İnanmak ya da inanmamak

Tanrıya inanır mısınız? Eğer öyleyse tersinin telaffuz edilmesine de eyvallahınız var mı? Ateizmin o kadar da kolay dile getirilemediğini gösteren iki güncel olay söz konusu. Hem burada hem de dışarıda...
Haber: Erman Ata Uncu / Arşivi

Tanrıya inanır mısınız? Eğer öyleyse tersinin telaffuz edilmesine de eyvallahınız var mı? Ateizmin o kadar da kolay dile getirilemediğini gösteren iki güncel olay söz konusu. Hem burada hem de dışarıda... Meselenin yurtdışı ayağı, bu hafta bizde de gösterime giren yeni fantastik maceramız The Golden Compass/Altın Pusula. Chris Weitz'in yönettiği filmin, diğer fantastik maceralara göre polemiğe daha elverişli bir temeli var. Altın Pusula, ateist Philip Pullman'ın baskıyla mücadeleyi temel alan His Dark Materials/Karanlık Cevher başlıklı fantastik kitap üçlemesinin ilk halkası. Dolayısıyla epey yüksek bütçeli bir Hollywood yapımına (şimdiye kadarki en yüksek bütçe olduğu söyleniyor) uyarlanması, Katolik kilisesinin ve Evanjeliklerin pek hoşuna gitmiyor. Örneğin üçlemeye ayrı bir "ilgi" gösteren Katolik yazarlar Pete Vere ve Sandra Miesel, Philip Pullman'ın bu kitaplarında Lewis (Narnia Günlükleri) ve Tolkien'in (Yüzüklerin Efendisi) imgelemini ateizme özendirmek amacıyla kullandığını, metindeki anti-Katolik ve din karşıtı ton ne kadar yumuşatılırsa yumuşatılsın kitaplara ilgiyi artıracağı için filmlerin görülmemesi gerektiğini söyleyip duruyorlar.
Meselenin Türkiye ayağında ise teorik bir kitap, The God Delusion/Tanrı Yanılgısı var. Britanyalı bilim adamı ve yazar Profesör Richard Dawkins'in ABD ve Britanya'da bestseller listelerinden düşmeyen kitabı Temmuz'da Türkiye'de de Kuzey Yayınları tarafından basıldı. Sonrasında da bir okuyucu, malum sebepten, kitapta inanan insanların aşağılandığı gerekçesinden yola çıkarak savcılığa suç duyurusunda bulundu. Şimdiki durak savcılık. Tabii ki ateizm suç değil ama savcılığın incelemesi sonucu dava açılırsa Tanrı Yanılgısı'nın yayımcısı ve çevirmeni, TCK'nın "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" suçunu kapsayan 216. maddesi uyarınca yargılanacak.
Altın Pusula'ya tepkiler, yasal bir sürece girmedi. Ama ABD'nin en büyük Katolik organizasyonu Katolik Birliği, çocukları Altın Pusula'ya götürmenin onları ateizmle tanıştırmak anlamına geleceği endişesini körükleyecek kampanyalara daha film gösterime girmeden ağırlık verdi. Her ne kadar Philip Pullman, "En iyi din güçten uzak din. Eline güç geçtiği anda din iyilikten uzaklaşıyor" gibi demeçler verse, filmin oyuncularından Daniel Craig, Pullman'ın kitaplarda aslında otoriteye ve baskıcı rejimlere karşı olduğunu söylese de Katolik cemaat pek ikna olmuş değil.
Derdi otoriteyle
Aslında pek öyleymiş gibi durmuyor ama Daniel Craig'in söyledikleri, hedef kitleyi korkutmamak için yapılan, "ne şiş yansın ne kebap" türünden bir piyasa stratejisinden fazlası. Verdiği demeçlerden anlaşıldığı üzere Pullman'ın derdi gerçekten de otoriteyle. Örnek, İngiltere'deki East Anglia Üniversitesi'nde yaptığı ve Humeyni'nin İran'ını da, Stalin'in ateist Sovyetler Birliği'ni de teokratik rejimlere örnek gösterdiği konuşması. The New Yorker'ın aktardığı konuşmanın canalıcı noktası da yazarın teokrasi tanımı: "Teokrasi, insanların sorgulanamayacak bir şey adına gücü kendi ellerinde toplama eğilimlerini gösterir".
Filmde de çatışma daha çok bu yönde. Hikâyenin kahramanı, 11 yaşındaki Lyra Belacqua (Dakota Blue Richards), görsel olarak birçok yönüyle kiliseyi anımsatan Magisterium adlı bir kurumla mücadele ediyor. Mücadelenin sebebi, Magisterium'un iktidarı yitirmemek uğruna bilgiyi elinde tutması, Lyra'nın da bilgiye ulaşılacak anahtarlardan biri olması. Filmin yönetmeni Chris Weitz, eseri etrafında dönen tartışmalardan memnun. Nasıl ki yine Katolik Birliği tarafından boykot edilen Da Vinci Şifresi gösterime girdiği senenin en büyük hitlerinden biri olduysa bu tepkilerin de Altın Pusula'ya yarayacağı umudunu beslediğini söylüyor. Tabii ki önceki filmlerinden (Bir Erkek Hakkında ve kardeşiyle beraber yönettiği Amerikan Pastası) gelişkin bir mizah anlayışına sahip olduğunu bildiğimiz Chris Weitz, belli ki konuya ilişkin bir yorum yapması istendiğinde bu umursamaz tavrını takınmış. Ama kilisenin boykotuna rağmen Altın Pusula'nın Da Vinci Şifresi'ninkine yakın boyutta bir gürültü koparması zor gibi. Zira Da Vinci Şifresi'nde kiliseye ve dine doğrudan yöneltilen bir eleştiri yerine Altın Pusula'da dolaylı bir hikâye var. Hedef kitledeki çocukların bağlantıyı kurmakta zorlanacağı kadar dolaylı. Zaten kilisenin boykotu da, filmin kitaplara ilgiyi artıracağı endişesinden yola çıkıyor. Hatta internetteki dini film eleştirisi yoğunluğuna tepki olarak kurulan www.filmatheist.com sitesi bile tam ağzına layık malzemeye rağmen, ortada diğer çocuk fantezilerinden pek de farklı bir film bulamamış.
Tanrı Yanılgısı meselesi ise haliyle ateizme tavırla ilgili daha net bir resim çiziyor. Ne de olsa Altın Pusula'ya tepkiler Hollywood, sektörel stratejiler, oyuncu demeçleri gibi daha dolambaçlı yollardan ilerliyor. Tanrı Yanılgısı'nın "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" edip etmediği meselesi ise ateizme tepkiden çok da bağımsız değil. Zira Tuba Akyol'un Milliyet Pazar'daki köşesinde belirttiği gibi ya iş, ateist bir vatandaşın dini kitaplarda "inanmayan insanları küçük düşüren ifadeler" olup olmadığının sorgulanmasını talep etmesine varırsa!