İsviçre'deki kara koyunlar

İsviçre'nin başkenti Bern'in tarihi sokaklarından Kramgasse'de polis barikatları! Hepsi birbirinden iri ve iyi donanımlı polislerin karşısında çoğu üniversite öğrencisi, ateşli bir kalabalık gösteri yapıyor.
Haber: BARIŞ KARAPINAR / Arşivi

İsviçre'nin başkenti Bern'in tarihi sokaklarından Kramgasse'de polis barikatları! Hepsi birbirinden iri ve iyi donanımlı polislerin karşısında çoğu üniversite öğrencisi, ateşli bir kalabalık gösteri yapıyor. Aralarından dört kişilik bir grup hızlıca polislerin üzerine koşuyor ve yaklaşır yaklaşmaz da polislerin etrafını bir kurdeleyle çevirmeye başlıyor. Etraftaki kalabalık da şaşkın bakışlarla polisin vereceği tepkiyi bekliyor. Ellerinde göz yaşartıcı bombalardan coplara, tüfeklerden kalkanlara kadar tam donanım polisse hiç kıpırdaman bu dört kişinin kendilerini kurdelelemelerini seyretmekle yetiniyor. Polisin tepki vermemesinin nedeni bu grubun renkli kıyafetlere bürünmüş kırmızı burunlu palyaçolar olması. Gelişmiş ülkelerde zaman zaman gördüğümüz medeni ve zekice bir protesto örneği bu. İsviçre polisi tüm protestoculara bu kadar da anlayışlı davranmıyor tabii. Aynı polis yan sokakta, ellerinde taşlarla çevredeki lüks mağazaların vitrinlerini gözlerine kestirmiş bir grubu, karga tulumba götürüyor polis arabalarıyla.
Böyle güzel bir Cumartesi günü, normalde sıkıcı derecede sakin ve sessiz olan Bern sokaklarındaki bu kargaşanın nedeni yaklaşan federal parlemento seçimleri. Bu seçim döneminin diğerlerine göre daha heyacanlı geçmesinin nedeni ise, aşırı sağcı iktidar partisi İsviçre Halk Partisi'nin (SVP) yakın zamanda başlattığı yabancı karşıtı seçim kampanyası. Gerilimi artıran da ülkenin her yerine asılan bir billboard. İsviçre bayrağının içine çizilmiş üç beyaz koyunun bir kara koyunu bayrağın dışına "teptiği" bu billboard çok sansasyon yarattı.
Kara koyun yerine koyulan yabancıları dışlayan, "ya sev ya terk et" zihniyetinin başka bir örneği bu. SVP, Fransa'daki Le Pen, Avusturya'daki Hayder örneklerinde olduğu gibi çoğu aşırı milliyetçi ya da ırkçı hareketin ortak yanı, sivri dilli bir lider önderliğinde korku siyaseti yapmaları. Parti lideri, aynı zamanda adelet bakanı Christoph Blocher, aşırı milliyetçi "güvenlik yaratmak" sloganı altında ülkede suç işleyen yabancıların sınırdışı edilmesine olanak tanıyan bir yasa getirmek istiyor. İlgili yasada sadece suç işleyen yabancı değil kimi durumlarda suç işleyenin ailesinin de sınırdışı edilmesi öngörülüyor.
Duyarlı kesimlerce Hitler'in kan bağına dayalı cezalandırma politikalarına benzentilen bu kanun önerisi çok tepki çekti. Kendilerini "kara koyun komitesi" olarak niteleyen bir grup da yukarıda bahsettiğim palyaçolu gösterileri organize etti. Gösterilerin amacı hem ırkçılığa karşı duruş sergilemek hem de SVP'nin aynı gün düzenleyeceği yürüyüş ve parlemento önündeki konuşmayı engellemekti. Aralarında aşırı-solcu gençlerin de olduğu grup yoğun polis önlemlerine karşı, SVP destekçilerinin parlemontoya ulaşmasını önleyip oradaki konuşma platformunu da yerle bir etmeyi başardı. Bu gençlerin çoğu, İsviçre bayrağı renginde kırmızı zemine basılmış ve üzerinde burnundan soluyan sinirli bir kara koyun resmi olan tişörtlerle gösteriye katıldılar.
Koyunlar
Bu olaylar, İsviçre toplumuyla ilgili iki çok önemli eğilimi yansıtıyor: Birincisi, son seçimlerde her üç İsviçreli seçmenden biri SVP'ye oy verdi ve anlaşılan bu seçimlerde de en az yüzde 30'luk bir grup, beyaz da olsa koyun yerine konmayı sorun yapmayıp SVP'ye oy verecek (bu durum insana, geçen senelerde Van'da, öndeki koyunu takip edip uçurumdan atlayarak telef olan 480 koyunu anımsatıyor). İkinci eğilim ise gençlerle ilgili bir kuşak çatışmasını yansıtıyor: Sürekli kendilerine dayatılan "ideal vatandaş" çizgisinden bıkmış ve bezmiş yeni nesil, aile-eğitim-hukuk üçlemine dayalı, her kurala hiç sorgulamadan saygı gösterme ve ne olursa olsun "aykırı" olmama temeli üzerine kurulmuş sosyal düzene tepki veriyor. Bu gençler için kara koyun tişörtleri giyip sokaklara düşmek, sadece SVP'ye değil tüm düzene aykırı olmanın bir ifadesi.
Öbür taraftan, konunun biraz da siyaset-ekonomisine baktığımızda, yabancı karşıtı söylemlerin, toplum içinde kutuplaşmaya neden olmanın ve birtakım işportacı siyasetçilere prim yaratmanın ötesinde ne kadar gerçekçi bir siyaset alanı var? İsviçre, Avusturya, Almanya gibi gelişmiş ülkelerin, bırakın varolan yabancılarını "dışarı tepmeyi" giderek artan bir şekilde işgücü ithal etmesi gerekiyor. Örnegin İsviçre'nin dünyada ortalama insan ömrünün en uzun olduğu ülkelerden biri olması, hem özellikle servis sektöründe çalışacak genç işgücü bulmakta sorun yaşamak demek hem de çalışan nüfusa oranla giderek artan emekli nüfusun, varolan sosyal güvenlik sistemlerini ciddi finansal baskı altına alması demek. Dışarıdan işçi göçü almadan bu sorunları çözmenin iki temel yolu da uzun vadeli sonuç getirmeyecek. Birincisi, gençleri daha çok çocuk yapmaya teşvik edecek politikalar geliştirmek, ki gençler anne-babaları kadar çocuk sahibi olmaya meraklı görünmüyor (bkz. yukarıda kuşak çatışması). İkinci yol ise, AB ile girilen serbest dolaşım anlaşmaları çerçevesinde "yabancı olsun ama en azından Avrupalı olsun" mantığıyla Avrupa'nın görece yoksul bölgelerinden işgücü çekmek. Ancak bu bölgelerde hızla gelişen ekonomilerin getirdiği yerli talep ve ücret artışı yanında, İngiltere ve Almanya gibi diğer ülkelerin yarattığı talep rekabeti sayesinde, uzun vadede Avrupa dışındaki işgücü alternatiflerine bakmaktan başka çare kalmıyor.
Sonuç olarak SVP gibi, Avrupa toplumlarındaki ılımlı çoğunluğa utanç veren diğer örnekler, baştan kaybedilmiş bir savaşım veriyor ya da veriyormuş gibi görünüyorlar. Avrupa ll. Dünya Savaşı'ndan sonra olduğu gibi, artarak önemli hale gelecek şekilde dışarıdan işgücü çekmeye devam edecek. Şu an gerginlik yaratan ırkçı kalıntılar da, dünyayla entegre ve farklılığı zenginlik olarak algılayan yeni nesiller tarafından yenilenince sular durulacak.
Yolunuz bu sıralar İsviçre'ye düşerse, hediyelik eşya mağazalarında geleneksel İsviçre ineği biblolarının yanında kara koyun biblolarına da rastlayabilirsiniz. İkisinden de alabilirsiniz, çünkü ikisi de İsviçreli ve ikisini de İsviçre'den ayırmak mümkün değil.
Türkiye'deki gençlere son bir uyarı: Sakın ola bu yazıdan esinlenerek palyaço kıyafeti giyip polisi kurdeleye sarmaya kalkmayın!

BARIŞ KARAPINAR: Dr., Bern Üni.