İnsanın hikâyesi

İnsanın hikâyesi
İnsanın hikâyesi

Hasan Cemal.

Hollanda-Türkiye maçında tribünler inliyor: "Ayağa kalkmayan Ermeni olsun!" Anımsanacak daha nice ırkçı inciyle dolu bir repertuvar var
Haber: KARİN KARAKAŞLI / Arşivi

‘Her yıl belirli tarihlerde hüzünlü yüz ifadeleriyle Agos’un koridorlarında boy göstermek, 19 Ocak’larda Hrant Dink’i anma törenlerine, yürüyüşlerine katılmak... Ermeniler acaba ‘Cemal Paşa’nın torunu’yla kendi acılarını paylaşmak istiyorlar mıydı, isterler miydi? Bilemedim. Ama sonra, Erivan’da güneşin etrafı kızıla boyayarak sisler içinde doğduğu o sabah vaktini anımsadım. Ermeni Soykırımı Anıtı’na üç beyaz karanfil bırakırken kendi başıma mırıldanmıştım: ‘Sevgili Hrant, beni buraya senin acıların getirdi; senin ve atalarının o acılarını anlamaya, yüreğimde hissetmeye çalışıyor ve paylaşıyorum. Rahat uyu kardeşim’…”
Hasan Cemal’in ‘1915: Ermeni Soykırımı’ kitabındaki bu satırları okuyunca, başımı bir an kaldırıp duraklıyorum. Baştan sona bir insanın kendi hayat muhasebesi üzerine kurulmuş kitap , eski zaman yığma taş kaleleri gibi sağlam ve vakur duruyor ellerimin arasında. Katılır ya da katılmazsınız ama yanlış diyemezsiniz, çünkü insan hayatıdır. İnsan hayatına itiraz edemezsiniz.
Hiçbirimiz ailemizi, kökenimizi seçemiyoruz. Ama biyolojik ve genetik mirasla gelen birikimle hayat içinde nasıl devam edeceğin kendi tercihin. Hasan Cemal, ‘Cemal Paşa’nın torunu’ olarak başladığı hayat yolunda 1915’e dair hiçbir bilgiye temas etmeden geçen yıllarını olanca samimiyetiyle paylaşıyor. Mülkiye’den basın dünyasına kıvrılan yolda, onca okuma ve konuşma arasında bu tarih nasıl ıskalatılır, onu gösteriyor. Türkiye gerçeğini, içeriden bundan daha açık hiçbir şey anlatmaz. Asala teröründe kaybedilen diplomat arkadaş, derken Dışişleri’nin yayımladığı kitaplar, resmi söylem, o söylemin onyıllar içinde eğilip bükülmesi, alternatif yayınlar, Taner Akçam’ın koca külliyatı ve Hrant Dink gerçeği… İleriki yıllarda Harvard Üniversitesi’ndeki bir konuşmasında “1915 konusunda Hrant Dink benim kalbimin, Taner Akçam da aklımın kilidini açtılar!” dediğini de paylaşıyor Hasan Cemal. O kalbi açan da, kendi hayat hikâyesi üzerinden bir halkın tarihini paylaşan sıra dışı bir insandır işte. Katılır ya da katılmazsınız ama yanlış diyemezsiniz çünkü insan hayatıdır. İnsan hayatına itiraz edemezsiniz. Çünkü tarih en çok da bir insan hikâyesidir. 

Ayağa kalkmak 

Hasan Cemal’in kitabının çıktığı Türkiye’de elbette eşzamanlı olarak bambaşka şeyler oluyor. Afyonkarahisar’da kaza olduğuna kimselerin inanmadığı o feci patlamada gencecik askerler, başlamadıkları bir hayatın tam ortasından koparılıyor. Beytüşşebap ve Şemdinli’de bombalar yağıyor. Akil Adamlar ve CHP ’nin bir kanadıyla Kürt sorunu için temas ve çözüm aranırken, KCK duruşmaları Kürtçe gerginliği ve gazetecilerin terörist ilan edilişi üzerinden görülemiyor bile. Daha önceki ayıp yetmemiş olacak ki, yine Kürt milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için iktidar eliyle fezleke düzenleniyor. Ve ben düşünüyorum, kim kaldı geriye birbiriyle konuşacak diye…
Tetikçi basın teyakkuzda. İstihbarat raporlarını aratmaz bir üslupla bu kitap üzerinden “Hasan Efendi”ye, ırkçı yayınları ifşa eden Ali Bayramoğlu’na, onca hain saldırıyı bir başına bir adım gerilemeden göğüsleyen Cengiz Çandar’a, tabulara dokunan Ahmet Altan’a, Yasemin Çongar’a had bildirmeye yelteniyor. Nefret söylemini tek tek rapor haline getiren Uluslararası Hrant Dink Vakfı, varlığı barışa adanmış Agos gazetesi, zaten baştan bünyede alerji yapıyor. Bu ortamın ortasında Hollanda-Türkiye milli maçında tribünler inliyor: “Ayağa kalkmayan Ermeni olsun!”
Düşünün, içinde yaşadığınız bir ülke var. Sizi de temsil eden bir maç. Ve işittiğiz cümle bu. Geriye gidip anımsayacağınız daha nice ırkçı inciyle dolu bir repertuvar var. Söylenmekten bıkılmamış, utanılmamış veciz sloganlar.
Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Ermeni meselesinin önümüzdeki dönemde, ülkemiz aleyhinde kamuoyunda önemli bir yer işgal edeceğini söylemiş. “Diasporanın 2015 yılına hazırlık faaliyetlerinin Türkiye ayağının baş aktörü Hasan Cemal olmuştur. Ülkemizde Hasan Cemal kitabının yayını ile başlayan Ermenici hareket hızla devam edecektir. İlerleyen günlerde Ermenicilerin neler yaptığını ve neler yapacağını kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz. Ermenicilerin en büyük hedefi özür ve tazminattır. Bunu sinsice gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu noktada hükümet, devletin yetkili birimleri ve milletimiz uyanık ve duyarlı olmalıdır.” 

Tarihe dokunmak 

Duyarlı olunacağına şüphe yok. O duyarlığın ulaşabildiği boyutları gelin Hasan Cemal’den dinleyelim: “‘Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!’ zihniyetiyle her türlü cinayeti işlemiş, her türlü kıyımı yapmış, ellerine kan bulaşmıştır İttihatçılar’dan beri. Sevgili Hrant, sen onları çok iyi tanıyor ve biliyordun. Acıların sana rehberlik etmişti bu konuda. Tarihe dokunurken ateşle oynadığının da farkındaydın. Bu ülkede tarihe dokunmanın, yalanda yaşamayı reddetmenin, aklı özgürleştirmeye kalkışmanın ne kadar netameli, tehlikeli bir zanaat olduğunu elbette biliyordun. Ama her şeye rağmen son derece kararlıydın, taşları yerinden oynatmak konusunda… Tarihin, bu memleketi artık paçalarından çekemeyeceği bir dönemin önümüzde açılması için taşları yerinden oynatmaya gayret ettin sonuna kadar…”
Hasan Cemal, hayatının duraklarını, vicdan kıldığı Hrant Dink’le birlikte bir bir yeniden geçerken, yakın tarihimizde acılı bir yolculuğa buyur ediyor hepimizi. Üstelik esas başlangıç ve bitiş noktasının geçmiş değil şimdiki zaman olduğu uyarısında da bulunarak yapıyor bunu: “Çünkü Türkiye’de tarihle uğraşmak, bugünle uğraşmaktır, ‘dün’le değil, ‘bugün’le boğuşmaktır. Hatta denebilir ki: Siyasal bir mücadele sayılır bu ülkede tarihle uğraşmak... Tarihe kırmızı çizgilerin ve tabuların ötesinde dokunmaya başladığın vakit, geçmişte neler olup bittiğini gerçekten yazmaya başladığın vakit, bugünün sorunları ve bu sorunların nedenleriyle karşı karşıya kalırsın.”
Hasan Cemal, bugünü 1915 Ermeni soykırımı üzerinden okutuyor bizlere. 2015’i hep birlikte onurla karşılayabilelim diye…