İnanna'nın yol şarkıları

Bir kadının kimliğini arayışı; yeraltında yaptığı üç günlük yolculuğu sırasında, kapılarını zorlu bekçilerin tuttuğu geçitlerin her birinde giysilerinden birini daha bırakmak zorunda kalan Sümer tanrıçası İnanna'nınkine ne de çok benziyor...
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Bir kadının kimliğini arayışı; yeraltında yaptığı üç günlük yolculuğu sırasında, kapılarını zorlu bekçilerin tuttuğu geçitlerin her birinde giysilerinden birini daha bırakmak zorunda kalan Sümer tanrıçası İnanna'nınkine ne de çok benziyor... Modern yaşamın içindeki kadın en başta ailesinin içinde, sonra özel hayatında, iş hayatında, sonra kendi kurduğu aile hayatında kimliğinin peşinde yaptığı yolculuk boyunca geçtiği her durakta bir yandan çoğalırken, bir yandan da pek çok parçasını bırakıyor geride. Sonunda o parçaları toplayıp biraraya getirdiğinde buluyor kendini, bir bütün oluyor.
Kadın olmak erkek olmaktan daha mı zor? Geleneksel toplumlar için buna kolayca evet demek mümkün olsa da, modern toplumlarda yaşanan kozmopolit hayatlar için aynı şeyi söylemeden önce bir daha düşünmek gerekiyor. Kadın olmayı böylesine zorlu kılan cinsiyetçi ideoloji, bir simetrinin öbür tarafından bakıldığında erkekler için de erkek olmayı neredeyse aynı derecede zorlaştırıyor. Yine de tek başına bir hayat sürebilmek, bir evlat sahibi olmak, bir boşanmanın yükünü taşımak gibi çok zorlu alanlardan, bir parkta tek başına dolaşıp sonra da bankta oturup bir sigara yakmak kadar küçücük "ayrıntılara", hayat ne kadar modern olsa da kadının sırtına yükledikleri biraz daha ağır demek, pek öyle taraflı bir yaklaşım olmasa gerek.
Şarkılarda kadın sesleri
Neneh Cherry, 1996 tarihli 'Man' (Erkek) adlı albümünde yer alan 'Woman' (Kadın) adlı parçasında, "Bu bir kadının dünyası, bu benim dünyam" diyor. "Çocuğumu doyurmak için kendim aç kalırım, bütün Etiyopya'yı taşırım içimde..." Ve devam ediyor: "Doğurdum ve büyüttüm, temizledim ve doyurdum. Ve iyi eden hünerlerime bakıp cadı dediler bana... Kanım her erkeğin ve her çocuğun içinden akar. Beni doğuran bu Tanrı'sız toprakta, öyle çok gözyaşı döktüm ki, görür kör olan bile..."
Björk de, 'Homogenic' (1997) albümündeki 'Bachelorette'de benzer şeyler söyler o ürperten ve esirgeyen kadın sesiyle: "Ben bir kan çeşmesiyim, bir kızın biçiminde... İç beni, gerçek hissettir bana kendimi... Oynadığımız oyun hayat, aşk iki yollu bir rüya... Korlardan bir patikayım ben, ayaklarının altında yanan, sensin beni yürüyen, tek yönlü yolunum senin ben... Sudaki bir fısıltıyım ben, bir sır, duyman için... Bir ağacım ben, üzerinde kalpler biten, aldığın her biri için bir tane daha, sen zorla dalan elsin, kırdığın dalım senin ben..."
Şarkılarda kadınları dinlemek ne kadar zor, ne kadar gerçek. Sinead O'Connor'un o vahşi, o kırılgan vokalinde mesela. Soğuk ve karanlık bir gecede döneceğini söyleyerek denizlere açılmış erkeğine, 'Jackie'sine seslenen kadının ağzından konuşurken, 1987 tarihli 'The Lion and the Cobra' albümünde: "Bunca zamandır bekliyorum, erkeğimin dönmesini, elimi alıp eline, götürmesini beni, bilinmedik bir sahile... Kumları yıkıyorum, tuzlu gözyaşlarımla, kıyıyı arayarak, bu uzun yıllar boyunca ve yürüyeceğim denizleri daha sonsuzluklar boyunca, buluncaya kadar Jackie'mi, buluncaya..."
Benim adım Angelene
Cowboy Junkies'in vokalisti Margo Timmins o büyülü vokaliyle yumuşak yumuşak söylüyor, 'The Trinity Sessions'daki (1988) 'Misguided Angel'da (Yanlış Yola Saptırılmış Melek): "Modern bir dünyada çok fazla güç var, modern bir kızın ruhunu hırpalayan" diye. Ardından, PJ Harvey'in 'Is This Desire' (1998) albümündeki 'Angelene'i yükseliyor sessizlikten ağır piyano tuşelerinin sonsuz hüznünün perdelerini aralayarak: "Adım Angelene'dir, gördüğünüz en sevimli sefil, para için aşktır günahım. Hangi erkek seslense, alırım içeriye. Pembe beyaz bir kızım, güzeldir ağzım, gözlerim yeşil, erkekler görürüm gelip geçerler, ama bir tanesi olacak ki, ruhumu tutup gelecek bana. ... Güzel Tanrım, hayat nazik değil, insanlar doğuyor ve ölüyor, ama duydum ki bahsedilmeyen neşe varmış, bir yol gibi açık uzayıp giden önümde..."
Nina Simone'un unutulmaz parçası 'Four Women'da (1964) da vardır kadının önündeki yanlış yollar. Dört kadından bahseder bu şarkıda Simone, tenlerinin farklı tonları bambaşka dünyalara ait olmalarına neden olmuş dört siyah kadından. "Defalarca yüklenmiş" sırtı "acıları taşımaya" yetecek kadar güçlü Sarah Teyze, bir beyazın piçi olan melez Saffronia, "davetkâr kalçaları" ve "şarap gibi dudaklarıyla" "satın alacak parası olan herkesin küçük kızı" bronzi Tatlı Şey ve ana babası köle olan ve "bugünlerde fazlasıyla gazaplı" olan Peaches.
'Jezebel'in hikâyesini anlatır Sade de, 1985'te çıkardığı 'Promise' albümünde. "Jezebel önünde gümüş tepsilerle doğmadı... Muhtemelen hepimizden daha azına sahipti... Jezebel, nasıl da bir kadın. Prensesler gibi yeni elbisesinin içinde. Nereden buldun bunu? Bilmek istiyor musun gerçekten, dedi... Dedi ki, her kış bir savaştı, istiyorum bana ait olanı almayı..."
Kadın olmak için bir sebep
Parayla satın alınan güzelliğin, kadının her ne pahasına olursa olsun genç ve güzel görünmek zorunda olduğu yanılsamasını yaratan mentalitenin eleştirisini, 20. yüzyılın lanetlenmiş kadını Courtney Love söyler, grubu 'Hole'un 'Old Age' (Geçkin Yaş) adlı şarkısında: "Tükürür aynalara... Hepimiz biliyoruz, öfkesi sonsuz. Bana öyle geliyor ki, biliyor, bütün bu parıltılar acı."
Kadın olmak çok mu zor? Muhtemelen. Peki kadın olmaktan kaçmak mümkün mü? Portishead'in o unutulmaz ilk albümünün klasikleşmiş parçası 'Glory Box'ta Beth Gibbons'un kırgın bir meleği çağrıştıran sesinden dinleriz bunun cevabını: "Çok yorgunum, bu ok ve yayla oynamaktan, verip kurtulacağım kalbimi, bırakacağım başka kızlar oynasın diye, çünkü çok uzun zamandır bir baştan çıkarıcıydım ben. Sadece bir sebep ver bana seni sevmem için, bir sebep ver, bir kadın olmam için... Bir kadın, bir kadın olmak istiyorum ben sadece."
Ama, zor da olsa değer yeraltındaki bu yolculuğa çıkmaya. Gücünü de kırılganlığını da kadınlığından alan Tori Amos 1992 tarihli 'Little Earthquakes' albümündeki 'Girl'de, umudunu dile getirir: "Gölgenin içinden seslenir ve gölgenin içinden bir yol bulur. Ve gölgenin içinden sürünür... Hep başkalarının kızı oldu, belki bir gün kendinin olur..."
Kız kardeşler kendileri için yaşıyor
Belki bir gün... Yeraltındaki yolculuk, ne kadar çok parçayı alıp koparsa da, sonunda ışığa çıkaracaktır yolcusunu. Euruthmics'in sıkı hatunu Annie Lennox'un Dave Stewart'la birlikte bestelediği ve Aretha Franklin'in 'Who's Zoomin' Who?' (1985) albümünde Lennox'la birlikte seslendirdiği 'Sisters Are Doin' It for Themselves'de söylediği gibi:
"Bir zamanlar derlerdi ki, her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Ama şimdi değişen bu zamanda biliyorsun ki bu artık doğru değil. Yani çıkıyoruz mutfaklardan, çünkü söylemeyi unuttuğumuz bir şey vardı. Kız kardeşler kendileri için yapıyorlar yaptıklarını. Ayaklarının üstünde duruyorlar. Ve kendi zillerini çalıyorlar. Şimdi bu kutlamak için bir şarkı, kadın milletinin bilinçli özgürleşmesini! Analar, kızları ve onların kızları. Kadın kadına, sizinle söylüyoruz şarkıyı. 'Eksik etek' yeni bir çehre kazandı. Doktorlarımız var, avukatlarımız, politikacılarımız da. Herkes bir baksın etrafına. Görüyor musun, görüyor musun, görüyor musun? Bir kadın var tam yanında!"