İnternetten Beyaz Saray'a

1960'lı yılların Kennedy/Nixon çekişmesinden beri, televizyon ABD başkanlık seçimlerinin en önemli kampanya aracıydı. Fakat bu durum Youtube'un ortaya çıkmasıyla beraber değişti.

1960'lı yılların Kennedy/Nixon çekişmesinden beri, televizyon ABD başkanlık seçimlerinin en önemli kampanya aracıydı. Fakat bu durum Youtube'un ortaya çıkmasıyla beraber değişti. Artık siyasetin savaş alanı internet. Merak edilense bunun, yeni demokratik bir ortamın doğuşu mu yoksa sadece geçici bir heves mi olduğu.
Bu yıl 5 Mart'ta son günlerin en popüler video paylaşım sitesi Youtube'da bir video ortaya çıktı. Videoyu siteye koyan kişi kendine rumuz olarak Hillary Clinton'un doğum yeri ve tarihinden oluşan "ParkRidge47"i seçmiş fakat video Clinton'dan ya da Clinton'ın başkanlık seçim kampanyasını yürüten ekipten bağımsız olarak yayılıyordu. Video, Ridley Scott'ın, George Orwell'in 1984'ünden esinlenerek yarattığı ünlü Apple Macintosh reklamının güncellenmiş bir versiyonuydu. Gri suratlı işçi ordusu, televizyon ekranından korkunç Nazimsi diktatörü pür dikkat dinliyor ve birden "Büyük Birader"in ses ve görüntüsü Hillary Clinton'ınkiyle değişiyor. Clinton, çalışkan olarak nitelendirdiği kitlelere ekrandan "Bir ay önce sizinle bir söyleşiye başlamıştık" diyor. Ardından ekrandan bir altyazı geçiyor: "İşte bu bizim söyleşimiz" ve ekran çekiçle paramparça ediliyor.
Hillary'nin hitap biçiminin, gerçek bir söyleşiden çok bir nutka benzediğinin altını çizmeyi amaçlayan bu videonun öne çıkmasını sağlayan bir başka unsur ise biçim ve içeriğin birbirine benzerliği: Videoyu isimsiz birinin internete sızdırması, videodaki kızın ekranı çekiçle parçalamasıyla aynı anlamı taşıyor. Her ikisi de eski demagojik düzenin yıkılmasının ve dijital araçların sağladığı gizliliği kullanarak demokratik düzenin kurulmasının gereğini vurguluyor. "Farklı Bir Oy Ver" başlıklı video, Apple logosunun, altında barackobama.com yazan bir "O"ya dönüşmesiyle son buluyor.
Karalama kampanyası Amerikan politikasında çok popüler bir yöntem. (2000 yılında George Bush'un Al Gore televizyonda canlı yayındayken altyazılarda demokrat anlamına gelen "democrats" kelimesinin üzerinde fareler anlamına gelen "rats" kelimesini büyük harflerle yazdırması bu duruma örnek olarak verilebilir.) Yeni "1984" videosu dahice hedefine ulaşırken, Barack Obama'nın centilmen tarzına pek de uygun görünmüyordu. Video nereden gelmişti? Kimse biliyormuş gibi görünmüyor. Obama kampanyası videoyla ilgilerini kesin bir dille reddederken, Clinton'ın kampanyası da aynı şekilde bilgi sahibi olmadıklarını söyledi.
Dönüm noktası
Birkaç gün içinde "Farklı Bir Oy Ver" videosu bir virüs gibi hızla yayıldı. İlericiler, muhafazakârlar ve reklamcıların ardından ana medyada da tartışılmaya başlandı. "The San Francisco Chronicle" videoyu 21. yüzyıl medya ve politika reklamlarının dönüm noktası olarak gösterdi ve ne zaman herhangi bir yorum alsa izleyiciyi Youtube'a yönlendirmeye başladı. Geçen haftaya kadar "Farklı Bir Oy Ver" videosu üç milyon insan tarafından izlendi ve sınırsızca tartışıldı. 2008 seçim yarışlarında, seçim kampanyası için hazırlanmış bağımsız bir yapım olan ve özgürce yayılan bu video, kampanyanın kendi adayları tarafından yapılmış reklamlarından daha etkili oldu. Kim olduğunu açıklamayan "ParkRidge47" Youtube'un en popüler kişilerinden birine ve aynı bakışa sahip diğer insanların sesine dönüştü. 2008 başkanlık seçimi adaylarını takip etmek için kurulmuş yeni bir internet sitesi olan TechPresident.com'la yaptığı röportajda "ParkRidge47" gururla "Hillary Clinton'un kendi yaptığı videosunun Youtube'da sadece 12 bin kişi tarafından izlendiğini düşünürsek, söyleyebilirim ki, halka yakın olanlar birinci devreyi kazandı" diye konuştu.
Barack Obama önce bu videoyu yaratan "ParkRidge47"nin, seçim kampanyasını düzenleyen takımdan bağımsız bir kişi olduğunu ve kendi takımının bunu yapmak için yeterli teknolojiye sahip olmadığını açıklamış olsa da gerçek bunu tam tersiydi. "ParkRidge47"nin, Barack Obama'nın kampanyasının internet danışmanlığını yapan bir şirkette çalışan Phil de Vellis olduğu ortaya çıktı. De Vellis bu videoyu şirketten bağımsız olarak yapmış ve kimliği açığa çıkar çıkmaz Obama'nın kampanyasının zarar görmesi tehlikesine karşı istifa etmişti. Olaylar bu şekilde geliştiği için üzgün olsa da, başkalarını da aynı şeyi yapmaya teşvik ediyordu. Kendisiyle yapılan bir söyleşide hiçbir ileri teknoloji aygıtını kullanmadığını belirten De Vellis: "Bu, Amerikan siyasetinin sıradan vatandaşların ellerinde olduğunu gösteriyor" dedi.
Youtube politik bir internet sitesi olmasa da ulusal siyaset üzerinde çok büyük bir etki yaratacağı seçim kampanyaları başlamadan önce belliydi. Geçen yaz, Virginia eyaletinin cumhuriyetçi senatörü George Allen, rakibinin Kızılderili kökenli kampanya çalışanına maymun anlamına gelen 'macaca' sözüyle hitap ettiğinde kampanya çalışanı zaten Allen'ın bir açığını yakalamak amacıyla onu videoya alıyordu. Irkçı lakap çok kısa bir zamanda Youtube'da yayıldı. Bir politikacıyı kendi silahıyla vurmak varken başka bir video yapmak için zaman ve para harcamaya ne gerek vardı? Allen tabii ki seçimi kaybetti.
23 Temmuz'da CNN, YouTube'la ortaklaşa bir program yayınlayacak. Program tüm Amerikan vatandaşlarını Hillary Clinton'a video aracılığıyla soru sormaya davet ediyor. Şimdiden "Hey, Hillary Beyaz Saray'ı sen mi yöneteceksin yoksa Bill mi?" gibi sorular CNN'e gönderilmeye başlandı. Şimdi her vatandaş, reklamcı ya da yazar olabilir. YouTube oy kullananların söz hakkı olduğu ve politikacıların gerçekten onları dinleyeceği esaslı bir demokrasi aracı mı olacak yoksa etrafa korku salan anarşist bir 24 saat gözetim aracı mı? Uzmanlar bu konuda aynı fikirdeler. YouTube'daki videoların oylara ne ölçüde yansıyacağı, 60'larda televizyonun kullanılmaya başladığında olduğu gibi, bundan sonra seçim kampanyalarında kullanılacak esas araç olup olamayacağı, halkın ve politikacıların bu yöntemi ne kadar sahipleneceği bundan bir ya da iki seçim sonra belli olacak. Amerika'daki bu eğilimin Türkiye'deki yansımalarını da bekleyip göreceğiz.

Gaby Wood'un The Observer Review ekinde yayınlanan "From the web to the White House" adlı makalesinden çeviren ve derleyen: Esra Muşkara