İnce hastalık hikâyeleri

Tüberküloz çok değişik bir hastalık, nev-i şahsına münhasır... Öncelikle tüberküloz bulaşıcı bir hastalık; bu nedenle de toplum sağlığında önemli bir yeri var. Bir toplumdaki görülme sıklığı...
Haber: GÖKSEL KITER / Arşivi

Tüberküloz çok değişik bir hastalık, nev-i şahsına münhasır... Öncelikle tüberküloz bulaşıcı bir hastalık; bu nedenle de toplum sağlığında önemli bir yeri var. Bir toplumdaki görülme sıklığı, toplumsal yaşam standartlarının kötüleşmesiyle koşut düzeyde artıyor. Günümüz verileri arasında en korkutucu oranlar, Rusya'dan, özellikle de cezaevlerinden geliyor.
Bulaşma için akciğerlerinde tüberkülozu olan bir kişinin konuşma, öksürme, aksırma, şarkı söyleme vb. ile çevresine kolayca yayabildiği mikrop taşıyan damlacıkların havada asılı kalması ve bir başkası tarafından solunması gerekir. Mikrobu almak, her zaman hasta olmak anlamını taşımaz. Önce mikrobun giriş yerinde, ki çoğunlukla akciğerler, bir takım olaylar oluşur ve kana karışıp çeşitli bölgelere dağılan mikropların, vücut direnci yüksek kişilerde, yaşam fonksiyonlarını neredeyse durdurarak uyur hale geçmeleri ile olay sınırlanır. Uyanmaları ve hastalık oluşturmaları içinse bazı özel koşullar, ciddi beslenme bozuklukları, kötü yaşam koşulları ve ağır hastalıklar gerekir.
Eğer hastalığın nedeni, kendisini öldürebilen az sayıdaki ilaca henüz direnç geliştirmemiş tüberküloz mikrobu ise tedavinin başarı şansı çok yüksek. Yani tüberküloz tedavi edilebilir bir hastalık. Ancak altı ay süreyle, mutlaka düzenli ve birarada kullanılmaları gereken, başta dört sonrasında iki çeşit ilacın alınması halinde tedavi başarısı olası. Yakınmaları azalınca ilaç almayı bırakma eğilimindeki insanlar için bu ayrıcalıklı tedavi iyice anlatılmalı ve ayrıca tedavi gözetim altında verilmeli. Sosyal, toplumsal, ekonomik ve psikolojik yönleriyle de ele alınmalı.
Çocuk tüberkülozlular var örneğin; ilaç reçete etmenin çok ötesinde bir yaklaşım gerektiriyor. Dispanserde çalıştığım dönemde bir doktor arkadaşımla tasarlayıp yaşama geçirdiğimiz, çocuk hastalarımızla resim çalışmaları etkinliğini halen mutlulukla anarım. Büyük tabletleri bir türlü yutamadığından yakınan küçük kıza, öncesinde ve o sırada bol bol su içmesini öneren arkadaşının içten desteğini anımsarım arada, yüzüm aydınlanarak.
Bir de "dirençli tüberküloz" yönü var olayın. Tedavisine uyum sağlamayan, tüberküloz tedavisinin ilkeleri konusunda eğitim verilmemiş hastaların ya da yeterli bilgi ve bilince sahip olmayan doktorların yol açtığı uygunsuz ve düzensiz tedavi sonucu, akıllı tüberküloz mikropları ilaçlara direnç kazanabiliyor. Başka bir deyişle, doğanın varlıklarını sürdürmeleri için aralık bıraktığı küçük kapıyı, tüberküloz tedavisinin olmazsa olmazlarına uymayan doktorlar ya da hastalar aracılığıyla ardına dek açabiliyorlar. Sonrası tam bir kabus. Başta toplum ve sağlık çalışanları, sonra duyarlı hastalar için. Çevrelerine ilaçlardan etkilenmeyecek, direnç kazanmış mikrop saçan kaynaklara dönüşüyorlar. Bu durumda tedavi, hem güç ve başarı şansı düşük, hem daha fazla yan etki riski taşıyor, hem daha pahalı. Bir yazı okumuştum, başlığı "Çok ilaca dirençli tüberkülozlu bir doktor olmanın dayanılmaz ağırlığı". Doktorun adı Cenk Deliküçük. Halen yüreğimi sıkıştırır aklıma geldiğinde. Ölsen ölünmez, o şekilde de yaşanmaz. Neyse ki meslektaşım hastalıktan büyük uğraşlar sonucu kurtulabilmiş ve bir şeyler yapmak için kendi başımıza gelmesini beklemememizi istiyor.
Bir hasta öyküsü
Bir verem savaş dispanserinde göreve başladığımda özellikli bir hastamız olduğunu öğrendim. Göreve başlar başlamaz dehşet verici öyküsüyle tanıştım, kısa süre sonra da kendisiyle. "Çok ilaca dirençli tüberküloz" tanısı konalı epeyce uzun bir zaman olmuştu. Beş kalem olan ilk seçenek tüberküloz ilaçlarının hiçbiri ondaki hastalığın etkenini yok edemiyordu. Yapılabilecekler sınırlıydı ve hastaneye yatmalıydı. Kabul etmiyor, kaçıyor, dirençli mikroplarını toplumda yayarak dolaşıyor, yazları bir Doğu ilimize, memleketine 20 küsur saat otobüs yolculuğu ile gidiyor, durumundan habersiz insanlarla yolculuk ediyor, yazı serbestçe dolaşarak geçirip sonra bir başka otobüs dolusu insana eşlik ederek dönüyordu. Küçük bir evde yaşayan, kalabalık bir ailesi vardı, çocuklar sayıca çoğunluktaydı. Henüz ailesinden yeni bir dirençli tüberküloz olgusu çıkmaması mucize gibi bir şeydi. Bütün bunları öğrendiğimde dehşete kapıldım. Tedavisine uyum göstermeyen tüberkülozlu hastaların altı aya dek hapsedilebileceğini biliyordum ama sürecin başlatılmasının ve tamamlanmasının güç olduğunu söylüyordu, benden önce bu konuyla ilgilenen meslektaşlarım. Özelleşmiş merkezlerde yürütülmesi gereken bir tedaviyi, yalnızca hastayı cezaevine koymakla organize edemeyeceğimiz açıktı. O sırada, alacak sorunu nedeniyle üç ay cezaevinde tutulan, bu sırada tüberkülozlu olduğuna bakılmadan bir koğuşa konulan ve tedavisi sürdürülmeyen başka bir hastam bu görüşümü doğruladı. Açık olan bir başka şey de toplumsal açıdan süregiden bu tehdidin rahatsız edici boyutuydu. Bir şeyler yapmak gerekliydi. Hastayla konuşmaya karar verdim, ne riskler aldığımın farkında olarak. Uzunca süren bir konuşmanın sonunda "Peki doktor hanım, yatacağım hastaneye" dediğini duyduğumda sevinçten havalara uçtum. Yalnız birkaç gün izin istedi. Eşyalarını almak bu kadar sürmezdi, nedenini sordum. Yanıtı kanımı dondurdu: Hastanenin yemeklerini yiyemiyorum da, dişlerimi yaptırıp öyle geleceğim... O an gözümün önüne, hastasının özel sağlık durumunu bilmeden saatlerce ağzının içinde uğraşacak olan diş hekimi geldi. Zaten gözümün önünden gitmeyen, yaşamın çeşitli anlarını farkında olmadan bu kişi ile paylaşan insanların arasına bir kişi daha eklemekten öte bir dehşet duygusuydu yaşadığım, olayın boyutunun akla gelmeyecek hangi noktalara dek uzanabileceğine gözlerimi açıyordu bu olay. O hasta hastaneye yattı, tedavisi uygulandı ve ayrılışımdan bir süre sonra iyi haberi aldım. Karşılaşılan onca hastadan biri değil de toplumsal ve psikolojik yönleriyle ele alınırsa üstesinden gelinebilecek bir durumdu. Mutlu sonla bitmesi gerçekten de şanstı. Daha sonra benzer konumdaki bir hastanın, çözümü ancak hastanenin çatısından kendini boşluğa bırakmakta bulabildiğini bir gazete haberinden öğrendiğimde içim bir kez daha acıdı. Başka öyküler de var kuşkusuz, bildiğim, yaşadığım ya da haberimin olmadığı. Hepsi aynı noktaya gidiyor: Tüberküloz rehavete kapılabileceğimiz veya fedakârlık yapabileceğimiz bir sağlık sorunu değil.
Biliyoruz ki şu an tüberkülozu kontrol altında tutabilecek bütün önlemleri eksiksiz biçimde yerine getirsek ve taviz vermeyerek sürdürsek bile sorunu 30 yıldan önce çözmemiz, bu hastalığın bulaştırıcılık ve ortaya çıktığı riskli grupların özellikleri nedeniyle olası değil. O önlemleri alabilmenin de çok uzağındayız zaten.
Çin deyişine uyarlayacak olursak, bugünü düşünüyorsan anlık düzenlemelerle o günün sağlık gündemini biraz rahatlat, birkaç yıl sonrasını düşünüyorsan hastalarını tedavi et. Ama 100 yıllar sonrasıysa düşündüğün koruyucu hekimliğe, eğitim etkinliklerine, eşit, karşılıksız ve kesintisiz sunulan sağlık hizmetlerine önem ver ve uygulamadaki düzenlemeleri bilimsel dayanaklarla yap...
GÖKSEL KITER: Doç. Dr., Pamukkale Üni., Tıp Fak., Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı