İslam ve şiddet

İslam ve şiddet
İslam ve şiddet

Müslümanların Masumiyeti filminin Filistin deki protestolarında şiddet vardı.

Bir Müslümanın kendince, doğru yolda ve inancının sahih olduğuna kanaat getirmesi gayet doğal. Ancak bundan hareketle, diğer tüm insanların yanlış yolda olduğunu iddia etmesi, sorunlu bir bakıştır
Haber: YASİN CEYLAN / Arşivi

İslam dünyasında olup bitenlere bakıp İslam dininin bir şiddet dini olduğunu iddia edenler var. Özellikle Amerika ve Avrupa ’da bu anlamda birçok yazı çıkıyor. Son iki-üç hafta önce, Amerika’da yayınlanan ‘Müslümanların Masumiyeti’ adlı, İslam Peygamberini tahkir amaçlı, kısa bir filme karşı sergilen kanlı tepki, bu şekilde düşünenlerin tezlerini güçlendirdi. Diğer taraftan Müslüman ülkelerden birçok din bilgini, bu tezin zıddını savunarak, İslam’ın bir barış dini olduğunu savundu. Batı dünyasından bazı Hıristiyan bilginler de, İslam’ın şiddeti teşvik etmediğini söylediler.
Tarafsız bir gözlemci sıfatıyla, hangi tarafın haklı olduğu hususunda bir kanaate varmanın zorluğu ortada. Her şeyden önce, hiçbir inanç sistemi veya ideoloji, anarşi ve kargaşa yaratmak için ortaya çıkmadı. İslam dinin hedefi de, isminden de anlaşıldığı gibi (Selam’dan gelir, selam da barış demektir) barıştır. Ancak diğer bazı rejim ve dünya görüşlerinin yayılmasında olduğu gibi, İslam’ın da yayılması tümüyle barışçıl yollarla olmadı. Kılıç kullanıldı, kan döküldü. Çoğu zaman , inançsızın, kitabı olmayanın, katli mubah sayıldı. Bir inanç sisteminin veya ideolojinin şiddete sebep olup olmadığını tespite çalışırken, kendisinden olmayana, önerdiği doğmalara veya ilkelere inanmayanlara hangi muameleyi reva gördüğünde aramak önemli bir yöntemdir.

İslamda negatif sözler
İslam’ın barış dini olduğunu savunmak ve bunu, dinin temel kaynaklarına bakarak savunmak gayet kolay. Gerek Kuran’da ve gerekse hadislerde, bu dinin, inananlar arasında, ne derece barış, dostluk ve dayanışmaya dayanan bir toplum yaratmak istediğini açıkça görebiliriz. Diğer taraftan “Dinde zorlama yoktur” ayetiyle yayılma metodunun iknaya dayandığını ve şiddeti önermediğini de söyleyebiliriz. Bu sava pratik hayatta örnekler de verilebilir. Hiçbir insanı incitmeyen, kendisi gibi inanmayanı hor görmeyip hidayete ermesi için sadece dua eden, iyilikten başka amacı olmayan milyonlarca Müslüman yaşıyor.
Ancak ne İslam bundan ibaret ne de Müslümanlar. İslam’ın diğer bir versiyonu ve bu versiyona inanan Müslümanlar var. Bu tür İslam anlayışını da destekleyen ibareleri, Kuran’da ve hadislerde görmek de mümkün. Kuran’da, Hıristiyan ve Yahudilerle ilgi fevkalade negatif sözler vardır. Mesela onların dostluğa layık olmadıkları ve dost edilmemeleri gerektiği ifade edilir. Hele Ehl-i Kitap olmayanlar için daha da küçültücü kelimeler kullanılır. Çağdaş müfessirlerin bu ayetlerin nüzul (iniş) sebeplerine inerek, bunları yeniden yorumlamaları gerekir. Diğer taraftan, bazı Hadis kitaplarında, bu dinden olmayanlar için yine çok ağır ifadeler kullanılır. “Şu ameli yerine getirirsen şu kadar kafir öldürmüş kadar sevap kazanırsın..” gibi ifadeler, barışçıl bir dünya için tehdit olarak algılanabilir. Muhtemelen bu tür dışlayıcı ve aşağılayıcı hadislerin çoğu mevzu(uydurulmuş)dur. Ama gerçek olan şu ki, birçok İslamcı militan, günümüzde, bu tür bir literatürden besleniyor.

Ulemanın görevi
Bu insanlarla tanışıp ne söylediklerine tanık olduğumuzda, birçok Kuran ayetini ve hadisleri bildiklerini, bunların şiddeti mubah kılan tevillerini bazı müfessirlerin kitaplarından öğrendiklerini görürüz. Bu tür Müslümanlar, diğer barışçıl Müslümanların aksine, hem çok dinamiktirler hem de yaşça daha gençtirler. Dış dünya maalesef, İslam’ı ve Müslümanı bunların şahsında ve temsilinde görüyor. Edindikleri negatif izlenimi, haksızca bütün Müslüman camiaya yayıyorlar.
Şiddetin gerisinde, bir inançlının, kendisi gibi inanmayana nasıl baktığında aramak gerektiğini söylemiştik. Çağdaş İslam uleması, bu konu üzerinde durmalı ve bir müminin bu dinden olmayanı hor görmemesini ve ona saygılı olmasını tavsiye etmeli. Bu amaçla, kutsal metinlerden kanıt bulmalı. Bir Müslümanın kendince, doğru yolda ve inancının sahih olduğuna kanaat getirmesi gayet doğal. Ancak bundan hareketle, diğer tüm insanların yanlış yolda olduğunu iddia etmesi, sorunlu bir bakıştır. Onların da kendilerince doğru yolda olmalarının mümkün olduğuna kanaat getirmesi gerekir. Müslümanlar dışında, milyarlarca insanın yanlış yolda olduklarını, küfre girdiklerini iddia etmek çok vahim bir suizandır.

Esas olan insandır
İslam âlimi, çağımızda, birbirlerince yakından bilinme aşamasına giren farklı kültür ve yaşam biçimlerinin farklı güzellik ve iyiliklere sebep olduğunu görerek, Tanrının lütfunun, yalnız Müslümanın tekelinde olduğu klasik tavrından feragat etmesi gerekir. Hatta, iyi ki tüm dünya bizim gibi Müslüman değil diye sevinmesi gerekir. Gazali’nin bazı kitaplarında ifade ettiği ve çoğu tasavvuf erbabının dile getirdiği gibi, İlahi merhametin sınırlarını genişletip her türlü insanı, Tanrının kıymetli bir eseri olarak tarif etmesi gerekir. İnsanın statüsünü, birkaç iman ikrarına bağlamaktan vazgeçmesi gerekir. Çünkü insan hiçbir şeye inanmasa da, en büyük kıymete haizdir.
14 asırdan beri farklı kültür ve coğrafyada yaşayan insanların yaşamına şekil vermiş bir büyük dinin farklı yorumlarının olması doğal. Değişik tarihsel şartlarda farklı biçim alması da doğal. Günümüz şartlarında, İslam’ın her türlü şiddet unsurundan izole edilmesi, barışçıl özünün su yüzüne çıkartılması, bu dine inanan her düşünürün birinci görevidir.
* Prof. Dr., ODTÜ, Felsefe