İMÇ'de Osmanlı konakları

Nasıl bir durumla karşı karşıyayız? Tarihi binalar bir tarafa, bu gidişle güncel mimarlığın, Doğan Tekeli, Sami Sisa, Metin Hepgüler gibi önemli ustaların dahi yaşadığımız kentte izleri kalmayacak.
Haber: KORHAN GÜMÜŞ / Arşivi

Nasıl bir durumla karşı karşıyayız? Tarihi binalar bir tarafa, bu gidişle güncel mimarlığın, Doğan Tekeli, Sami Sisa, Metin Hepgüler gibi önemli ustaların dahi yaşadığımız kentte izleri kalmayacak. Mimarlara sipariş üzerine 'bina resmi çizen' kişiler olarak bakılacak, onlara bu rol biçilecek. Profesyonellik, yaratıcılık adına ne varsa bunların hepsi kamusal alandan çekilip zengin ailelerin, yatırımcı sponsorların, sermayenin himayesi altına alınacak. Özel alanlara izole edilecek. Mimarlar, mimarlığı hakkıyla yapmaya çalışanlar halka, esnafa, yani sıradan insana hizmet veremeyecekler. Kendilerini, profesyonelliklerini yatırımcılara, zenginlere adayacaklar. Halk ise, kendisini temsil ettiğini iddia eden siyasetçilerin basmakalıp fikirlerine, tahakkümüne terk edilecek. Ne tuhaf bir karşıtlık ve ne tuhaf bir uzlaşma bu? Belediyenin bir şirketinde hem proje müellifi, hem karar verici, hem koruma kurulu üyesi hem de "Tarihi Yarımada Grubu" yöneticisi olarak iş gören bir kişi, katıldığı toplantılarda göğsünü gere gere şunları söylüyor: "Tarihi Yarımada'da yer alacak olan yeni binalar, Osmanlı tarzında olacak. Modern bina isteyenler varsa, onlar da istediklerini yapabilirler, ama başka bir yerde. Tarihi Yarımada'nın dışında. Buraya gelen turistler bizim nasıl yaşadığımızı, bize ait olan mimariyi görmeliler". Şimdi sıra İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'na gelmiş. "Tarihi Yarımada Koruma Projesi" kapsamında İMÇ yıkılacak ve yerine Kiptaş tarafından Osmanlı mimarisi tarzında 50 adet ahşap görünümlü villa yapılacakmış. Kiptaş'ın İMÇ'yi yıkıp yerine yaptıracağı Osmanlı Konakları, ferforje adı verilen tırtıllı demirlerle süslenecek, üstleri ahşap görünümlü malzemelerle kaplanacak, banyolarına desenli seramikler döşenecekmiş. Oysa İMÇ, Perpa ya da Kuyumcukent gibi kentsel boyutu dikkate almayan bir küçük üretim ve ticaret merkezi değil. Cumhuriyet döneminin başarılı mimari ve kentsel uygulamalarından biri. Yangın geçirmiş tarihsel bir doku içinde 1960'larda inşa edilen bloklar, kademeli, katmanlı yer alış biçimleriyle, kentsel topografyayı dikkate alarak, tepelere yerleştirilen anıt camilerle 'kentsel morfoloji' arasındaki ilişkileri sorgulayan, dikkate alan ilginç bir mimarlık düşüncesini sergiliyorlar. Yarışma yöntemi ile elde edilen bu projenin temel farkı, bu popülist yaklaşımda olduğu gibi sosyal dokuyu yok edici bir özellik taşımaması.
Planları okuyan yok mu?
Basında yer alan ayrıntılar şöyle: Kiptaş Genel Müdürü İsmet Yıldırım, -boş bir araziye konut sitesi yapar gibi-, ilk etabın çok kısa bir süre içinde başlayacağını, İMÇ'nin tamamen kaldırılacağını açıklamış. Onbinlerce kişinin çalıştığı, iki binden fazla işyerinin bulunduğu İMÇ'nin esnafı ise soluğu mahkemede almış, kararın iptalini istemiş. Bu arada planları iki sene önce onaylayan, ancak seçimler öncesi durumu fark eden Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, "Bu karar hatalı, düzeltmek için Kadir Topbaş'ı ikna etmeye çalışıyorum" demiş. İMÇ'nin yıkılma kararını duyunca bölgeyi tanıyan herkes şaşırıyor. Diyorlar ki, "İMÇ, Tahtakale, Sultanhamam gibi kentin kalbinin attığı bir yer. Onbinlerce insan burada çalışıyor, yüzbinlerce insan buradan faydalanıyor. Burası bölgenin gelişmesini sağlayan bir merkez durumunda. Buraya prestij konutları adı altında 'Osmanlı Konakları' yaptırmayı düşünenler aklını peynir ekmekle yemiş olmalı..."
Gelin de şaşırmayın. Sanki kent yönetimi bir sabah kalkmış, "acaba bugün nereyi yıkmalıyım" diye düşünürken aklına İMÇ gelmiş! İnsan şunu merak ediyor: Koskoca İstanbul'da işi, uğraşı icabı, planları okuma zahmetine katlanan kimse yok mu? Planları, projelerin hazırlanma yöntemini vatandaş mı tartışacak? Gariplik şurada ki, bunları tartışmaya açmak için çırpınan birkaç kişi dışında, kimsenin bu yönteme ve kararlara bir itirazı yok! Herkes kendi işiyle meşgul olduğu için kimse belediyenin hazırlattığı ucube planlara, projelere bakmıyor. Sıra yıkıma gelince fark ediliyor. Belediye meclisleri ve koruma kurulu tarafından iki yıl önce onaylanan "Tarihi Yarımada Koruma Amaçlı Nazım Uygulama İmar Planı" çerçevesinde bölge, 'prestij konutları alanı' ilan ediliyor. Onaylanan bu planlarda "İMÇ'nin desantralize edilmesi" hükmü -ayrı bir bölüm olarak- yer alıyor. Yer almakla da kalmıyor, belediyeye bağlı bir şirket adına güya kentsel tasarım projeleri hazırlanıyor. Tıpkı diğer projeler gibi. Sonuçta planlardan birçok kişinin haberi var. Bir tek bölgede yaşayan, çalışan insanların yok! Osmanlı mirası da, Cumhuriyet döneminin önemli mimari örnekleri de Osmanlı tarzı binalar yapılmak üzere arsaya dönüştürülüyor. Süleymaniye'de, Zeyrek'te, Sulukule'de birtakım kişiler kamusal gücü arkalarına alıp, 'korumacılık' kılıfı altında kendi fikirlerini dayatıyorlar. Kültür mirasının yaratıcı bir uğraş içinde korunabileceğini, bu işin de bir mimari araştırma ve sorgulama konusu olduğunu onlara hatırlatan, aktörlere bunun yöntemlerini gösteren hiçbir kurum, kişi yok.
Modernlik deneyimi
Elbette ki bütün fikirler değerlidir. Ne kadar saçma bulursak bulalım, İMÇ'yi Osmanlı Konakları'na dönüştürmek isteyen zevatın da görüşleri değerlidir. Ancak demokratik bir yönetim biçiminde bir kişi "Ben böyle karar verdim, Tarihi Yarımada'ya 'Osmanlı konakları' yakışır. Bu nedenle bu konu tartışılamaz" diyemez. Bir kenti planlamak yaratıcı bir iştir, farklı fikirlere açıklık ve katılım, araştırma, gözlem, yorum gerektirir. Kamusal işlevleri profesyonelliğe, yaratıcılığa, halkın katılımına kapatanlar kamu adına yalnızca kendi fikirlerini sergiliyorlar. Demek ki bugünlerde planlama, kentsel tasarım, mimarlık gibi işlevlerin marangozluk, sıvacılık gibi uğraşlar olmadığını, yeniden hatırlamamız gerekiyor: Bu modelin berhava etmek istediği yalnızca buradaki sosyal doku değil. Aynı zamanda, kentin tarihsel yapısını yaratıcı bir deneyimle keşfetmeyi amaçlayan profesyonel bir nitelik, bir birikim. İstanbul'un kendi modernlik deneyimi.