Kadın emeğinin küresel sömürüsü

26 Eylül günü grevin 1. yılını dolduran Novamed'li kadın işçilerin talepleri halen görmezden geliniyor. Radikal gazetesi okurları, Novamed'li kadın işçilerin durumunu 15.09.2007 tarihinden itibaren yakından biliyorlar.
Haber: LALE BAKIREZEN / Arşivi
NECLA AKGÖKÇE / Arşivi

26 Eylül günü grevin 1. yılını dolduran Novamed'li kadın işçilerin talepleri halen görmezden geliniyor. Radikal gazetesi okurları, Novamed'li kadın işçilerin durumunu 15.09.2007 tarihinden itibaren yakından biliyorlar. Hafızalarımızı tazelemeye çalışalım. Antalya serbest bölgede, böbrek hastaları için diyaliz seti üreten, çoğunluğu kadınlardan oluşan bu işyerinde, Petrol-İş üyesi işçiler çalışma koşullarına dayanamayarak grev kararı almıştı. Greve gitmelerine neden olan taleplerden bazıları şunlardı: Novamed'de çalışan kadınlar insanca bir ücret almak istiyorlardı çünkü ücretleri çevrede bulunan işyerlerine göre bile çok düşüktü. İstedikleri zaman çocuk sahibi olabilmek, serbestçe tuvalete gidebilmek, "kadınsın kafan basmaz" diye aşağılanmamak istiyorlardı.
Novamed'li kadınların greve başlamasına neden olan bu olumsuz şartların bir kısmı artık yok. Ancak düzeltilen bu şartlarla birlikte diğer taleplerinin de kabul edilmesinin bir garantisi olmadığını kadınlar çok iyi biliyorlar. Bunun için Petrol-İş'in muhatap kabul edilmesini ve taleplerin toplu sözleşmede düzenlenmesinde ısrar ediyorlar.
Emek piyasasında görünürlükleri eskiye göre artsa da içinde yaşadığımız toplumda kadının yeri temelde evidir. Evde yapılan yemek, temizlik, koca ve çocuk bakımı gibi işler, kadınların cinsiyeti gereği yapmaları gereken işler olarak tanımlandığı için ücretsizdir. Kadınların ev içinde harcadığı, bakıma ve hizmete yönelik ücretsiz, karşılıksız, görünmeyen bu emek, onların dışarıda emek piyasalarındaki durumunu da belirler. Emek piyasalarının düşük ücretli ve vasıfsız işlerinde çalışırlar ya da onların vasıfları, vasıftan sayılmadığı için ücretleri düşüktür. Novamed'li kadınlar, akort çalışma el becerisi ve el çabukluğuna dayandığı için işe alınmışlar ama ücretleri düşük. El çabukluğu onların cinsiyetlerine özgü bir yetenek olarak görülüyor, vasıf olarak değil. Kadın oldukları için düşük ücret alıyorlar.
Esasında dünya ölçeğinde, çalışanların yüzde 80'ine yakın kadının durumu, ihracata yönelik üretim yapan serbest bölgelerdeki hemcinsleriyle üç aşağı beş yukarı aynı.
Serbest bölgeler, bir ülkenin siyasi sınırları içinde bulunmasına rağmen, gümrük uygulamaları gibi dış ticaret kısıtlamaları dışında bırakılmış, yatırımcılara vergi muafiyeti tanınmış, altyapı ve iletişim olanakları dünya düzeyinde olan, örgütlenme zorlukları nedeniyle sendikaların pek uğrayamadığı yerler. Bölge yaşam alanı olarak da soyutlanmış, ya duvar var çevresinde ya da tel örgü.
Kapitalizm küresel ölçekte yayıldıkça, üretim yedek sanayi işgücünün bol bulunduğu ülkelere kayıyor ve serbest bölgelerin sayıları artıyor. 1975'te Asya, Avrupa, Latin Amerika'da, 25 ülkede 79 tane "serbest üretim bölgesi" varken, 1995'te bunların sayısı 200'e çıkmış. Buralarda çalışan işçi sayısı 1970'lerde 725 bin iken, 90'ların ikinci yarısında 4 milyonu aştı. Bu bölgelerde çalışan kadınların hikâyeleri ortak.
Malezya'da yabancı sermaye yatırımlarını özendirmek amacıyla hazırlanan bir broşürde yazılanlar "ortak hikâye" tespitini destekler nitelikte: "Oryantal kadınların el hünerleri dünya çapında meşhurdur. Onların elleri küçüktür, olağanüstü bir hız ve dikkatle çalışırlar. Doğalarından kaynaklanan bu meziyetlerle üretim hattınızın etkinliğine daha fazla katkı sunabilirler."
Evde baba-koca, işyerinde patron
Asya'dan Latin Amerika'ya geçelim. İlk olarak 1960'larda Meksika-Amerika sınırında serbest bölgede kurulan 'maquila' adı verilen ve kadınların parça birleştirerek üretim yaptığı fabrikalarda da durum pek farklı değil. Yapılan araştırmalar kadınların buralarda çalışabilmek için gebelik testine, cinsel hayatlarının açığa çıkarılmasına, aybaşı dönemlerinin sorgulanmasına ses çıkarmadıklarını gösteriyor. Çalışma konusunda pek seçenekleri yok çünkü.
Nikaragua'da ise hükümet yeni serbest bölgeler inşa ediyor. Başşehir Managua yakınlarındaki Maquila'larda kadın işçilerin şartları Meksika'dan farklı değil. Nikaragua'da faaliyet gösteren "Maria Elena Cuadra" (MEC) isimli bir kadın örgütünün serbest bölgelerde çalışan kadınlara ilişkin gözlemleri şöyle: "Kadınlar dikiş makinelerinde günde 8-12 saat, taburelerde oturarak çalışıyorlar. Şeflerin sistemli kontrolü ve aşağılanmalarına maruz kalarak akort üretimi yapıyorlar. Günde iki kez tuvalete gidiyorlar. Dikiş tozları nedeniyle kadınların çoğunda nefes alma güçlüğü var. Düşük sayısı fazla ve sistemli cinsel tacize maruz kalıyorlar. Hamile kalınca işten çıkarılıyorlar".
Novamed'de kadınların anlattıkları, serbest bölgelerde çalışan kadınların anlattıklarına benziyor. O yüzden çok inandırıcı. Bölgedeki en ucuz işgücü olan, ataerkil baskıyla edilginleştirilmiş, sindirilmiş kadınları çalıştırmak, serbest bölgelerin temel felsefesi.
Fakat, teknolojik ilerlemeler sermayenin akışkanlığını artırıp dünyayı büyük bir köye çevirirken, bizlere de bu büyük köyün öte ucunda bir işyerinde yaşananları öğrenme ve benzer baskı biçimlerine maruz kalanlarla karşılaşma, dayanışma imkanı sunuyor.
Grevin birinci yıldönümünde dünyanın ve Türkiye'nin dört bir yanından gelen kadın örgütleri temsilcileri Antalya'daydı. Coşkulu bir karşılaşma oldu. Bizlerse İstanbul'da, kızkardeşlerimizin haklı taleplerinin kabul edilmesi için 15 Eylül'den bu yana, meydanlardayız. Novamed'li kadınlar yalnız olmadıklarını ve grevi sürdürdükçe bizlerin de grevde olacağını biliyorlar.
Biz de biliyoruz ki, ataerkil kapitalizmde hiçbirimizin çalışma koşullarının garantisi yok. Cinsiyetçilik ve cinsel sömürü en az emek sömürüsü kadar yakıcı bir sorun olarak devam ediyor. Onun için bugün Novamed'e sahip çıkmak emeğimize ve bedenimize sahip çıkmaktır.

NECLA AKGÖKÇE: Novamed Kadın Greviyle Kadın Dayanışma Platformu