scorecardresearch.com

İslam, Nurculuk ve Fethullah Gülen hareketi

İslam, Nurculuk ve Fethullah Gülen hareketi

Uzun zamandır ABDPennsylvania?da yaşayan, Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen.

Nur hareketinin Türk milliyetçiliğine hizmet etmesi, hem bu hareketin ruhuna hem de İslam'ın özüne aykırıdır
Haber: YASİN CEYLAN / Arşivi

İslam dünyasında Batı kültürüne ve Batı modeli yaşam tarzına tepki gösteren en eski ve en etkin akım Nurculuktur. Modernitenin sosyal değerleri karşısında İslam dininin yeniden yorumu ve yabancı bir medeniyetin, hayatın bütün yönlerini etkisi altına aldığı bir çağda, Müslümanca yaşamanın fiilen mümkün olduğunu ispatlamaya çalışan bu akımın kurucusu Bediuzzaman Said-i Nursi’dir. Osmanlı döneminin doğu medreselerinde geleneksel eğitim alan bu zat, olağanüstü zekâsı, fıkıh ve kelam gibi İslam dininin temel alanlarına olan vukufu ile kendi zamanındaki ulemanın takdirini kazanmıştı. 20. asrın başlarında, her Müslüman düşünürün baş meselesi, Batı dünyasına maddeten ve manen mahkûm olan İslam âleminin nasıl kurtarılabileceğiydi. Bu konuda, zaman olarak kendisinden biraz önce, ancak bir bakıma çağdaşı sayılabilecek Cemalüddin Afğani ve öğrencisi Muhammed Abduh gibi İslam dünyasında iyice bilinen alimler de görüş belirtmişlerdi. İslam düşünce tarihinde bu iki düşünüre genellikle “reformcu” denir. Bunun sebebi, Batı kaynaklı modern bilimlere uygunluk sağlamak amacıyla bazı Kuran ayetlerini ve belki bir kısım hadisleri farklı tevil etmeleriydi. Said-i Nursi için “reformcu” tabiri pek kullanılmaz.
Said-i Nursi bu iki reformcunun bakış açısından farklı olarak, İslam dinini Batı değerleri karşısında kavramsal olarak savundu. İmkanlar dâhilinde yeni bilimleri öğrenmeye de çalıştı. Said-i Nursi, gerek İslami bilimlere vukufu ve gerekse Avrupa medeniyetinin esaslarını kavrama bakımlarından Cemalüddin Afğani ve Mıhammed Abduh’ten daha ehliyetlidir. Ancak üçünün de ortak yönleri, hem İslam felsefe tarihini hem de modernitenin felsefi esaslarını bilmemiş olmalarıydı.
 Buna imkanları pek yoktu. Çünkü medreselerde felsefe maddesi uzun zamandan beri terk edilmişti. İbn Sina, İbn Rüşd gibi filozofların adları biliniyor ama eserleri bilinmiyor ve okunmuyordu. Diğer taraftan Batı dünyasında yeni gelişmekte olan müspet ve sosyal bilimlerin ana kaynakları Doğu dillerine henüz tercüme edilmemişti. Mevcut tercümeler de Batı mantalitesini köklü bir biçimde aktarmıyordu. İşte bu felsefi unsurun eksikliğinden dolayı, İslam’ın savunması yetersiz kaldı. İdeal mükemmel bir savunma, hâlâ bir beklentidir.
Ancak Said- Nursi’nin diğer çağdaş düşünürlerden farkı ve belki, geçmiş birçok İslam ulemasından farklı yönü, pratik yaşamda sergilediği mükemmel kişiliğidir. Yeni kurulmuş, adaletin pek tecelli etmediği Cumhuriyet’in mahkemelerinde, dimdik durmuş, görüşünü, inancını ve muhalefetini, eğip bükmeden, kendisine has bir vakar içerisinde dile getirmişti.
Bu pervasız ve nitelikli duruş, kendisini yargılayanları bile hayrete düşürmüş, onu mahkûm ederken, onun erdemli şahsiyeti, derin bilgisi, zihinsel yetenekleri karşısında küçülmüşler, ona saygı duymuşlardı. Hangi düşünceye mensup olursa olsun, bir insanın, Said-i Nursi’nin hayat serüvenini okuyup ondan etkilenmemesi, onun şahsına hayran kalmaması mümkün değildir. Garip olan şudur ki, yenilik ve doğruluk adına, adalet ve çağdaşlık uğruna onu yargılayan zihniyet, ona denk düşebilecek bir şahsiyet henüz yetiştirebilmiş değildir.
Ancak bu hayranlığımız onun görüşlerini eleştirmemize engel olmamalıdır. Çünkü dostluk ve hayranlık, nazariyelerde ittifakı gerektirmez. Bizzat kendisinin, kavramsal analizlerde görüş farkının doğal ve yararlı olduğu yönünde sözleri vardır.
Said-i Nursi’nin yazmış olduğu kitaplara genel olarak, “Risale-i Nur” veya “Risale-i Nur Külliyatı” denir. Bu kitapların dili, Osmanlıca’ya daha yakın olmakla beraber kendi devrinde kullanılan Osmanlıca’dan farklıdır. Yazar, medrese eğitimini Kürt diliyle aldığından ve Türkçe eğitimi almadığından, eserlerinde bolca Arapça kelimeler kullandı. Terimler peşpeşe mastar kipleriyle kullanıldı. Kendine has bir üslup olan bu ifade tarzının Arapça ve İngilizce çevirileri de farklı bir şekil aldı. Bu sebeple, Risale-i Nur’larda Türk dili kullanımı açısından edebi bir sanat aramak gereksizdir. Ayrıca yazar, Türkçe kelime haznesi bakımından bazen öyle zorlanır ki, bir kitabında “bir avuç zebib” diye bir ifade kullanır. “Zebib” Arapça bir kelimedir ve “üzüm” anlamındadır.

Siyasi hüviyet
Risale-i Nur münderecatı, İslam’a bir methiye ve moderniteye karşı bir savunma (apology) olmakla birlikte, 21. asırdaki bir Müslümanın yaşam rehberi olmaktan uzaktır. Çünkü, gayrı İslami kültürel unsurların ve pratiklerin egemen olduğu bir ortamda yaşayan bir müminin, İslamca yaşama endişesini sadece kavramsal grafiklerle kotarmak yeterli değildir. Mümin, çoğu zaman, bir hareketinin dine uygun olup olmadığını öğrenmek ister. Başka bir deyişle bir fıkıh otoritesinden fetva ister. Nur cemaati içinde bu tür otoritelere pek rastlanmaz. Bu hususu dile getirmemin bir amacı vardır. O da şudur: Genellikle barışçıl, şiddetten uzak, modern yaşam biçimiyle pek çatışmayan bir çizgi çizen Nurcular, daha özgür bir ortamda nasıl yaşayacaklar? Başka bir deyişle, laik rejimin baskıları altında mazereti olan bir İslami yaşamla iktifa eden bu cemaat, yarın iktidarın bir kısmını ele geçirirse, daha mükemmel olabilecek İslami bir yaşantıya nasıl geçecekler? Kendi içlerinde bir fetva makamından yoksun olduklarından, bu konuda hangi kaynağa başvuracaklar? Laik rejimin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na mı, yoksa, El-Ezher gibi İslam âleminin diğer yetkin merkezlerine mi? Modern çağda İslamca yaşamanın kodlarını başka bir kaynaktan alacak olsalar, acaba hâlâ barışçıl, şiddetten uzak çizgilerini koruyabilecekler mi? Çünkü, dine uygun yaşamak adına modern yaşamla çatışan, tavır koyan ve hatta şiddeti mubah gören birçok İslami akım mevcuttur.
İkinci ve daha önemli bir husus ise, İslam dinini, bir ruh ve ahlak disiplini olarak takdim eden Nur hareketinin siyasi bir hüviyet kazanmasıdır. Günümüze kadar kendilerine ait, siyasi bir partinin olmamasına rağmen, siyasi tercihlerini kendilerine yakın partiler yönünde kullanmışlardır. Bu durum, Nur cemaatini siyasetin kirliliklerinden uzak tutmuştu. İslam âlemindeki diğer siyasi İslam hareketlerinde olduğu gibi, dine ve dindara malolan zararların failleri de olmamışlardı. Ancak, son on yılda Fethullah Gülen liderliğindeki Nur cemaati, yurtiçi ve yurtdışı okul, dersane ve diğer etkinlikleriyle siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Bu güç, halihazırda, devlet yönetiminin karar merkezlerine kadar ulaştı. Devletin bazı kurumlarıyla geçmişin muhasebesi adına bir cedel içine de girdi.
Üçüncü husus bu hareketin görünen ve görünmeyen yönleriyle ilgilidir. Kendilerine ait eğitim kurumlarında Kemalist laik eğitimin tüm şartlarını yerine getirdikleri görünüyor. İddiaları da bu yöndedir. Ancak tarihi bir realite olarak, Said-i Nursi ile Mustafa Kemal arasındaki ihtilaf bilinir. Said-i Nursi’nin Kemalist reformları benimsemediği ve onlara karşı mücadele verdiği de bilinir. Bu yüzdendir ki merhumun hayatının uzun yılları hapishanelerde geçti. Birçok Nurcu hapsedildi, Nur eserleri yasaklandı. Gülen Nurculuğunun Kemalist çizgisi öyle bir noktaya ulaşmış olmalı ki, Bülent Ecevit gibi Cumhuriyet’in değerlerine bağlı bir devlet adamı bile ikna oldu ve bu okulları savundu. Acaba görünmeyen yüzü de böyle midir? Hiç de öyle olduğunu sanmıyorum. Nurcuları yakından tanıyan ve bütün Nur külliyatını okumuş biri olarak, Nur hareketinin Kemalizm’le barışmasını, zıtların buluşması olarak görürüm. Yoksa, bu durum hâlâ, “takiyye” denilen, korkudan dolayı içyüzünü saklama fenni midir? Yoksa bu Fethullah Gülen’nin Nur hareketine bir katkısı mıdır? Çünkü din gibi insanın ruhuna hitap eden mesajın saklanmaya ihtiyacı yoktur. Dürüstlük ve samimiyet isteyen bir dini hareketin, iki yüzünün bir olması gerekir. Nitekim bu hareketin kurucusu, en çetin şartlarda “takiyye” yapmamış, sözünü açık seçik söylemiş, mesajını evirip çevirmeden tebliğ etmişti. Muhaliflerinin görüşlerine meyletmemiş, verdikleri cezaya aldırmamış, ama onlardan büyük saygı ve takdir görmüştü.

Ümmet ve milliyetçilik
Dördüncü husus, Fethullah Gülen liderliğindeki Nur hareketinin ümmet prensibinden vazgeçip Türk milliyetçiliğini benimsemesidir. Said-i Nursi, İslam uğruna, inanç birliği uğruna, Kürt kimliğini terk etmişti. İslam davasına bu içten bağlılık, çok iyi fark edilmiş olmalı ki, onun birinci derecedeki şakirtleri Türk kökenlidir. Bu birinci nesil Nurcularda milliyet unsuruna pek rastlanmıyor. Nur hareketinin Türk milliyetçiliğine hizmet etmesi, hem bu hareketin ruhuna hem de İslam’ın özüne aykırıdır. İslam tarihi, kavmiyet esasına dayalı dini akımların, dine ve dindara ne tür felaketler getirdiğinin örnekleriyle doludur.
Nur hareketinin en büyük kaynağı, dünya nimetlerinden, bedensel hazlardan, şöhret ve kibirden uzak duran, davasını, en açık bir dille korkmadan ürkmeden tebliğ eden Said-i Nursi’nin şahsiyetidir. Bu şahsiyet olmasaydı Nur külliyatı, sadece teorik fikirleriyle bu etkiyi yaratamazdı. Çarmıha gerilmeyen İsa peygamberin, Hıristiyanlığı etkin hale getiremeyeceği gibi.
Nur hareketinin liderliğini yapmakta olan Fethullah Gülen’in de dünya hazlarından uzak, sade bir hayat yaşadığı biliniyor. Bu kişiliğiyle hem taraftarlarını cezbettiği hem de hayır sahibi mütedeyyinleri, davaya hizmet ve bağış yapmaya ikna ettiği doğrudur. Ancak davaya siyasi bir nitelik ve milliyetçi unsur katarak, Nur hareketinin mecrasını değiştirmiştir. 

YASİN CEYLAN: Prof. Dr., ODTÜ Felsefe Bölümü

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/93202793202727

YORUMLAR
(27 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

mehdi - semyılbekıt

fethullah gülene mehdi diyorlar doğru mu?

Tarikatları metheden akademisyenler? Said Nurs-i - Fethullah Gülen İngiltere - Abd - beluha

Bu çağda halen bireysel hak ve hürriyetleri yok eden tarikatları, tekke ve zaviyeleri, şeyh vb. gibi gerilik simgelerini öven, metheden insanlar var. Ve bunlar asıl uğraşı bilgi üretmek ve toplumu aydınlatmak, ileri taşımak olan akademisyenler. Görüyorum ki aydınlığa, ileriye, çağdaşlığa değil geriye taşımaya çalışıyorlar. "Nur hareketinin Türk milliyetçiliğine hizmet etmesi, hem bu hareketin ruhuna hem de İslam'ın özüne aykırıdır" denmiş. Geçmişte nur hareketi ingiliz emperyalizmine, ingiliz milliyetçiliğine hizmet etmiyor muydu? günümüzde ise abd milliyetçiliğinin surlarına harç taşımıyor mu? Emperyalist planların taşeronluğunu yapmıyor mu? Nurcuların ileri sürdüğü bir söz vardır: "risale-i nur kuran-ı kerim'den süzülmüştür". Bu ne demektir tanrı aşkına? Kuran-ı kerim posa mıdır? İslamiyete göre, müslümanlık inancına göre kuran-ı kerim allah'ın sözleri değil midir? Evreni yaratan bir tanrı'nın sözlerinden neyi süzüyorsunuz? Bu süzme işlemini yapan said nursi kimdir, sıfatı nedir, ilmi nedir, kimdir, allah'ın nezdinde hükmü nedir? Said nursi ingilizlerin adamıdır. batının taşörenidir. Risale-i nur'da hristiyanları -"1. dünya paylaşım savaşı'nda, çanakkale'de osmanlı devleti'ne karşı karşı ölenler de dahil olmak üzere"- "ŞEHİT" ilan etmiş biridir. "HRİSTİYAN ŞEHİT": (Kaynak: risale-i nur: Kastamonu Lâhikası/79) Bu hükmünü de kuran'dan süzmüş herhalde. Lakin kurân'da kimlerin şehit sayılacağı açık açık belirtilmiş, ki bu bilgi kuran'dan alınmış değil ama ingiliz efendilerin ricası üzerine uydurulmuş olabilir. Yine aynı şekilde "müslüman isevi" gibi ısmarlama sıfatları, risale-i nur'da kullanan da said nursi'dir. (Kaynak: risale-i nur: Mektubat/426) (Kaynak: risale-i nur: Beyanat ve Tenvirler/293) Bir de Said Nursi için "kendi zamanındaki ulemanın takdirini kazanmıştı" denmiş ki bu da doğru değildir. Said Nursi'nin kendi anlatımıyla istanbul'da bir çay ocağında ayaküstü birleri ile konuşmuş ve bu da ulema tarafından sınav yapıldığı şeklinde anlatılmış. Koskoca Osmanlı Uleması, çayocağında mı mülakat yapar, buna camaat içindekilerden başka kim inanır? Hattâ o zamanlarda, Mısır Câmiü'l-Ezher Üniversitesi reislerinden meşhur Şeyh Bahît Efendi, İstanbul'a bir seyahat için geldiğinde, Kürdistan'ın sarp, yalçın kayaları arasından gelerek, İstanbul'da bulunan Bediüzzaman Said Nursî'yi ilzam edemeyen İslâm ulemâsı, Şeyh Bahît'ten bu genç hocanın (Bediüzzaman'ın) ilzam edilmesini isterler. Şeyh Bahît de, bu teklifi kabul ederek bir münâzara zemini arar. Ve bir namaz vakti, Ayasofya Câmiinden çıkılıp çayhâneye oturulduğunda, bunu fırsat telâkkî eden Şeyh Bahît Efendi, Bediüzzaman Said Nursî'ye hitâben: yani: "Avrupa ve Osmanlı Devleti hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?" (Kaynak: risale-i nur: Sözler - Konferans/708) Kürdistan demişken (kendi ifadesiyle) Said Kürdi aslen bir kürt milliyetçisidir. risale-i nur'da yedi yerde "said-i kürdi" ifadesi geçer. (http://www.risaleara.com/ara.asp?a=said-i+k%FCrdi&t=2&b=2&k=0). Kürtlere eski asur ve iran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir kürt milliyetçisi olduğunun ispatı da meşhur çıkışıdır. ("ey asurlular ve ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan kürtler" diye google'da arama yaparsanız, ilgili metni bulursunuz). Pensilvanya'da tutsaklık yaşayan Fethullah Gülen, Erzurum'da komünizm ile mücadele derneği kendisine kurdurulduğu günden beri abd tarafından kullanılan biri değil midir? Marmara gemisi olayında israil vahşetini görmezden gelen ve "israil otoritesinden izin alınmalıydı" diyen bu kişi değil midir? Greencard talebi abd makamları tarafından reddedildiğinde cia referansları ile bu emeline ulaşan fethullah gülen sizce hangi milliyetçiliğe, hangi otoriteye hizmet etmektedir? Ne dini, ne islamı? "MÜSLÜMAN RAHİP" diye google'da bir arama yapın bakalım, kim çıkacak karşınıza? Nihayetinde insan özgür olmalı, bağımsızlık bir ruha sahip olmalıdır. Dinsel sömürü araçlarından kurtulup, Bilimin ışığı altında akıl ile yol almalıdır.

aynı terane - turhans

bir bilginin, bir düşünürün vb düşüncelerini kabul etmemek herkesin hakkıdır, hatta karşı mücadele vermek de öyle. ancak yalan ve iftiralara sığınılarak bunlar yapılırsa ayıptır! yazdıklarını okumak-okumamak, anlamak anlamamak da bizi ilgilendirmez. her yaştan milyonlarca insan okuyor ve anlıyor bediüzzamanı. bediüzzaman, kimsenin aklını cebine koymadığı gibi, bu tarz tavırları şiddetle reddeder, osmanlıda meşrutiyeti, cumhuriyet döneminde de demokrasiyi korumaya çalışmıştır. varsın bazıları okumamak veya anlamamakla övünsün, bilenler biliyor. sağ veya soldan onlarca aydının kendisi hakkında takdir ve hayranlık dolu beyanları vardır. zülfü livaneliden şerif mardine, osman yükselden mehmet akife kadar... bediüzzamanın birinci dünya savaşında ve kurtuluş savaşımızdaki hizmetleri iftiracıların tam aksine zamanın BMM tarafından da takdir görüdüğü için meclise davet edilip konuşma yaptırılmış, kendisine bir çok görev tyeklifi yapılmıştır. cumhuriyet öncesinde bölücü hareketlere özenen kürt milliyetçileri karşılarında en büyük engel olarak bediüzzamanı bulmuşlardır. arşivlere girerek araştırma yapan, bir çok önemli şahidin de doğruladığı bütün belge ve bilgiler göstermektedir ki, bediüzzaman bölücülük suçlaması tam anlamıyla bir iftiradır. bir tek belge yoktur bunun aksini kanıtlayacak. dilinin de anlaşılacağını tahmin ettiğim(!) bir eser tavsiye ederim iyi niyetli araştırmacılar, meraklılara. aslen ingiliz olup, risale-i nurları okuduktan sonra müslüman olan birinin eseri: Bediüzzaman Said Nursî Entellektüel Biyografisi. Yazar : Şükran Vahide bediüzzamanı sevenler, kapalı gözlerle değil, hem gözleri hem beyinleri hem de gönülleri açık olarak okuyorlar eserlerini. kimseye de en ufak bir kötülük düşünmüyorlar, kimseyi rahatsız edecek bir tavır ve niyete sahip değiller. gerçek vatansever olan bediüzzaman okurları, eğer üstadlarının bu memlekete ihanetini biri ispatlarsa anında ondan yüz çevirecek kadar samimi ve uyanık insanlardır. ama kafa bulandırıcı, dedikoduya dayanan, olumsuz propagandalara da karınları toktur. gelin, kafalarımızı, gönüllerimizi birbirimize açalım. ama önce kulaklarımızı birbirimize açalım, birbirimizi dinleyelim. eskiler ne güzel demişler VUR FAKAT DİNLE! veya OKU!

Madalyonun Tarih Yüzü - dugyurt

Bir okur yorumunda Fetullah Gülen'den bahisle, USTAD'ın SON DERSI'nden bahsetmiş: "Vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet İmân hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. " Ben bu ifadeleri kesinlikle anlamadım. Yani ne demek istediğini. Biz anlamıyoruz. Yazar'ın dediği gibi ne diyecekse direkt söylesin. Çalıları dolaşmaya ne gerek. Hoş, söyledikleri ve söylemedikleri onu ve kaytsız şartsız onu dinleyenleri ilgilendirir, bizleri değil. "BIZLER"den kastım, Allah'ın bahşettiği aklın ışığı ile, ilim irfan sahibi vicdanı ve aklı hür insanlardır. Birşeyci olmadan, dimdik ayakta, omurgası üzerinde durmayı başarmış, atalarının binlerce yıldır bu topraklardaki mücadelesini saygıyla yadaden, ama maalesef siyaset sahnesinde asla yer edinmemiş veya edinememiş sessiz çoğunluktan bahsediyorum. Ben de onlardan biriyim. Bu topraklarda yaşayan insanlara hizmet etmiş insanları rahmetle anan, Allah inancını kimselere ihale etmeden özgürce yaşayan, dünyayı tanıyan ama aynı zamanda halkın içinden çıkmış olmanın getirdiği farkındalığa sahip, vatanını seven, gerekirse onun için canını verecek olan, bu toprağın gerçek sahiplerinden biriyim. Kerameti kendinden menkul zatlara aklını, vicdanını, ahlakını ve de cebini emanet edenlerden değil. Dolayısı ile bu cemaat dilinden biz bir şey anlamıyoruz çok şükür. Gelelim, Sayın Felsefe profesorünün yazdıklarına. Nur cemaati hakında ahkam kesmeye mükellef değilim zira bilmem. Ama benim merakım tarihedir. Epeyce de tarihi belge toplarım. Değişik memleketlerden, farklı dillerden. "Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği" başlıklı çalışması kitaplaştırılan Prof. Hakan Özoğlu, eserinde, Sn. Felsefe profesörünün yerlere göklere sığdıramadığı Said-i Nursi'nin, Mondros mütarekesi öncesinde, daha Ataturk dahi Samsun'a çıkmamışken, İngiliz Komiserine bir heyetle gidip, Van'nın güneyini talep ettiğinden bahsediliyor. Tarihi belge var. Yalan değil. Hakan Özoğlu kim midir? Chicago Universitesi Turk Araştırmaları enstitüsünde öğretim üyesi. Merak eden kitabı alır okur. Onun için Said-Nursi ummet fikrine mi daha yakındır yoksa, kürt milliyetçiliğine mi merak ederim doğrusu. Bu sorunun cevabı, Türkiye'nin bugün yaşadığı kaosun da anahtarını içinde barındırmaktadır.

şeyh sait olayından ceza almamıştır - turhans

yanlış ve maksatlı bilgiler verilmeye neden devam edilir anlamak zor. şeyh sait olayı vuku bulduğunda vanda ıssız bir yerde yaşamakta olan ve bu isyana gelenleri şiddetle reddeden bediüzzaman, özellikle bu bölgede büyük bir nüfuza sahip olmasından dolayı idarecileri endişelendirmiş olabilir. ancak bu olaya karışmadığı çok açık olduğu için bu konuda ceza almamıştır. resmi bir yazıyla vandan burdura sürülmüştür. istanbul ve izmir üzerinden burdura gönderilmesi, istanbulda istiklal mahkemesi tarafından cezalandırıldığı sonucuna nasıl götürür bizi? kısaca,bu sürgün bir mahkeme sonucu değildir. osmanlı döneminde kürt arap çerkez gibi tabirler u günün terminolojisiyle anlatılamaz. doğu karadeniz milletvekillerine lazistan, doğu vekillerine kürdistan mebusu denir mesela. bu, bu kişilerin etnik milliyetçi olduğunu göstermez. hatta kanuninin bir mektubunda da kürdistan(diyar-ı kürt) ibaresi vardır. bediüzzamanın kavmiyeti esas alan yapılanmaları reddedişi çok açıktır. gerek şeyh saiti, gerek seyyid abdülkadiri, gerekse kör hüseyin paşayı bu tür girişimlerden dolayı reddedişi tarihen sabittir. mesela kürt teali cemiyetinden uzak durması da bunu gösterir. eğer bediüzzaman şeyh sait isyanına katılmış olsaydı, öyle bir köye sürgünle filan kurtulamazdı, bunu herkes anlar sanırım.

yorumcu JanJiyan'a - mevlüt

Tarihsel gerçeklere diğer yorumculardan daha açık değinmişsiniz,İstanbul'a Saidi Nursi 1907 yılında kendisi Abdülhamidi ziyarete gitmiş,kensinden kuşkulanınca yargılanmış ve berat etmiştir.bu doğru. Ben yorumumda benim sözünü ettiğim olay ise doğal ki Abdülhamit dönemi kapanmıştır Şeyh Sait Kalkışması dolayısıyla İstanbul'a getirilmiş 1925 Yılında İSTİKLAL MAHKEMESİNCE yargılanmış veSÜRGÜN CEZASINA ÇARPTIRILMIŞTIR.Sürgün de bir ceza mahkümiyetidir,bu bakımdan Şeyh sait isyanına katılmamıştır sözünüz yanlıştır,çünkü ortada mahkeme ilamı var,kapı gibi.Burdur,ısparta,Kastamonu ve Emirdağda sürgün yaşamıştır.bir de şu:saidi nursi,1918lerde KÜRT NEŞR-İ MAARİF CEMİYETİ'nin kurucuları arasında yer aldı.Milliyete önem vermemiş olan bir kişinin etnik bir adı olan derneğ'in kurucusu olmazdı.Ayrıca saidi nursinin ümmete milliyetten daha çok önem verdiğiden Şeyh Sait isyanına katılmamıştır,yargınıza da katılmıyorum,Şeyh sait kalkışması Cumhuriyet hükümeti tarafından dinsel bir kalkışma olarak değerlendirilmiş,İstiklal Mahkemesince de idam edilmiştir,daha sonraki kürtçülük hareketleri şayh saitin 'kürt' oluşundan dolayı onu milliyetçi kalkışmalarının öncüsü göstermekte yarar görmüşlerdir.hepsi bu,önemli olaran gerçeği bilmek,bulmak görmektir,iyigünler..

Fethullah Hoca Nurcu değildir... - metumessenger

Nur cemaatinin bir lideri yoktur. Hoca Efendi bu cematin lideri değildir. Kendi cemaati vardır. Hocanın hizmet tarzı Risale-i Nur'un tarzından farklıdır. Nur cemaatinin siyasete talip olmak gibi bir düşüncesi yoktur. Siyasi bir hedefi yoktur. Baskıcı ortam kalkınca Nurcular daha kolay hizmet edeceklerdir. Üstad'ın son dersi: "Vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet İmân hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. "