Kadın mal mı ki...

KADER'in başarılı ve çarpıcı kampanyasıyla başlayıp sonrasındaki tartışmalarla büyüyen bir gündem yaşıyoruz. Kadınların bıyık takarak çektirdikleri fotoğrafla yarattıkları ilgi sürerken, bu kampanyayla ilgili Erdoğan'ın "Mal mı ki bu kota veriyorsunuz...
Haber: ÜLKÜ ÖZAKIN / Arşivi

KADER'in başarılı ve çarpıcı kampanyasıyla başlayıp sonrasındaki tartışmalarla büyüyen bir gündem yaşıyoruz. Kadınların bıyık takarak çektirdikleri fotoğrafla yarattıkları ilgi sürerken, bu kampanyayla ilgili Erdoğan'ın "Mal mı ki bu kota veriyorsunuz, böyle saçmalık olmaz" sözü, biz kadınlarda büyük düş kırıklığı ve tepki yarattı. Aslında başörtülü kadınların parti içindeki ve siyasetteki iç burkan durumlarını da ortaya koydu.
Bu sözler, soldan ya da sağdan erkek siyasetinin dilinden dökülebilecek nitelikte. Bu yönüyle, tam da başörtülü kadınların siyasete katılımında, başörtüsü yasağını ortadan kaldırmak dışında, diğer kadınlarla ortak yürümeleri gereken bir yol olduğunu da gösteriyor.
Erkek egemenliğinin birden çok yüzü var. Azımsanmayacak kısmı seçimlerde AKP'ye oy veren başörtülü kadınlar, en çok bu iktidardan hayatlarını kolaylaştırmasını beklerken, AKP bırakın başörtüsü yasağı konusunda harekete geçmeyi, Meclis'teki dönemini kadınların siyasete katılımı konusunda bile, bu veciz sözlerle özetlenebilecek bir tavır(sızlık) içinde geçirdi. Geçen seçimlerde partileri adına büyük emekleri geçmesine karşın iktidara geldikten sonra unutulan bu kadınları, özellikle Tayyip Erdoğan'ın bu sözlerinden sonra bizim de yalnız bırakmamız, dışlamamız doğru olmaz diye düşünüyoruz.
Ülkemizdeki kadınların yüzde 60'ı başörtülü (ya da türbanlı) ve ülkenin en çok oyu alan partisinin tabanında ve örgütünde çoğunlukla. Bu yüzden, feministlerin, o kadınları başlarının çaresine bakmaya terk etmeyip erkek egemen siyasetin dışına çıkarak, onların sorunlarını da kadın bakış açısıyla tartışıp feminist bir politika üretmesi gerekiyor. Onları örtülen, susturulan, hareketsiz bırakılan pasif kişiler olarak kurgulamak, politika yaparak ve politika yoluyla kimliklerinin gerçek sahibi olan öznelere dönüşmelerini engellemek, tam da erkek egemenliğinin ideal kadın tipini onlarda yeniden üretmek olur. Feministler bunun karşısındadır. Hangi taraftansınız soruşturmasından ibaret siyasetin boğuculuğu içinde herkes adımlarını tartarak atarken, ancak biz feministler, laik-antilaik cenderesine girmeyecek kadar geniş yürekli bir siyaset yapmak arzusunda olduğumuzu ortaya koyabiliriz.
Biz, feministlerin Erdoğan'ın sözlerine vermesi gereken tepki nasıl olabilir diye düşünürken, Nuray Mert'in ve sonrasında Yeni Şafak'ın, "peki feministler, başlarını örterek de fotoğraf verebilirler mi?" sorusuyla karşılaştık. Pınar'la (Selek), "Evet, fotoğrafta olmalıyız, ama kendi sözümüzle" noktasına geldik. Çünkü başörtülü kadınlara, feministlerin, onlarla ilgili sorunları önemsemiyor oldukları düşüncesinin doğru olmadığını göstermeyi önemsiyoruz. Siyasi tartışmaların dışında durmaya gayret eden KADER'de aktif, benzer düşüncede çok sayıda kadın varken, tam bir ortaklaşma yaşayamamaları yüzünden ayrımcılık yapmakla suçlanmaları da bizce doğru değil. Feminizm, en önemsediği alanlardan olan beden politikaları konusundaki yaklaşımıyla, devletin ya da başka bir ideolojinin kadın bedeni üzerinden politika yapmasına karşıdır. Bu yüzden hem bir tarafın hem de diğerinin kadına ne giymesi gerektiğini söylemesine karşı çıkar. Bu temel prensip feminist harekette örgütten örgüte değişmez.
İran
Geçen Kasım ayında, oradaki kadın hareketinden kadınlarla tanışmak üzere altı gün kaldığım İran'da, başın kapalı olması zorunluluğu nasıl çok kötüyse, burada da üniversiteye ya da siyasete girmek için başını açmak zorunda kalan, inanan kadınlar benzer bir duygu yaşıyor. Tahran'daki kadın üniversitesinde, paltomun önü açık diye erkek güvenlik görevlisinden aldığım uyarıyı, buradaki üniversitelerde tersinden yaşayan, okulunu bırakmak zorunda kalan pek çok kadın var. Yine aynı gezide, Şiraz Havaalanı'nda, check-in yapılırken sırada önüme geçen Alman işadamı, kendisine benim de sırada olduğumu belirten bir işaret yaptığımda beni çok şaşırtan bir tavır gösterdi. Başımda örtü olduğu için, itiraz edemeyeceğimi düşündüğünü, yanındakine alay eder tavrıyla beni gösterirken hissettirdi. Ama, "siz de yabancısınız herhalde" diyerek İngilizce konuştuğumda görmeliydiniz, başını örten kadına reva gördüğü yok sayma ve küçümsemenin yerini, bu kez şaşkınlık ve utanç almıştı. Bu olaydaki yok sayan yaklaşımı sadece başımı örtmek zorunda kaldığım için yaşamıştım, bu bana ülkemde yüzde 60'ı başı örtülü kadınların yaşamak zorunda kaldıklarını, biraz da olsa hissettirdi. Ayrıca başörtülü kadınların günlük hayatta da, evlerinden çıktıklarında karşılaştıkları ayıplayıcı, dışlayan bakış ve davranışları da tahmin edebiliyorum. Yeni Şafak'ta yayınlanan fotoğrafta, İran'da hissettiğim zorunluluğun yarattığı ruh haliyle başımı kapamadan, ama kendilerini anladığımızı, AKP'li kadınların da, -AKP'li erkekler karşısında-, yanında olduğumuzu göstermek için yer aldım.
Bir yandan, büyüyen bu tartışmanın, dikkati erkeklerin kadınları siyasetten dışlaması konusundan, toplumdaki ve KADER'de çalışan kadınlar arasındaki görüş ayrılıklarına çevirmesi nedeniyle bu eylemin zamansız ve üzücü bir yanı var. Bu çekinceyle de olsa, doğru olanın AKP'li kadınlara Başbakan'ın sözü karşısında kaldıkları durumda dayanışmamızı göstermek diye düşünüyoruz. Bazı gazetelerde konunun KADER'in başlattığı kampanyaya bir tepki gibi gösterilmesi ise -en azından bizim açımızdan- bir çarpıtma. Akşam gazetesinin haberi verirken "Bıyığa karşı türban ittifakı" başlığı, bizim yapmak istediğimizin tam tersi bir amaca hizmet ediyor ve üzücü. Amacımız, feministlerin bu kutuplaşmaya gelmeyeceğini, "naif" de bulunabilecek bir cesaretle, bu saptırmalardan çekinmeden fikirlerini ortaya koyacağını vurgulamak.
Bu noktadan sonra, beklentimiz başörtülü kadınların da, hedeflerinin her kadının başını örtmesi zorunluluğu olan bir hayat olmadığını açıkça ortaya koyan, kadın özgürlüğünden yana bir tavır sergilemeleri ve bizimki türünden iyi niyetli yaklaşımların denildiği gibi saflık olmadığını göstermeleri. Umudumuz, şeriat tehlikesi ikonu olarak takdim edilmelerini boşa çıkaracak politikalar üretmeleri ve kadın özgürlüğünden yana tavırlarını daha açık ifade etmeleri.
Kadınların "daha büyük" "erkek" siyasetlerin araçları olarak görülmediği, kendinin sahibi özneler olarak, kendi bedenlerine ve siyasetlerine sahip çıktıkları zamanların da geleceği umudunu taşıyoruz. Türkiye'deki laik- laiklik karşıtı siyaset nedeniyle, erkeklerce kamplaştırılmamızın biteceği, kadınların farklılıklarını birbirlerini dışlamadan yaşayacakları, siyasette güçlenip feminist politikalar yürütecekleri günlerin özlemiyle...

ÜLKÜ ÖZAKIN: Amargi Feminist Dergi, İmtiyaz Sahibi