İmkansızı iste

Aslında Stanley Kubrick, bir kitap için filme uyarlanamaz dediyse aksini savunmanın bir alemi yok. Patrick Süskind'in çoksatan, onun da ötesinde kült mertebesine yükselmiş romanı 'Perfume:The Story of a Murderer/Koku'ya...

Aslında Stanley Kubrick, bir kitap için filme uyarlanamaz dediyse aksini savunmanın bir alemi yok. Patrick Süskind'in çoksatan, onun da ötesinde kült mertebesine yükselmiş romanı 'Perfume:The Story of a Murderer/Koku'ya yönetmenin getirdiği bu yorum, çoğu sinemacıyı ürkütecek güçte. Alman yazarın kendisinin bu konuda itirazları da gözönüne alındığında 'Koku', uzun süre film uyarlaması el yakacak kitaplar arasında başa güreşti. 1985'te basılan romanın sinemaya gelmesi için 22 yıl geçmesi gerekti. Sonunda 18. yüzyıl Fransa'sında faaliyet gösteren, kokuya olağanüstü duyarlı seri katil Jean-Baptiste Grenouille'in (Ben Whishaw) hikâyesi Alan Rickman, Dustin Hoffman gibi starların da yer aldığı bir kadroyla Almanya'nın son yıldız yönetmeni Tom Tykwer tarafından perdeye uyarlandı. 'Koku' bu haftadan itibaren bizde de gösterimde.
Başarılı imkansızlar
Sinemaya aktarmanın imkansız olduğu düşünülen edebiyat eserleri gani gani. Popüler sinema ile edebiyat her ne kadar kardeş mecralar da olsa bu ikisi arasındaki transferde kaybolacaklar birçok sinemacının ve hayranın korkulu rüyası. Sadece şu son birkaç yıl bile büyük cesaret gerektiren imkansız uyarlamalar yönünden hayli zengin. Bunların hepsinin de imkansız addedilmesinin farklı sebepleri var. Örneğin 'The Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi' ve 'The Hitchhiker's Guide to the Galaxy/Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi' zamanında en başta titiz hayranlarının endişeyle beklediği uyarlamalar. Hayranları için kutsal kitaptan farksız Tolkien üçlemesi 'Yüzüklerin Efendisi', kapsamının genişliği yüzünden film süresi içinde feda edilecek unsurların bolluğuyla da zorlu bir proje. Neyse ki kitaplar Peter Jackson'ın yönetmenliğinde yoğun CGI takviyesiyle perdeye geldi de bu zorlu uyarlama macerası sağ salim atlatıldı.
Douglas Adams'in radyo oyunu olarak başlattığı mizah şaheseri 'Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi'nin seri romanlar, televizyon, tiyatro, bilgisayar oyunları ve çizgi romanlar gibi farklı mecralara aktarılmış olması da fark etmedi. O da iki sene önce seyrettiğimiz Garth Jennings imzalı filme kadar, sinemaya uyarlamanın zorlu olduğu kültlerdendi.
Dil uyuşmazlığı
Bir de sıradışı anlatımları yüzünden sinemacıların ömür billah el atmak istemediği romanlar var. Örneğin Virginia Woolf'un bol nükteli, çağlarüstü romanı 'Orlando'. Bir tarafta görselliğe aktarması hayli zor dil diğer tarafta hikâyenin yarısında cinsiyeti değişen bir kahraman. Bunlara hikâyenin 16. yüzyılda başlayıp 20. yüzyılda bitmesini ekleyince 'Orlando', film uyarlaması kafada en zor canlandırılacak romanlardan. Bu zorluğun üstesinden de 1992'de Britanyalı yönetmen Sally Potter geldi. Kahramanın erkekten kadına drönüşmesi zorluğunu ufak bir pürüze dönüştüren, eşsiz bir yüze sahip başrol oyuncusu Tilda Swinton'ın büyük katkısını da es geçmemeli.
2005'te Michael Winterbottom'ın beyazperdeye uyarladığı Laurence Stern imzalı 18. yüzyıl romanı 'Tristram Shandy'nin sinemacılara çıkardığı zorluklar eşine kolay kolay rastlanmayacak türden. Örneğin kahraman, hikâye başladıktan sonra uzun bir süre doğmuyor, konuyu her fırsatta saptırıyor. Winterbottom ise bu zorluklarla, romanı uyarlamanın imkansızlığı üzerine bir hikâye aktararak başediyor. Antisemitik içeriği yüzünden yıllarca sinemanın haklı olarak uzak kaldığı Shakespeare oyunu 'The Merchant of Venice/Venedik Taciri' de bu unsuru tersyüz eden Michael Radford imzalı bir uyarlamayla daha geçen sene perdeye gelebildi.
Kokulu filmler
'Koku'nun sinemaya çıkardığı zorluk ise hepsinden farklı. Patrick Süskind'in romanı, sinemanın en uzak olduğu duyuya, adı üstünde, kokuya odaklanıyor. Guardian'ın film eleştirmeni Philip French'in, 'Koku' gösterime girdiğinde kaleme aldığı ve sinemanın kokuyu da kapsama çabalarının anlattığı yazısı, böyle girişimlerin bu işin zorluğunu altını çizmekten başka bir şey yapmadığını gösteriyor. 1960'da gerilim 'Scent of Mystery'nin gösteriminde sinemaya hızlı yayılan kokuların püskürtüldüğü Smell-O-Vision tekniği, ya da John Waters imzalı 'Polyester'de izleyicilere filmde işaret verildiği sırada açılacak koku kartları dağıtılması, French'in verdiği örneklerden birkaçı.
Tom Tykwer, 'Koku'da bu tür deneylere girişmiyor, kokuları görsel çağrışımlarla izleyicisine aktarma yolunu seçiyor. Grennouille'in doğduğu balıkçı pazarının ağır rayihası, ilk kurbanının cezbedici kokusu perdenin sınırlarından çıkmadan seyirciye veriliyor. Perde sınırları içinde ise her şey mübah. Grennoullie'in kokladığı nesnelerin içine geçmeyi mümkün kılan efektler, burnuyla iz sürdüğünü belli eden olağanüstü hızlı çekimler 'Koku'nun en cezbedici unsurlarından. Ne de olsa kamera arkasında, 'Run Lola Run/Koş Lola Koş'ta enerjikliğiyle çığır açan Tom Tykwer var.
Ama tabii ki, her kült gibi 'Koku'yu uyarlamanın zorluğunun da tek bir sebebi yok. 'Koku' da hayranlarının korumacı bir tavırla sahiplendiği metinlerden. Örneğin gösterim sonrası Ben Whishaw'un Grenouille'i oynamak için fazla yakışıklı olduğu, kulağımıza çalınan ilk itirazlardan birisiydi. Bu arada Britanya sahnelerinin en genç Hamlet'lerinden biri olan Whishaw, tiyatroya ağırlık vermeyi düşünüyor. Ne var ki önceki filmi 'Stoned'da Keith Richards'ı canlandıran, 'Koku'da da kamerayla münasebetinin sağlamlığına tanık olduğumuz Whishaw, sinemaya pek de uzak kalamayacak oyunculardan.
Ama başrol oyuncusu tercihi tartışılan Tom Tykwer, 'Koku'da, kitabı hayranlarını küstürmeden uyarlamanın da ötesindeki zorluğun, sinemanın hiç de dost olmadığı bir duyuyu konu alma sıkıntısının üstesinden layıkıyla geliyor. 'Koku', sırf bu yüzden bile seyredeğer. Tabii filmin bonusunu, hikâyenin ayrıksı tonunu yakalayıp kahramanının karanlık karakterine nüfuz eden sürükleyici üslubunu da es geçmemeli.

Erman Ata Uncu