İyi bir haber: Şi-An'da hamburger!..

2007 Ekim'inin ortası. Beijing'de Çin Komünist Partisi'nin 17. ulusal kongresi toplanıyor. Gündem yüklü. Gazetelere göre, "Çin, şimdiye kadar geçirdiği değişikliklerin en büyüklerinden birisine hazırlanıyor İnsanı da, çevreyi de 'bozmayan' bir gelişme modeline geçilecek."
Haber: UYGUR KOCABAŞOĞLU / Arşivi

2007 Ekim'inin ortası. Beijing'de Çin Komünist Partisi'nin 17. ulusal kongresi toplanıyor. Gündem yüklü. Gazetelere göre, "Çin, şimdiye kadar geçirdiği değişikliklerin en büyüklerinden birisine hazırlanıyor İnsanı da, çevreyi de 'bozmayan' bir gelişme modeline geçilecek."
Aynı gün Şi-An (Xi-An) havaalanı içhatlar terminalinde bir grup genç, en az 100 kişi, bağrışıyor. Özgürlük, barış, kardeşlik mi istiyorlar dersiniz? Yerel rehberimizden öğreniyoruz: Çok ünlü bir sinema oyuncusu, bir idol geliyormuş, onu karşılıyorlarmış; görülecek cehd-ü gayretti...
1921 yılının Temmuz'unda Şanghay'da, toplam 50 üyesi bulunan ve bunların 13'ünün katılımıyla ilk ulusal kongresini düzenleyen Çin Komünist Partisi, önemli kararların çıkması beklenen 17. ulusal kongresini, 73.4 milyon parti üyesini temsilen 2.217 delegenin katılımıyla gerçekleştiriyor. Çağdaş Çin'in tarihinde ÇKP'nin 1945, 1956, 1969, 1982, 1992 ve 1997 Kongrelerinin özel ve önemli bir yeri olduğu bilinir. 1945'te Mao Zedong öne çıkmıştı, 1956 Kongresi 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilk kongresiydi, 1969 Kongresi "Kültür Devrimi"nin en hararetli günlerine rastlamıştı, 1982 Kongresi'nde Deng Hiaoping'in "Çin'e özgü sosyalizm" tezi kabul edilmiş ve ekonomik "reform"lara başlama, 1992 Kongresi'nde ise, o nasıl bir şeyse, "sosyalist pazar ekonomisi sistemi"ni kurma kararı alınmıştı. 1997'deki 15. parti kongresinde Deng Hioping Kuramı parti ideolojisinin en temel şiarı oldu.
Bu yılki parti kongresi niçin önemli? Önemli çünkü Çin'in karşısında katmerlenmiş sorunlar birikmiş. Uzmanlara göre bu sorunlar başlıca üç kümede toplanıyor: Birincisi, Çin'in gelişmiş ülkelerden ödünç aldığı, enerjiyi yutan, çevreyi perişan eden büyüme modelinin değiştirilmesi. ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Hu Jintao bu konuya büyük bir vurgu yapıyor. Zira Çin, dünyayı kirletenlerin başında geliyor ve Batı kapitalizminin, "gelişmek için önce kirletelim, sonra temizleriz" mazeretine sığınma şansı da bulunmuyor. Çünkü artık herkes için çok geç olabilir.
"Ne acayip yer bu Şang-Hay"
İkincisi, çeyrek asırlık kesintisiz ve dikkate değer (yılda yaklaşık yüzde 10) büyüme ve gelişmeye rağmen bozulan gelir dağılımı ve artan yolsuzluk. Takside, otelde, lokantada dürüstlük, devlet ve şirket katında yolsuzluk. Sosyalist pazar ekonomisi sistemi inanılmaz bir zenginler kümesi yaratmış: Ünlü iş dergisi Forbes'un Çin'in en zenginleri listesinde 40 adet dolar milyarderi var. Liste başı, 16.2 milyar dolar (yanlış okumuyorsunuz) servetiyle 26 yaşındaki(!) Yang Huiyan adlı emlak baronu. Geçen yıl liste başı olan "perakendeci" Wong Kwong Yu'nun toplam servetinin 2.3 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa, zenginleşmenin hızı bir hayli göz kamaştırıcı! Şanghay'da lüks dairelerin fiyatları kentteki sevimsiz gökdelenlerden daha yükseklere vurmuş: Tai Hang Kulesi'ndeki yaklaşık 1000 metre karelik dubleks bir dairenin fiyatı 100 milyon, yani metrekaresi yaklaşık 100 bin dolar. Geçenlerde bir Çinli işadamı, Dubai'de 28 milyar dolara bir ada satın almış; üç yıl içinde 200 milyon dolar harcayıp turistik otel ve villalar yapacakmış. (Bu haberler Çin gazetelerinden derlendi!) Şimdi Çin, son 25-30 yıllık gelişme sonucu ortaya çıkan yeni toplumsal tabakalar ve çıkar gruplarının taleplerini dengelemek durumunda. Bunun piyasa ekonomisi operasyonlarıyla nasıl başarılacağını bekleyip görmek gerek.
Üçüncü kümedeki sorunlar ise siyasal sistemin iyileştirilmesiyle ilgili. Kendileri böyle söylemiyorlar ama insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusundaki eksiklerini gidermeleri gerekiyor. Çinliler, "siyasal sistemimizi iyileştireceğiz ama bunu kendi ulusal koşullarımız temelinde yapacağız. Başka siyasal sistemlerden esinleneceğiz, ama hiçbir şekilde Batılı siyasal modelleri kopya etmeyeceğiz" şeklinde ifade ediyorlar. Gidiş o gidiş olmasa da dileyelim öyle olsun. Kendilerinin güzel bir atasözü vardır: "Bin fersahlık yol da ilk adımla başlar". Bizim de bir atasözümüz vardır: "At binenin kılıç kuşananın".
Çin iddialı görünüyor. Aksi de düşünülemez. Kağıdı, barutu, pusulayı icat etmiş; 5.600 kilometrelik "duvar"ı yapmış; ölen imparatorlarını beklesin diye onbinlerce çamurdan asker ('terracotta' cengaverleri) dikmiş bir uygarlığın ve kültürün mirasçılarından iddiasız olmaları kuşkusuz beklenemez. Ne ki Çin'in şimdi tuttuğu yol, yani kısaca "sosyalist pazar ekonomisi" ile kapitalist dünyaya kafa tutmak, Çin halkının bütününe daha fazla refah, özgürlük, demokrasi ve daha adil bir düzen getirir mi bilemeyiz. Yeni yeni dolar milyarderlerini, dünyanın en yüksek binalarını, Mercedes, Buick, Audi, Wolksvagen gibi markaların en ileri ve en büyük modellerini getirdiği kesin... Gönül başka türlü olmasını istiyor. Açlarının sayısını çeyrek milyardan 50 milyonlara indiren, okuma yazma oranını (gençlerde yüzde 99) yüzde 90'lara yükselten, kentlerinin sokaklarını, dünyanın en temiz sokaklarını yapan, bilim ve teknoloji yatırımlarına ulusal savunma bütçesinden daha çok pay ayıran bir toplum niçin başarılı olmasın ki? Batılıların ekonomi konusunda esirgemedikleri övgülere bakınca insanın içine yine de kuşku düşüyor.
Onlar yendi, onlar yenildi
Hani o "toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar" çok olanlar ne alemde diye sorulacak olursa (geçen) "asırda onlar yendi, onlar yenildi" diyebiliriz. Bu asırda ise, bilenlerin söylediğine göre, eskisi kadar olmasa da bisikletlerine yine "vıyıl vıyıl" biniyorlar. Genç kuşaklar ve yukarı sınıflar üniforma gibi giysilerini bırakmışlar ama "eski tüfekler", 1949'u idrak etmiş olanlar hâlâ lacivert ve hâki üniformaları içindeler, kafalarında Mao kasketleriyle. Sanki kavga edermiş gibi konuşuyorlar. Eski alışkanlıklarını terk edememiş olanlar, o canım temiz sokaklara tükürüyorlar. Dört Çinli biraraya geldi mi iskambil oyununun gözüne veriyorlar. Gençlerin çoğu bacaklarında 'blue-jean', kulaklarında kulaklık ve ellerinde "cep telefonları"yla hayatlarından memnun görünüyor. Tiennanman Meydanı'nda Kongre Sarayı'nın karşısındaki görkemli binanın ne olduğunu sorduğum Beijing'li genç rehberimizin "Ha orası mı? Tarih ve Devrim Müzesi. "Orayı gezmeyi çok isterdim." "Bence değmez. Orada tarih, siyaset ve bir sürü yalan var" dediği minvalde mi düşünüyorlar bilemiyorum.
Çinliler için "tüccar millet"tir denir. Bundan doğru bir şey olamaz. Buda'yı da, Mao'yu da ticaret malzemesi yaptıklarına göre ticari sezgileri gerçekten yüksek olsa gerek. Kırmızı Kitap hâlâ tezgahlarda görülüyor ama turistik bir meta olarak. Mao'nun Tiennanman Meydanı'nındaki posterinden başka öyle her yerde heykel ya da posterine rastlamıyorsunuz. Ama iskambil kağıtlarından tutun cep saatlerine, kağıt ağırlıklarına, albüm kapaklarına, küçük boy heykelcik ve büstlerine kadar, turistlerin ziyaret ettiği her yerde Mao var. Yalnız Mao mu, görkemli pagodalarda Buda da aynı 'commercialism'e kurban gitmiş. Son günlerde yeni bir akım peyda olmuş. Adına "kızıl-turizm" deniyor. Şimdilik Mao'nun doğum yeri olan Hunan eyaletindeki Şaoşan köyü ile sınırlı olsa da, bu akımın diğer "devrimci yerler"e yayılacağından kuşku duyulmuyor. Çin devriminin kişi, yer ve objeleri turistik amaçlarla pazarlanacak. Öte yandan büyük kentlerde McDonalds, Kentuky Fried Chicken, Starbucks'tan tutun da Gucci, Choloe, Nike, Nine West, Christian Dior vs. Avrupa ve Amerika'nın aklınıza gelebilecek tüm muteber "marka"ları, şekerci vitrinine dizilmiş kavonazlar gibi sıralanmışlar. Terracotta cengaverlerini görmek üzere Şi-An kentindeyiz. Rehberimiz gülümseyen bir çehre ile "Size çok iyi bir haber vereceğim" diyor, "burada McDonalds hamburger bulabilirsiniz."
İnanır mısınız? Şi-An'da McDonalds hamburger yiyoruz.

UYGUR KOCABAŞOĞLU: Prof. Dr., İEÜ