'haylaz' ithamına cevaben "Bize körü körüne itaat etmemeyi öğrettiler..." derken ya ideal bir din eğitiminin nasıl olması gerektiğini söylüyordur ya da fiili durumu görmezlikten geliyordur
Haber: YASİN CEYLAN / Arşivi

Bülent Arınç ile Ahmet Hakan arasındaki “haylaz imam-hatipli” polemiğine, bir imam-hatipli olarak, girme hakkım doğdu diye düşündüm. Her şeyden önce böyle bir eğitim gördüğüm için hiç pişman olmadım. Belki daha iyi hocalardan daha kaliteli dersler alabilirdik diye hayıflandığım olmuştur. İmam-hatip okulları aslında, Türk eğitim tarihinde bir devrimdir. Çünkü bu okullar olmasaydı yüzbinleri bulan köylü çocuk (ben dâhil), eğitim yüzü görmezdi. Sınıfımızda babası doktor, mühendis olan kimse yoktu. Hali vakti yerinde olan aileler de çocuklarını bu okullara pek göndermezlerdi. Hepimiz fakir, eğitimsiz ailelerden geliyorduk. Ailelerimizin, mali güçlüklere katlanmayı göze alarak bizi bu okula göndermesinin yegâne sebebi, bu okullarda din eğitiminin verilmesiydi. 

Tevile ne gerek var? 

Hor görülürdük, aşağılanırdık. Resmi geçitlerde “imam, imam” diye bağırırlardı bize. Kompleks geliştirmemiz için her türlü şart mevcuttu. Evlerimizden getirdiğimiz birçok negatif duyguya, bunlar da ekleniyordu. Mezun olunca bize üniversite hakkı tanınmıyordu. Lise fark derslerini de vermemiz gerekirdi. Hayat pek kolay değildi bir imam-hatipli için.
Eğitim süresince empoze edilen yaşam tarzı, doğal olarak İslam merkezliydi. İçten içe anti-Kemalist bir atmosfer hâkimdi. Bunun da sebepleri vardı. Çünkü dindar halk, mevcut rejim tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmıştı. Meslek derslerini veren hocalarla fen ve sosyal dersleri veren hocalar arasındaki ideolojik gerginlik, tüm öğrenciler tarafından fark edilen bir vakıaydı. Rejim ve rejim uygulayıcılarına karşı intikamcı bir ruha sahiptik.
Ahmet Hakan, Arınç’ın “haylaz” ithamına cevaben: “Bize körü körüne itaat etmemeyi öğrettiler, aklımızı, bilincimizi, irademizi başkalarına ipotek ettirmemiz gerektiğini öğrettiler” derken ya ideal bir din eğitiminin nasıl olması gerektiğini söylüyordur ya da fiili durumu görmezlikten geliyordur. İmam-hatip okullarında belki bu sözler telaffuz edilmiş olabilir ama etkin olan durum, bunun zıddı olan durumdu: Yani mutlak itaat ve aklı ve bilinci dinsel otoriteye teslim etmek. Kemalist eğitimin programında da “aklı hür, vicdanı hür” türü sözler hep tekrarlanırdı. Ancak aklı ve vicdanı hür kimseleri pek görmezdik. Ahmet Hakan, düşüncesini ve şimdiki yaşam biçimini, imam-hatip’teki eğitimine veya İslam’a uygun veya borçlu olduğunu neden söylüyor? Bu denli zorlama tevile ne gerek var? Onunla aynı görüşte olan kaç imam-hatipli var? Şimdi içinde bulunduğu dünya görüşünü meşru gösterecek başka bir dünya görüşü veya yaşam biçimi yok mu? İslam’a ters düşünce, bu durumu yine İslam’a sığınarak mı meşru gösterecek? Neden “İmam-hatip’te aldığım eğitimi üstümden atmak suretiyle haylaz oldum” diyemiyor? Buna cesareti mi yok, yoksa esaslarına vakıf olduğu başka bir dünya görüşünden mi mahrum? 

Alaycı tavır 

Şunu da belirtmek isterim ki, “İmam-hatip’ten çıksa çıksa, yobaz ve bağnaz çıkar” sözü, hiç de doğru değildir. Bunu, yobaz çıkmaz anlamında reddetmiyorum. Çünkü bu okullardaki yobazlık, diğer devlet okullarında aşılanan yobazlıktan fazla değildir. Bu memlekette gelmiş geçmiş en büyük bağnazlar, imam-hatip ve ilahiyat mezunlarından ziyade, mühendislik ve tıp dâhil, diğer fakülte mezunlarından çıkmıştır. Türkiye ’de aydın, bireysel bilincine göre hareket eden, iradesini hiçbir otoriteye bağlamayan otonom bireyler yetiştiren bir kurum gösterin. İşte o zaman, burada yetişen ideal bir kimsenin “Türkiye’de imam-hatip okulları dâhil, tüm okullarda bağnaz bireyler yetiştirilir” deme hakkı doğar.
Şimdi ülkeyi, imam-hatip mezunu bir Başbakan ve içinde imam-hatip veya ilahiyat mezunu olan bir kabine yönetiyor. Kemalist rejimden kurtuluş umuduyla halkın desteklediği bu hükümet, gerçekten beklentilere cevap veriyor mu? Bir otoriteye dayanmadan, sırf vicdanına ve müzakereci akla güvenip siyaset yapıyorlar mı? Daha geçen gün Başbakan İsrail’in Gazze’ye yaptığı zulme karşı Peygamber’in bir hadisine referans verdi: “Kötülüğü elinizle, gücünüz yetmiyorsa dilinizle...” Nasıl Kemalistler her söz ve eylemlerinde Atatürk ’ün bir sözü veya fiilini delil göstermişlerse, bugünkü hükmeden siyasette de İslami kaynaklar referanstır. Özgürlükler konusuna gelince, dinin salık vermediği özgürlüğü onlar da vermiyorlar. İnandıklarına mutlak hakikatler olarak bakıyorlar. İslam’a mugayir bir dünya görüşünü merak edip öğrendiklerini sanmıyorum. Bu sebeple İslami iyiliği diğer dünya görüşlerindeki iyiliklerle mukayese imkânları da bulunmuyor. Zıtlarıyla yüzleşmemiş bir güzellik veya iyilik veya düşünce meşruiyet derecesine yükselemez.
Ayrıca, imam-hatiplilerin iktidarında, geçmişte bizlere yapılan haksızlıklar ve alaylı sözlere karşı intikam alıcı bir tavır da görülüyor. Yönetimin başındaki şahsın adil ve tarafsız davranması için, ailesinden, yetiştiği çevreden ve eğitimden aldığı tüm komplekslerden sıyrılması gerekir. Böyle ruhsal bir arınmadan geçmeyen bir yönetici, hem kendisine hem de halkına zulmeder. Büyük İslam filozofu al-Farabi’nin, ‘al-Medina al-Fazıla’ adlı eserinde, bir yöneticide olması gerektiğini söylediği 12 vasfı, siyaset dünyasında kimse önemsemiyor.
İmam-hatip okullarının yukarıda sözünü ettiğim eğitime yaptığı büyük hizmeti yanında, iftihar edeceği diğer bir husus varsa o da, aldığı eğitimi üstünden atıp üst bir düşünce disiplinine geçen haylazlardır.
* ODTÜ, Felsefe