Kadının kurdu kadın ve iktidar

Kadının "iktidar" kavramı ile hiçbir şekilde ilgisinin bulunmadığı günümüz Türkiye'sinde kadın ve iktidar üzerine konuşmaya, bu oldukça sıkıntılı alanda fikir yürütmeye başladığınızda daha ağzınızı açmadan dilinizin "tutulduğunu" hissedersiniz.
Haber: AYSEL TUĞLUK / Arşivi

Kadının "iktidar" kavramı ile hiçbir şekilde ilgisinin bulunmadığı günümüz Türkiye'sinde kadın ve iktidar üzerine konuşmaya, bu oldukça sıkıntılı alanda fikir yürütmeye başladığınızda daha ağzınızı açmadan dilinizin "tutulduğunu" hissedersiniz. Bu yüzden dilimiz "tutulmasın" diye tersten başlamayı yeğliyorum: Kadın iktidarsız değildir, sadece kadının iktidarı yoktur.
İktidar sözcüğünün Türkçe'de aynı zamanda erkeğin cinsel aktifliği ve gücü anlamına gelmesi sözcüğün etimolojisindeki yalın erilliğin kayda değer bir belirtecidir. Yine sözcüğün erkek terminolojisindeki korkunç, ölüme yeğ tutulacak bir durumu karşılamasına rağmen, kadın terminolojisinde sadece küçük bir boşlukla örtüşmesi cinsiyetler arası belki de en fazla farklı algılanış ve yorumlanışa maruz kalan bu sözcüğe özel bir önem atfetmemize neden oluyor. Freudyen yöntemi fazla abartmadan yüzeysel bir biçimde günlük dil üzerine uyguladığımızda, sadece iktidar sözcüğünün değil bu sözcüğün işaret ettiği kavramın da erkek cinselliğine dair olduğunu açıkça görebiliriz. Mesela siyaset arkadaşlarımın sık sık telaffuz ettikleri "dik durmak" deyimi beni daima irite etmiştir. Deyime dair Freudyen okuma çok açıktır: Erkeğin kendi ereksiyonunu buralara kadar sokması, gündemleştirmesi siyasete karşı bir kadın olarak benim işkillenmeme neden olmuştur hep. Politika, sadece o'nun alanıdır ve bu alanda varolan tek şey o'nun aktivitesidir!..
Kadın dayanışması
Ama bu yazının konusu politika alanının nasıl sadece erkeğe özel olduğu değildir; bu çok işlenmiş ve pratik politikanın içindeki benim gibi ve herkes için de oldukça aşikâr olan bir durumdur. Amacım bu metinle güncel politika içindeki kadın kadına ilişkileri irdelemektir. Erkeğin bunca baskın olduğu hatta tamamen hâkim olduğu bir alanda, herkesin beklediği bu alandaki kadınların korkunç dayanışmasıdır. Yazık ki gerçek çok farklı. Gerçek şu ki, güncel politika içinde kadın, kadının kurdudur...
Bu gerçeği anlamaya çalıştığımda fark ettiğim kadın sorunsalının mağduru olduğumuz gibi, mimarı da olduğumuzdu. Bu sadece politikada değil günlük yaşamın her aşamasında böyle idi. Günlük hayatta eşlerini döven kocaların bir anneleri vardı ve o anneler çocuklarına yemek yapmanın, halı silkelemenin, çamaşır yıkamanın kesinlikle kadın işi olduğunu öğretiyor, asla eşinin söylediklerini yapmaması, eşine hesap vermemesini, ne bileyim eğilip onun bağcıklarını bağlamamalarını öğütlüyordu. Açıktı ki, erkeği kadına karşı bu denli acımasız kılan, ta başında erkek çocuk doğurduğu için gururlanan, oğlunu kızına karşı her biçimde kayıran, ona hiçbir kadını layık görmeyen yine bir kadındı. Bu gözlemlerin süresince sokakta, okulda, işte, evde, Meclis'te egemen görünen erkek, kadının ihtirası ve sevgisi arasına sıkışmış bir zavallıya dönüşüyordu. Bu gözlemler tarihi bile farklı okumama neden oluyordu artık. Gücünü doğrudan değil de zapt ettiği erkeğin gücü ile ölçeklendiren kadınların birbirleriyle çekişmelerinin garip bir sonucu(muy)du tarih. Kanuni'nin Ruslar ve Lehler dururken İran'la savaşmasının nedeni Hürrem Sultan değil miydi? Osmanlı'nın gücünün doruğunda olduğu dönemlerde devletin politikalarını etkileyen esas neden belki de Nurbanu Sultan ile Safiye Sultan arasındaki çatışmaydı, kimbilir..
İktidar çirkinleştirir
Doğrudan politika yapmak, politika alanında bin yıllardır kendisini, erkeğini yönlendirerek ifade etmiş kadın için oldukça yeni ve zor deneyimler içeriyor. Kadın buna alışkın değil ve bu biçim ona epey zor geliyor. İlginç olarak, güncel politik deneyimlerimden yola çıkarak vardığım bir sonuç, erkeklerin biz kadınları politika sahnesinde kesinlikle rakip olarak görmedikleri ve bunun devamı olarak politika sahnesinde çok az engelleyici ve daha çok destekleyici bir rol oynadığımızı anlamış olmalarıdır. Algı sübjektif değildir. Hemcinsimin kendi cinsine karşı sübjektivizmi sebeptir buna. Anladığım kadarıyla doğrudan politika sahnesinde rol alan kadının karşısına rolünün şaşkınlığını atamamış, profesyonellikten uzak yine bir kadın çıkmış veyahut çıkarılmıştır. Kadının iktidarı kullanma değeri karşı cinsimizden pek de farklı değildir. Özgün ve özerk örgütlenmesi, farklı kullandığı anlamına da gelmez. Bu sadece bir özelleştirmedir, aynılık sürdükçe! Hakeza, iktidarı kendi doğasında var olduğunu iddia ettiği insancıl, barışçıl, merhametcil, demokratik-komünal özler ve özellikler ile dokusunu değiştirme gayretindeki kadının kanımca en hazin handikapı, iktidar olgusunu erkekten daha 'sahip' bir biçimde kullanmasıdır. İlginç olan şu ki, iktidarını kuran ya da iktidara kurulan kadın, sürdürülebilirliğini gerçekleştirmek için hemcinsine değil de karşı cinsine meyleder. Kanaati şudur kadının: Sadece kadınla kurulan iktidar savunmasızdır. Erkekle korunabilir, hatta yayılabilir!.. Sonuç; kadın özgürlüğünün bittiği yer, iktidardır ve hatta güzelliğinin... Burada hemcinslerime bir sır da vermeliyim: İktidar çirkinleştiricidir!
Kendini tam anlamıyla var edemeyen, varoluşunu eşitlik ve özgürlük ütopyasıyla tamamlayamayan, kompleksli, kuruntulu, kaprisli ve hırslı kadının iktidarı ya da iktidar isteği, hep tahrip edici oldu. Önce kendi doğasında, fizyolojisinde ve giderek hızlı bir şekilde hemcinslerinin aklına ve hislerine yayılan bir tahriple kadının varoluş mücadelesini sürdürmesi imkansızdır.
İktidar gücünün kadını kendisi olmaktan çıkardığı, kadının kadına karşı en vahim davranışının bu olgu üzerinden gerçekleştiğini belirmek de gerekiyor. Kadını riyakâr kılan ve hemcinsine karşı gösterdiği o bilinen basit kadınsı duyguların iktidar üzerinden politik bir muhtevaya bürünmesi ve bunun rasyonalize edilerek, kadından kadına doğru aktarılması, ahlaki bir ironi olarak kadının politik tarihine bir ar notu olarak düşecektir.
Düşündüğüm ve söylemek istediğim bir diğer şey de şu: kadının "beğenilme", "çevresindeki herkesin gözbebeği olma" dürtülerini politika sahnesinde neye ve nasıl dönüştüreceği, önümüzde yanıtlanması gereken sorular olarak varlıklarını koruyor.
Kadın hemcinsim, her şeyden önce iktidarla olan ilişkisini yeniden düzenlemeli. Hatta en başından düşünmeli: 'Modern' hayatla olan çelişkilerini, sorunlarını, agresifliğini ve tezatını herhangi bir komplekse kapılmadan çözebilmeli. Siyasal zeminde aktivist olan Kürt kadınını ayırmıyor, aksine onları öncelikli olarak kast ettiğimi de belirtmek istiyorum. Eğer bir alternatif olacaksak hayata, kadına ve erkeğe, buradan başlamalı diye düşünüyorum.
Eylemimle politikanın sadece erkeğe dair olmadığını göstermeye ve kadının bu alandaki duruşunun omurgasını oluşturmaya çalışırken, bir yandan da an an hemcinslerimin gözlerinde yakaladığım bir umut ışığıyla, ihtirassız ve kaprissiz kadın kadına ilişkileri oluşturmayı hedefliyorum. Biliyorum ki, sadece kadınların birbirinin kurdu olmadığı, kadının kendi talepleri ile doğrudan yer aldığı bir politika alanı barışa, demokrasiye ve özgürlüğe hizmet edebilir.

AYSEL TUĞLUK: Diyarbakır bağımsız milletvekili adayı