Kadının yeri yok

Kadının yeri yok
Kadının yeri yok
Kesin olan şu ki Türkiye'de kadınlar için alan gittikçe daralıyor. Rica etsek, erkekler bir adım ilerleseniz de hep beraber sığabilsek?
Haber: CANSU AKBAŞ* / Arşivi

Her dakika yeni bir kısıtlama, insanları ayrıştıracak yeni bir açıklama, sınıflama ve akabinde sınırlama geliyor. Hükümet yetkilileri ve etkilileri kendi görmek istedikleri ya da istemediklerine dair önünü arkasını düşünmeden sözler söylemeye her fırsatta devam ediyor.
İktidarlar kendi belirledikleri doğrultuda hareket eden toplumlar istiyorlar. Bunu tahmin etmek zor değil elbette. Çerçeve belli olur ise, eylemler tahmin edilebilir hale gelir. İnsanlar daha kolay yönetilebilir, istikrar sağlanır; düzensizlik olmaz. İktidar varlığını sürdürür ve telkinleri doğrultusunda kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarıymışçasına göstererek rızayı kazanır. Böylece toplum, kendisini düşünen iktidarı destekler ama o noktada ‘kendi’den kasıt toplum değil, bizatihi iktidardır.
Bu durumu, iktidar perspektifinden bakılınca anlamlandırılabilmek, haklı bulmak anlamına gelmiyor. Yani bu çerçevede, AKP iktidarının söylemlerini, sahip olduğu muhafazakar ölçütlerle birlikte anlamlandırmak mümkünken, haklı bulmak mümkün değil.

İktidar ve kadın bedeni

İktidar, devamlı olarak bedenimizi nasıl kullanacağımıza ilişkin hükümet telkinlerde bulunuyor. Bunun AKP hükümeti ile başlamadığı ortada ancak AKP hükümeti ile gittikçe daralan bir çembere dönüştüğünü de ifade etmek gerek. Saçımızın ne kadarının görünmesi gerektiği konuları uzun süre tartışılarak, aslında görünmesine hiç de gerek olmadığı pek çok şekilde ortaya konuluyor. 2011’de gösterilerde yaralanan Dilşat Aktaş için ‘kadın mı, kız mı bilemem’ demesi de akıllardan silinmiyor. Başbakan’ın söylemesine gerek yok aslında, zaten tüm bunları kimsenin bilmesi gerekmiyor.
Erken yaşta evliliklerin önü açılıyor, ki zaten hiçbir zaman tam olarak kapanamamıştı. Dizilerde, birlikte yaşayan çiftler hükümet müdahalesiyle evlendiriliyor. Kadının, tecavüzcüsüyle evlenmesi fikri destekleniyor.
Kaç çocuk doğurmamız gerektiği konusunda her gittiği düğün, dernek ve mitingde Başbakan’ın verdiği tavsiyeler biliniyor. Kürtaj konusunda ortaya atılan yasaklamalar, bununla birlikte ne şekilde doğurulacağına dair düzenlemeler de cabası. Sezeryan yerine normal doğumun primlerle teşvik edilmesi ve birkaç doktorun bu konuda ısrarı nedeniyle doğumda ölen bebeklere dair haberler de gazete arşivlerinde hala duruyor.
Kadına şiddet cezasız kalıyor. Daha doğrusu Başbakan’ın fikrine katılmadığı herkese karşı şiddet cezasız kalıyor. Pozantı Cezaevi’ndeki çocuklara yönelik cinsel taciz ve fiziksel şiddet iddiaları bunun başka bir örneği olarak duruyor.

Nasıl kadın olunur?

2011’de Dersim Katliamı’na ilişkin konuşmasının ardından Nuray Mert’e “Güya bayansın” diyen Başbakan, sonuç olarak hepimize nasıl ‘bayan’, nasıl ‘kadın’, nasıl ‘kız’, eş, koca, evlat, genç olacağımıza dair görevi itibarıyla aslında hiç de bilmesine ve dikte etmesine gerek olmayan şeyleri söylüyor.
Her şeyi herkesten daha iyi bilen iktidar tam da bu tavrıyla, bu sınırlardakileri korkutuyor. Mahalle kavgasında diyecek bir şey bulamadan öfkesini atmaya çalışan insanlar gibi, çoktandır her ağzına geleni söylüyor. Dolayısıyla kendisini Başbakan’a veya onun görüşüne yakın hisseden herkes de bu hakkı kendinde görüyor. Böylece, hamilelerin sokakta dolaşmamasına ilişkin fikir devlet televizyonundan dile getirilebiliyor. Gerekçe ‘genç kızların hamilelikten korkması’ olabiliyor. ‘Ya doğurmazlarsa’ fikri bu söylem sahiplerini endişelendiriyor. Doğurmaları da yetmiyor. Başbakan en son olarak “kendini bu davaya adayan hanım kardeşleri”nin en az “üç çocuk doğurmasını ve bu üç çocuğunu bu vatana hibe etmeleri”ni istedi.
Örnek sayısı bu kadar çok olunca da insanın aklına, söylenenlerin önünün arkasının düşünüldüğü ve bir politikanın parçası olduğu geliyor. İktidar tarafından, kadın yalnızca doğurmaya yarayan bir araç olarak konumlandırılmak isteniyor. Ruhtan arınmış, söz söylememesi gereken, söylemediği ölçüde ‘hanımlıkla’ takdir edilecek bir beden olarak görülüyor. Bu kalıplara uymayanlar tam da kadınlıkları üzerinden aşağılayıcı bir dille karşı karşıya kalıyorlar. Dil böylece, norma uymayan kadınları da dönüştürmeyi hedefliyor.
Bir liste ise bu, bundan sonra belki de erkeklere sünnet, kadınlara periyodik açıklamalar da sıradaki yerini alıyor. Kesin olan şu ki Türkiye ’de kadınlar için alan gittikçe daralıyor. Rica etsek, ‘bir adım ilerleseniz de hep beraber sığabilsek?’
* Ege Üni.