Irak'ta arkeoloji savaşları

Bu hafta Irak işgalinin yol açtığı Bağdat kültür talanının 5. yıldönümü. 2003 yılı Nisan ayında, Bağdat'ın düşmesinden -bu nasıl bir düşüştür ki hâlâ durmadı- kısa bir süre sonra başlayan talan, yağma ve kundaklama olayları kısa sürede ülkenin belleğini, tarihini muhafaza eden kurumlara sıçradı.
Haber: GÜL PULHAN / Arşivi

Bu hafta Irak işgalinin yol açtığı Bağdat kültür talanının 5. yıldönümü. 2003 yılı Nisan ayında, Bağdat'ın düşmesinden -bu nasıl bir düşüştür ki hâlâ durmadı- kısa bir süre sonra başlayan talan, yağma ve kundaklama olayları kısa sürede ülkenin belleğini, tarihini muhafaza eden kurumlara sıçradı. 7 Nisan Pazartesi ile başlayan hafta Bağdat Arkeoloji Müzesi, Modern Sanatlar Müzesi, Musul Arkeoloji Müzesi, Milli Kütüphane, Vakıf elyazmaları kütüphanesi, arşivler ve Bağdat'taki üniversiteler yağmalandı ve bazıları yakıldı. Yakın tarihin bu büyük kültür soykırımı göz göre göre geldi ve televizyon kameralarının önünde yaşandı. Özellikle, Bağdat Müzesi'nin talanı medyada büyük yankı buldu ve bu tuhaf savaşın en unutulmayacak bölümlerinden birini oluşturdu. Suçlamalarla, savunmaların, doğru ile yanlışın birbirine karıştığı o günlerde ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'den Dışişleri Bakanı Colin Powell'a kadar, Bağdat Müzesi yağması ile ilgili açıklama yapmayan merci kalmadı ama gerçek şuydu: Aylar öncesinden beri yapılan uyarı, ikaz ve bilgilendirmelere rağmen Bağdat Arkeoloji Müzesi'ni korumak için hiçbir askeri tedbir alınmamıştı. 26 Mart 2003'te Yeniden Yapılanma ve İnsani Yardım Bürosu'nun (Office of Recontruction and Humanitarian Assistance ORHA) hazırladığı, Bağdat'ta korunması gereken önemli kurumlar listesinde Merkez Bankası birinci, Arkeoloji Müzesi ve Abbasi Sarayı ikinci sıradaydı. Bu sırada kimse, müzenin en kıymetli ve taşınabilir eserlerinin l. Körfez Savaşı'ndan beri Merkez Bankası'nın kasa dairesinde saklandığını bilmiyordu. Ancak bu liste uygulamaya konmadı. Arkeoloji Müzesi'nin yağması 10-13 Nisan arasında üç gün üç gece boyunca sürdü. İlk Amerikan tankları müzeye geldiklerinde, tarih 16 Nisan Çarşamba'ydı, talandan tam bir hafta sonra.
Tedbir almadaki telaşsızlık, soruşturmadaki hız ile telafi edilmeye çalışıldı. 22 Nisan 2003'te Amerikalı bir askeri savcı başkanlığındaki heyet müzeye geldi ve olay yerinde incelemelere başladı. Verdiği ürkütücü brifingler ile şöhret, yazdığı kitap ile -Bağdat Hırsızları- zengin olan savcı Albay Bogdanos, müzede aynı anda iki ayrı tür suçun işlendiğini açıkladı. Sıradan yağma ve içeriden bilgiye dayanan bir müze hırsızlığı. Yağmanın kurbanları arasında beş bin yıllık Uruk Vazosu, Akkad kralı Naram-Sin'in 160 kiloluk bronz heykeli, Hatra'da bulunmuş Apollon, Poseydon başları, Sümer kralı Entemena'nın heykeli gibi çok tanınmış eserlerin yanı sıra yüzlerce çanak çömlek, metal eser, fildişleri vardı. Yurtdışındaki alıcıların siparişlerini temin etmek için müzeye geldikleri iddia edilen soyguncular ise tüm kargaşaya rağmen müzenin çok kıymetli silindir mühür koleksiyonunu almayı başarmıştı. Yaklaşık 20 bin eser müzeden yağmalanıp götürülmüştü. "Soru sorulmayacak, ceza verilmeyecek" politikası, Irak içinde ve yurtdışında yapılan duyurular ve polisiye operasyonlar sonucunda müzeden alınan eserlerden 6 bin kadarı bulundu. Sümer kralı Entemena Washington'daki Irak Büyükelçiliği'nde, diğer eserler çeşitli yerlerde Bağdat'a dönecekleri günü bekliyorlar. Müzenin bodrum katındaki kilitli dolaplardan çalınan 5 bin Mezopotamya mühründen ise şimdilik hiçbir haber yok.
Belirsiz bir tarih
Müze 2004 yazında sadece birkaç saat için açıldı. Bu, yönetim Irak'a devredilmeden önce dünya medyasına yapılan bir gösteriydi. O gün Merkez Bankası kasalarına saklanmış ve ne şans ki talan, yangın ve su baskınını zarar görmeden atlatmış olan Ur ve Nimrud kraliyet mezarlarında bulunmuş eşsiz mücevherler, basın mensuplarına ve üst düzey Amerikalılara gösterildi. Eserler yine gizli bir yerde saklanmaya devam ediyor. Müzede o günden beri üçüncü müdür görev yapıyor. Talan sırasında görevde olan ve tüm fedakârlıklarına rağmen İngiliz medyasının haksız suçlamalarına hedef olan Dr. Nawala el Mütewelli artık üniversitede. Yerine gelen ve sonrasında kısa bir süre Eski Eserler Genel Müdürlüğü de yapan Dr. Donny George Youkanna Suriye üstünden Amerika'ya kaçtı. Arkeoloji ve kültür varlıkları için mücadele veren Bağdatlı bir Hıristiyan, tüm taraflar için çok fazlaydı. Kendisi ve ailesi sürekli ölümle tehdit edilen Donny, Şam'a kaçtıktan sonra, "arkeoloji için yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı yoksa ölmeye hazırdım" dedi. Şimdi başka bir kahraman kadın Dr. Amira Edan nöbeti devralmış durumda. Müze, can ve mal güvenliği sağlanamadığı için belirsiz bir tarihe kadar kapalı.
Öte yandan Mezopotamya uygarlıklarının tüm kanıtlarını ve bilgisini taşıyan höyüklerde yağma hızını kesmeden sürüyor. Höyük talanlarının arkeolojik mirasa verdiği zarar çok büyük ve geri dönülmez. 200-250 kişilik organize yağma gruplarının satılabilecek eski eser bulmak amacıyla hallaç pamuğu gibi attığı arkeolojik yerleşmelerin alanı, yüzlerce kilometre kare ile ifade ediliyor, talan edilen eser sayısını tahmin etmek ise imkansız. Iraklı yerel insanların yağması ile başlayan zincir, şehirlerdeki aracılar üstünden yurtdışına bağlanıyor. Yasadışı eski eser ticaretinin son adresi Cenevre'deki, New York'taki lüks galeriler, Japonya'daki, İsrail'deki şık müzeler de olsa mekanizması, oyuncuları ve kazancın büyüklüğü uyuşturucu ve silah ticaretiyle aynı. Son dönemde tespit edilen bir başka gerçek, Mezopotamya eser talanından kazanılan paranın terör ve direnişi finanse etmek için Irak'a geri döndüğü.
Irak Savaşı'nın arkeoloji cephesi, 19. yüzyılda, Ortadoğu'da kazıların başlamasıyla gündeme gelen soruları tekrar ve tekrar sorduruyor; tarımın başladığı, ilk kentlerin kurulduğu, devlet yönetiminin ortaya çıktığı, yazının icat edildiği, matematiğin, edebiyatın doğduğu bu topraklarda yaşayan bizler, Batı'nın iddia ettiği gibi o geçmişle ilgisi olmayan, tesadüfen bu topraklarda yaşayan yabancılar mıyız? İnsanlığın "ortak mirası" aslında zenginin, gücü yetenin mirası mı? Kültür varlıkları yaratıldıkları yere mi aittir, yoksa onu daha fazla hak ettiklerini düşünenlere mi?
Beş yıl rötarla askerlerini Irak'taki arkeolojik mirasın önemi konusunda eğitmeye karar veren Amerika, çareyi iskambil kağıtlarında buldu, tıpkı en çok aranan 52 şahsiyet gibi.
Bu kez maçalar arkeolojik kazı, karolar eski eser, kupalar ise kültürel miras üstünden kalpleri kazanma çabaları...

GÜL PULHAN: Yard. Doç. Dr., Koç Üni.