Kadın kotasına gerek var mı?

Türkiyede kadın kotasına gerek var mı diye sormadan evvel, kadın diye bir siyasal kategori var mı sorusunu cevaplamak lazım. Kadın siyasal bir kategori değilse o zaman siyasal temsiline ne lüzum var diyenler ve kadının sadece bir biyolojik kategori olduğunu iddia edenler var.
Haber: NÜKET KARDAM / Arşivi

Türkiyede kadın kotasına gerek var mı diye sormadan evvel, kadın diye bir siyasal kategori var mı sorusunu cevaplamak lazım. Kadın siyasal bir kategori değilse o zaman siyasal temsiline ne lüzum var diyenler ve kadının sadece bir biyolojik kategori olduğunu iddia edenler var.
Kadın ve erkek ayrımı tabii ki ilk olarak biyolojik bir ayrımdır. Bu ayrım sayesinde hepimiz hayattayız (Fransızların dediği gibi, Yaşasın Farklılık!) ve bence bu biyolojik ayırım aslında kadın ve erkeğin birbirini çok güzel tamamladığına işaretken, ne yazık ki kadını ikincil konuma koyan bir kimlik yaratmak için malzeme olarak kullanılmış. Güya biyolojik farklılıkları savunarak kadınlar araba kullanamaz, erkek güdümüne muhtaçtır, beyinleri daha küçüktür, politikadan da anlamazlar gibi hiçbir bilimsel temeli olmayan masallarla kadınların nasıl bastırıldığını biliyoruz. İşin ilginç tarafı, gösterilen nedenler değişse bile değişmeyen tek şey kadının dünyanın her yanında siyasetten, eğitimden, ekonomik olanaklardan erkeklere göre daha az pay alması. İşte kadını bir biyolojik kategoriden siyasal kategoriye götüren de bu sistematik ayırımcılık. Bu ayırımcılığın temeli de güdülen politikalar. Kadın siyaset kategorisi değildir diyenler aynı zamanda kadınlara yönelik politikalar üretmeye devam ediyorlar. Şunu da unutmuyalım ki kadına karşı ayırımcılığın kendisi bir politikadır. Yani kadını siyasetin, ekonominin, eğitimin dışında tutmak ve bu konuda suskun kalmak da gayet bilinçli bir politikadır. Eğer kadın gerçekten sadece bir biyolojik kategori olsaydı, o zaman Türkiye parlementosunda kadınların yüzde 4 ile temsilini bir tesadüf diye açıklamak gerekirdi. Ama böyle bir tesadüfün, istatistik kurallarına göre nüfusumuzun yüzde 51'ini çok daha yüksek rakamlarla parlamentoya taşıması gerekirdi. Halbuki istatistik kuralları 1945'lerden beri TBMM'de kadınların yüzde 5 civarı temsilinin ardında bir sistematik sapma olduğunu gösteriyor. Bu sistematik olumsuz ayrımcılığın ancak sistematik bir olumlu ayırımcılık, yani bir kota sistemiyle düzeltilebileceği kanısındayım. Ancak bu şekilde Türkiye dünyada kadınların siyasete katılımı konusunda utandırıcı 162. sıradan kurtulabilir ve ancak bu şekilde gerçek temsilci demokrasiye adım atabilir (demokrasiyi elde eder demedim çünkü bu konuda atılacak daha çok adımımız var.)
Çelişki
Kadının siyasi bir kategori olması, kadın kimliğinin toplumsal bir kimlik olarak tanınmasıyla başlar. Kadın ve erkek kimlikleri de toplumsal öğelerle şekillendirilir. Kadın yumuşak başlı olmalıdır, erkek dediğin atılgandır gibi tanımlar her birimizin davranışlarını etkiler. Cinsiyetimiz doğduktan sonra değişmez ama toplumsal cinsiyet kimliğimiz siyasal, kültürel, ekonomik konjonktüre göre değişir. Örneğin Türkiye'de devlet 1920'lerden itibaren kadın kimliğini yeniden tanımladı ama maalesef bu tanımlar kendi içinde çelişkili kaldı. Bir taraftan kadın aile içinde ikincil konumda bırakılırken bir taraftan kamudaki yeri genişletildi. Verilen haklar elit kadınlara büyük avantajlar sağladı fakat diğer kadınlara yayılmadı. Genel olarak (elit kesimlerde daha az olmak üzere) kadın kimliğinin erkeğe göre ikincil konumda, erkekle eşit değil fakat erkeğe hizmet eden, ona itaat eden, edilgen bir kişi olarak tanımlanmandığı da bir gerçek Türkiye'de. Yani kadının erkek kadar önemli olmadığı, kadına sen çok konuşma, sen anlamazsın dendiği bir ayırımcılık toplumun hemen her yanına yayılıp çocukluktan itibaren içselleştirilmişse, işte o zaman parlamontada yüzde 4 kadın temsilinin nedenini de, kadının nasıl bir siyasal kategori haline geldiğini de açıkça görürüz. Sonuç olarak kadın kimliğinin (erkek kimliğinin de) sosyal, kültürel ve siyasal konjonktüre göre şekillendiğini görüyoruz. Tabii bunun içinden gelen kadın, çoğunlukla bu kimliği kabullenmiş ve içselleştirmiş olarak yetişiyor. İşte kadın duyarlılığı ile siyaset derken de bunun dışına çıkabilmiş kadın ve erkeklerden bahsediyoruz.
Türkiye'de kadın kotasına gerek yok diyenler, kadınlara çok fazla ağırlık veriliyor bugünlerde diyorlar, ya erkek hakları yok mu diye soranlar var. Bütün diğer sorunlarımız demokrasi eksikliği, sınıfsal ve etnik ayrımcılık gibi kapitalizmin getirdiği sorunlar ilk önce çözülse daha iyi olmaz mı ya da kadınların kendi aralarındaki çatışmaları, Meclis'e gelseler bile birlikte hareket edip bir kadın politikası üretmeleri de imkansız diyenler var. Gelen kadınları da gördük, hiç de kadın duyarlılığı göstermediler diyorlar.
Tabii ki erkek hakları da var ve kadın kimliklerinin çözümü ve yeniden inşası ancak erkek kimliklerini de irdeleyerek olabilir. Maalesef kadınları güdümleme ve kontrol sevdasında, eli tabancalı bıçaklı erkek kimlikleri de siyasi nedenlerle üretiliyor, belli politikalara alet ediliyor. Kadınları töre diye öldüren erkekler de mahkum ve zavallı konumunda. Tabii ki sınıfsal ve etnik ayrımcılık, global kapitalizmin yaptırımları büyük sorunlar ama bunlar kadın sorunuyla kesişiyor ve ancak birlikte ele alınırsa çözümlenebilir. Kırsal kökenli şehre göç etmiş kadın hem sınıfsal konumu, hem belki etnik konumu, hem kapitalist sistem içinde ayırıma uğruyor ama bütün bunlarla birlikte şehirli kadınlarla, köydeki kadınlarla, Almanya'ya göç etmiş kadınlarla kadın olmanın getirdiği ikincil konumu paylaşmaya devam ediyor. Yani her şeyi çözelim sonra kadın sorununa gelelim dersek, ne diğer sorunlarımızı ne de kadın sorunu çözebiliriz, bu sadece gerçekleri görmemezlikten gelmenin bir örneği olur. Kadınlar tabii ki kendi aralarında çatışıyorlar ve kendilerine yapılan ayrımcılığın nedenlerinde de, çözümlerinde de ayrılabiliyorlar. Bazısı sorunu kapitalist sistem, sınıfsal yapı, bazısı din, bazısı ataerkil sistem, bazısı da kanunların eksikliği diye tanımlıyor ve ona göre çözüm üretiyor. Bu farklılıklardan dolayı kadınlar aralarında anlaşamıyor dolayısıyla bir kadın politikası üretilemez demek yerine, böyle bir çoksesliliği demokrasinin habercisi diye karşılamak lazım diyorum. Meclis'teki kadınlar ne yapıyor diyenlere ise şöyle bir cevabım var: Kadınların etkin olması ancak meclislerde sayıca yüzde 33'ün üstüne çıkabildikleri zaman mümkün, bu konuda yapılan çalışmalara göre. Ayrıca kadınlarla birlikte çalışmanın erkek milletvekillerinin davranışlarını da olumlu etkilediği saptanmış.
Kadına mecliste yer vermekle birden daha demokratik bir sisteme mi geçeceğiz? Kadının siyasete katılımı sadece bu mu? Hayır, kadınlar da sisteminizin bir parçası ve bu sistemde hiyerarşi var, parti yasalarının değişmesi zorunluluğu var, din ve laiklik kavgası var. Kadınlar hem kadın ayrımcılığı karşısında birleşecekler hem de kendi partilerinin siyasete bakış açısı çerçevesinde mücadele verecekler. Bütün toplum sorunlarının içinde ve bu sorunların ışığında kadın ayrımcılığını irdeleyecekler. Kadınların gerçekten siyasete katılımı sadece TBMM'ye katılımlarıyla da olmayacak. Kadınların sesleri duyulacak, haklarını bilip kullanacaklar, ikincil konumdan kurtulacaklar, eğitimde, istihdamda, bütün kaynakların paylaşımında sırf kadın oldukları için ayrımcılığa uğramayacaklar. İşte artık böyle bir Türkiye istiyorum. Kız çocukarının önünde rol modelleri olacak. Sen kadınsın onun için şunu yapamazsın, şuraya gidemezsin denmeyecek. Bunları erkeklerle birlikte yapacaklar, çünkü erkekler arasında da bu duyarlılığı gösterenler var ve kadının ikincil konumunu değiştirmek isteyen, onunla gerçekten bir eş (efendisi değil) olmak isteyen erkekler de var. Kadınların ikincil konumu artık erkeklerin de işine gelmeyecek, çünkü efendi hizmetçi ilişkisi onlara da haz vermeyecek; haklarından ve iktidar tutkusundan biraz vazgeçip paylaşmaya doğru meyledecekler. İşte gerçek demokrasi de bu şekilde, kadın erkek ilişkisinde başlayacak. Bu ütopik gözükebilir bazılarına ama bunu amaçlayan programlar ortaya çıkmaya başladı. Bir taraftan eğitim sistemimizi çocuklarımızın doğumundan itibaren kadını ikincil konumdan kurtaracak şekilde yeniden yapılandırarak, bir taraftan da partilerin kadınların politikaya girmesini, ulusal ve yerel düzeylerde kolaylaştırmasını sağlayarak kadına karşı ayrımcılığa son verebiliriz ve vermek zorundayız.

NÜKET KARDAM: Prof. Dr., Monterey Institute of International Studies