İnternet ve proleter kamusal alan

"Time dergisinin kapağında 'Yılın Adamı: Sensin' dediği o 'sen", diyor Radikal İki'deki yazısında (14 Ocak) Binnaz Saktanber, "... ... dizginleri kendi eline almış, bilgi çağının içeriğini kendi belirleyen, geleneksel medyanın paketlenmiş...
Haber: MUSTAFA KEMAL COŞKUN / Arşivi

"Time dergisinin kapağında 'Yılın Adamı: Sensin' dediği o 'sen", diyor Radikal İki'deki yazısında (14 Ocak) Binnaz Saktanber, "... ... dizginleri kendi eline almış, bilgi çağının içeriğini kendi belirleyen, geleneksel medyanın paketlenmiş haber/bilgi/eğlence sınırlarının ötesine geçmeye çalışan ve Habermas'ın tanımladığı şekliyle yeni kamusal alanlar yaratmaya çabalayan bir kahraman bakkal süpermarkete karşı öznesidir esasında". Doğrudur, Habermas'ın normatif bir kategori olarak kurguladığı kamusal alan kavramı, geç kapitalist toplumda demokratikleşme sürecinde yaşanan sıkıntıların anlaşılmasına ve aşılmasında eleştirel bir yaklaşıma rehberlik ediyor. Özellikle devletin dışında tanımlanan ve eleştirel bir niteliği olan siyasal kamusal alan kavramı, yeni demokratik kurumların oluşturulmasına katkıda bulunabilir. Bu çerçevede Habermas'ın kamusal alan kavramının, günümüz dünyasına uygun bir iletişim ve temsili demokratik sistemin yeniden inşası için gerekli analizlerle siyasal eylemlilik için güçlü bir temel sağladığı da iddia edilebilir. Ama yine doğrudur ki Habermas'ın geç kapitalist toplumlarda özel-kamusal arasındaki ilişkinin dönüşümüne ve devlet yapısındaki yoğun bürokratikleşme eğilimine yönelik eleştirileri, yeni sağ ideoloji açısından önemli bir düşünsel destek olarak da değerlendirilebilir. Bu anlamda düşünüldüğünde Habermas ve takipçileri, burjuva liberal kamusal alanın toplumsal yaşamda tutarlı bir bütün olduğu düzmecesini yeniden üreterek bu kamusal alanı idealize eder ve idealleştirilmiş bu kamusal alandaki müzakerenin bir -insani/toplumsal hareketi ehlileştirici/düzene koyucu yanı unutularak- tek ve kapsayıcı bir kamusal alan olarak tasavvur edilir. Oysa "ehlileşmiş olmak", insanın sisteme entegre olması anlamında intiharı demektir.
Kamusal alan çoğuldur
Sıkça yapılan bir eleştiri olarak söylenirse, Habermas, liberal ya da burjuva olmayan, rakip kamusal alanları incelemeyi ihmal ediyor. Oysa bu noktada, Oscar Negt ve Alexander Kluge liberal burjuva kamusal alana karşılık olarak önümüze yeni açılımlar sunar. Bu ise, tek ve kapsayıcı burjuva liberal kamusal alan dışında "endüstriyel-ticari kamusal alanların" ve "proleter kamusal alan"ın varlığının kabul edilmesidir. Dolayısıyla en başta kamusal alanın çoğul niteliği benimseniyor, kamusal alan ise bizzat toplumsal ve kolektif üretim sürecinin adı oluyor. Egemen kamusal alanın bağlamlarından biri olan endüstriyel-ticari kamusal alan, açıkça kâr etme temeli üzerine dayanır ve metalaştırmak ve içeriksizleştirmek amacıyla insanın bütün yaşam alanını kapsarken, proleter kamusal alan bizzat toplumsal ve kolektif üretim süreci esnasında kurulmuş, tecrübe aracılığıyla egemen kamusal alanlar tarafından parçalanmış şeyler arasında bağlantılar kurmayı sağlayan bir kamusal alandır. Yani, kamu ve özel arasında, politika ve gündelik yaşam arasında, gerçeklik ve fantezi arasında bağlantılar kurma anlamında. Buradaki toplumsal üretim, servetin onu üreten özneler tarafından yaratıldığı, bu nedenle de onlar tarafından yeniden sahiplenilebileceği Marksist nosyonuna dayanır.
Bu durumda, web.2 diye adlandırılan internet yapılanması türünden elektronik medya araçlarını, yüz yüze ilişkileri sınırladığı için olumsuzlamak gerekir bir kere. Kaldı ki, insanların özel hayatlarını, fikirlerini, yaratılarını vb. bu elektronik kamusal alan üzerinden paylaşması, endüstriyel-ticari kamusal alanın bunları kendine mal etmek, içeriksizleştirmek ve metalaştırmak amacıyla kullandığı ve elektronik kamusallığın var olan yaşam bağlamlarını olumsuzlamadığı müddetçe politik olarak pek de önemli olamayacaktır. Sırf fikirler ileri sürülüyor diye bunu demokratik saymak ve kutsamak ise zaten baştan sorunludur. Ama yine de, bu alan, gündelik tecrübenin örgütlenmesi için bir mücadele hattı olarak da kullanılabilir. Bu, Hansen'in belirttiği gibi, tecrübenin, yukarıdan, yani mülkiyet çıkarlarıyla mı, yoksa aşağıdan, yani öznelerin kendi yaşam bağlamlarından kalkarak mı örgütlendiği ya da bozulduğuna bağlıdır. Yani daha basitçe söylenirse, halihazırda egemen kamusal alanın bir parçası olan bu endüstriyel-ticari alan, tecrübenin yalnızca anlatıldığı değil ama örgütlenme, direnme ve yenilgi tecrübelerinin "örgütlendiği", bireysel ve kolektif tecrübelerin birbiriyle ilişkilendirildiği bir alan olabildiği müddetçe "kültürel küreselleşmenin büyük şirketlerine" karşı mücadele aracı olabilir. Öbür türlüsü, Fraser'ın yer yer belirttiği gibi, "tekil kültürlerin çokkültürlü çoğulculuk piyasasında nötrleşmesi" ve "kutuplaşması" anlamına gelecektir. Zira tek tek bireysel deneyimlerin/karşı çıkışların çoğalması, muhalif toplumsal güçlerin giderek geliştiği anlamına gelmez. Youtube, Facebook, Myspace ve daha adını bilmediğim yüzlerce internet sitesinin kullanımının bugüne kadar göstermiş olduğu deneyimler, tecrübenin ortaklaştırılarak örgütlendiği bir alan olmaktan öte, ehlileştirici bir süreç olarak herkesin bir büyük birader olmaya aday olduğu bu nötrleşme yönünde işliyor maalesef, en azından şimdilik.
MUSTAFA KEMAL COŞKUN: DTCF, Sosyoloji