''İmkâna tutuldum''

Bu yazıyı okumaya başlamış herkesin bu Pazar gününü istiyorum. Gözümün önünde Pazarlardan bir bulut oluşuyor. İnce, uçucu bir bulut. Yine de sırtını yaslasan seni ömür boyu tatlı tatlı sallayacak bir bulut.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Bu yazıyı okumaya başlamış herkesin bu Pazar gününü istiyorum. Gözümün önünde Pazarlardan bir bulut oluşuyor. İnce, uçucu bir bulut. Yine de sırtını yaslasan seni ömür boyu tatlı tatlı sallayacak bir bulut. Yanardöner ıpıltılarıyla ruhu şen bir bulut.
Öte yandan asabi bir bulut. İnce sızısı kırk döşeğin altından hissettiğin bezelye tanesi gibi. O bezelye tanesi uykularını çaldı, seni huzursuz etti diye sana kendini tuzu kuru, nanemolla, beyzade hissettirip canına okuyan bir bulut. Çoğunluk kendini beyaz, kolalı bir peçete gibi hissetmeni isterler, o bezelye tanesinin dahi hesabını görüp üstünde uyuyamadığın için. O bezelye tanesi kırk döşeğin altına saklanmış, unutulup unutturulmuş, üstüne bir bardak ılık süt içilmişken hâlâ seni uyutmuyor, üstüne üstlük hırçın, huysuz, kavgacı yapıyorsa işte o bulutun sihriyledir. Dolayısıyla kutludur.
Ben, bu şiiri okuyarak başlamışların Pazar gününü istiyorum. Kutlu bir bulut gibi üstüme örteceğim. Kutlu bir bulut gibi üstüne örtebilsin diye, isteyen herkes.
Gülten Akın, benim şairlerimdendir. Şiirseverler, 'benim şairlerim' gibi tevazu ile frenli insanları mahcup edecek afili tamlamalar kullanabilir. Ey, şiir severler, sakın utanmayın, "Benim şairlerim" derken. Şu dünyada insan gönül rahatlığıyla bir tek şairleri sahiplenebilir. Bu, insanın yüzünü kızartmayacak tek alışveriştir.
Ah, şair cakasını hatırlatıp onu mazlumların safından kopartıveren dilin dışında bir dil bilseydim. Keşke sarhoş olup yalnız kendimle konuşabildiğim gibi yazmanın dilini keşfetmiş olsaydım. Şair, deseydim, çoğunluk kendi de bilmez neyi neden nasıl kime yazdığını. Şiir, şairden hep daha derinde, daha uğultulu, daha büyülüdür. Şiir, bizi ayıran, birleştiren, ufkumuzu genişleten, ufkumuzu çizen ırmaklarla akar önümüzden, ardımızdan, aramızdan deseydim. Sonra bir soluk alıp çaresizlikle ekleseydim; kimileri o ırmağın kıyısına atar oltasını, şiir, yakalanır, inşa edilmez, en inşaatı sağlam görünen şiir, bir çırpıda yazılıveren şiirdir, deseydim. Ama olmuyor işte. Dediklerim, en başında bana yetmiyor. Ne kadar uğraşsam, kaç kat olursa olsun, bu dil döşeğinin altındaki bezelye yakıyor canımı.
Şu dünyada herkesin şairleri vardır. Kendisi bilmese dahi o şairler hep ona yazar. Bir gün keşfettiğinde o şair, 'senin' olur. Koynundan çıkmaz geceler boyu. Gündüzünü karıştırır. İkindini zehreder. Sabah onunla uyanırsın.
Gülten Akın'ın adı şiirdir. İlkgençliğimde "Kestim Kara Saçlarımı" ile başlayan incecik bir okumadır. İçinde, belki en az kullandığın yerinde yuvalanır önce, sonra usul usul çınlar, bulanır, apansız harelenir, uzak tepelerden gecene yalnız bir yabanın çığlığı gibi yankılanır. Çok uzak bir trenin sesi ya da bir sis düdüğü. Seni alır, sesine katar, kendiyle okur. Yola çıksan uykulu garlarda elinden tutar, hiç yormayan şefkatiyle en kimsesiz başını okşar. Kırılgandır da. Ondan yüksek ses, kahramanlık, başa kakan ustalık bekleyene küser. Susup düşe düşer. Kapısından içeri sızamaz, avından el almayan. Gülten Akın'ın şiiri, imkâna tutulmuş balinadır.
Elbet okumuştum daha önce defalarca. "Sessiz Arka Bahçeler" kitabında. Ama belki "Kimi şiirler bekler kimi yaşları" yüzünden, belki kendimi kendimden bir an dinleyip yaraya durmuşluğumdan, alıp bir kez daha okuduğumda artık bu şiirin burcunda öleceğimi, ömür boyu her önüme baktığımda dünyayı tarttıklarımın arasında bu şiirin de olacağını anladım. Şiirin engin gücüyle sarsıldım. İmkâna tutuldum.
Şiiri sabah kalktığımda, müzik dinlerken, bir ekmek parçasını kemirirken, oğlum bana küsmüşken, su içerken, seviştikten hemen sonra, kafam iyiyken, ımızganma halinde, gece uykuyu kovalarken, incinmişken, incitmişken okudum, bir daha okudum. Her seferinde sanki bende yontulan bir pırlanta gibi yeni bir yüzü ışıdı.
Bu Pazar, size bu şiiri uzatayım istedim. Kendi pırlantanızı kendiniz yontasınız diye. Olur a, Barış Pirhasan'ın "Moby Dick" şiiri ile Bilge Karasu'nun "Avından El Alan" öyküsünü de bir kere daha okuyacağınız tutar. Bir usul oturup kanın kimin kanı olduğunu düşünürüz o buluta yaslanıp.
Bu şiir sence ne anlatıyor, diye soracak olan varsa: Kime ne? Asıl size ne fısıldıyor?

Yıldırım Türker'in bu yazısı daha önce yayınlandı.

Balina
Göğü gördüm imkâna tutuldum düşü sevdim
dalıp çıkmalarım "orda bir şey"e dönüktü
kaç kez bir şey, başka bir şey
sıçradım hem yittim
hem belirlendim
derin durdum, teknenin altına girdim
sarstım
sarsıldım vuruşun gitgide usta vuruşuydu
sustum düşe düştüm
senin mi kan, yaralarımdan mı
hey kaptan
ne balinayım ben şimdi inadı içinde
ne senin mavi balinan

GÜLTEN AKIN