İsyanım yaradana!

İsyanım yaradana!
İsyanım yaradana!

Hasan Karacadağ?ın ?D@bbe 2?si, sağda ise 1953 tarihliMehmet Muhtar?ın yönettiği ?Drakula İstanbul?da?.

Hasan Karacadağ'ın en yeni filmi olan ve halen vizyondaki 'D@bbe 2', Türk korku sinemasındaki ilk 'devam filmi' olma özelliğini taşıyor
Haber: KAYA ÖZKARACALAR / Arşivi

Kovboy filmleri gibi “bize” en yabancı bir türde dahi bir dönem furya halinde ürünler vermiş olan Yeşilçam’ın korku türündeki kısırlığının sebeplerini anlamak kolay değildir. Kanımca burada eski kuşak Yeşilçam yapımcılarının çekingenliğini ve ‘şans faktörünü’ hesaba katmak gerekiyor. Yeşilçam yapımcıları, yabancı korku filmlerinin Türkiye’de iş yaptığının farkındaydılar kuşkusuz. Dolayısıyla sorun Türk izleyicinin korku filmlerine ilgi göstermeyeceği endişesi değil, Türk yapımcıların iş yapacak Türk korku filmi çekemeyeceklerine ilişkin kuşkuları olsa gerek. Bazı Yeşilçam yapımcıları zaman zaman farklı sularda denemelere girişmekten kaçınmamalarına karşın, genel kural olarak başarı şansı meçhul girişimlerde risk almaktansa, başarılı olmuş örnekleri sonuna kadar tekrar etmeyi tercih edegelmişlerdi. Yani, işi önceden sağlama bağlamaya önem veriyorlardı. Korku sineması örneğinde, zaman zaman hasbelkader yapılan Türk korku filmlerinden herhangi biri, örneğin 1953’teki Drakula İstanbul’da, şu ya da bu sebeple dikkat çekici bir ticari başarı kazanmış olsaydı, Türk korku filmlerinin de o dönemde furyaya dönüşeceğini düşünebiliriz. Ancak bu gerçekleşmeyecek, Yeşilçam’ın yarım yüzyıla yaklaşan tarihinde yerli korku filmlerinin sayısı bir elin parmakları kadar kalacaktı.

Bu topraklarda korku
Öte yandan Yeşilçam sonrası yeni Türk sinemasında yaşanan süreç ise tam da Yeşilçam’da yaşanamayan süreçtir. Korku-komedi karması Okul’un (2004) ardından, katıksız korku filmi Büyü’nün (2004), hatta belki galasındaki yangının da tanıtımına sağladığı ilave katkının da payıyla, elde ettiği beklenmedik gişe başarısı, tüm Yeşilçam tarihi boyunca çekilen toplam korku filmi sayısından daha fazla yerli korku filminin son birkaç yılda çekilmesinin önününü açacaktı. Bu furyadan önce, Yeşilçam’ın korku türündeki kısırlığını açıklamak için sıkça dile getirilen bir görüş Yeşilçam’ın az sayıdaki korku filmi örneğinin -Dracula veya The Exorcist/ Şeytan gibi- ‘yabancı’ kaynakları çıkış noktası olarak alma hatasına düşmüş ve o formülün de tutmamış olmasıdır. Bu görüşün mantıki sonucu da, özgün korku motifleri açısından zengin olduğu ifade edilen “bu topraklardan” beslenilmesi gereği şeklindeki bir reçetenin ortaya konulmasıdır. Son dönem Türk korku filmlerine emek ve sermaye verenlerin çoğunun bu reçeteyi benimsemiş oldukları görülüyor (Bu eğilimin tek istisnası olarak ise Gen sayılabilir). Ancak “bu topraklardan” beslenme konusunda kendi içinde iki farklı eğilim gözlemlenebilir. Doğu Yücel-Taylan Biraderler işbirliğinde hazırlanan Okul ve Küçük Kıyamet’te bu diyara ait güncel toplumsal sorunlar -ilkinde eğitim sistemimiz, diğerinde deprem gerçeği- çıkış noktası olurken pek çok diğer filmde kültürel motifler temel alındı. Bu kültürel motiflerin başında da doğal olarak İslamiyet geliyor. Kuşkusuz, İslami motiflerden beslenen korku filmlerinin, yalnızca Türk korku sinemasının derdine deva olarak evvelden beri sunulagelmiş reçetenin değil, aynı zamanda ülkemizdeki İslami yükselişin, hatta açıkçası artık bırakın ‘yükselişi’, İslami hegemonyanın da bir yansıması olduğunu kaydetmek gerek.
İşte yeni Türk sineması içinde korku filmlerinin en ısrarlı yürütücüsü olan Hasan Karacadağ’ın filmleri bu minvaldedir. Karacadağ’ın en yeni filmi olan ve halen vizyondaki D@bbe 2, Türk korku sinemasındaki ilk ‘devam filmi’ olma özelliğini taşıyor. İlk filmden anımsanacağı üzere Dabbe, İslam mitolojisinde bir anlamda kıyamet alameti olarak sayılabilecek bir varlık. Üç yıl önceki ilk filmde, Dabbe’nin zuhur edişine tanık oluyorduk. Bu filmde ise Dabbe’nin habercisi olduğu kıyametin artık bilfiil kopmakta olduğu anlaşılıyor. D@bbe 2’nin, büyük ölçüde tek bir mekânda geçmek, çok az sayıda ve hatta ilk yarısının önemli bir bölümünde esas itibarıyla yalnızca iki karakter içermek, her şeye açıklama getirmeye çalışmamak gibi takdir edilesi cüretkâr denemelerinin altından ne kadar başarıyla kalkabildiğini tartışmaya yüreğim elvermiyor. Sanırım filmin en seyredilesi bölümünün hiç diyalog içermeyen giriş sekansı olduğunu kaydetmek ne yazık ki yeterli...

KAYA ÖZKARACALAR: Bahçeşehir Üni.