Kadınların filmleri

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, 10. kez 10-20 Mayıs 2007 tarihleri arasında uzunlu kısalı, çok sayıda filmiyle Ankaralı sinemaseverlerin karşısına çıkıyor.
Haber: S. RUKEN ÖZTÜRK / Arşivi

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, 10. kez 10-20 Mayıs 2007 tarihleri arasında uzunlu kısalı, çok sayıda filmiyle Ankaralı sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Onur Ödülü'nü sinema tarihinde kadın temsillerinde bir dönüşüme yol açmış Müjde Ar'ın, Bilge Olgaç Başarı Ödüllerini ise emekleri ile sinemamıza katkı yapmış Güler Ökten, Samiye Hün ve Nevin Akkaya'nın alacağı festivalde, ülke olarak Macaristan, yönetmen olarak da Lina Wertmüller (İtalya) ve Aparna Sen (Hindistan) öne çıkıyor. Anneler Günü de unutulmamış, bu bölümde geleneksel anneliği eleştiren ya da anneliğe farklı bakan filmler var. Festivalde bir soruşturmayla şimdiye kadar festivalde çok beğenilmiş yedi film belirlenmiş, bu filmlerin yeniden gösterileceğini belirtelim. En iyiler listesinde farklı ülkelerden şu filmler yer alıyor: Antonia (Gorris), Bir Deve İçin Daha Kolay (Bruni-Tedeschi), Rosa Luxemburg (von Trotta), Çatısız Kuralsız (Varda), Su (Mehta), Bu Konu Hakkında Konuşmak İstemiyoruz (Bemberg) ve Kargalar (Kedzierzawska).
"Her Biri Ayrı Renk" bölümünde dünya sinemasından 14 yeni film izleyici karşısına çıkıyor. Bunlardan 13'ü FIPRESCI için yarışacak. Kadın filmleri festivali içinde 2003'ten bu yana ilk kez Uçan Süpürge'ye Uluslararası Eleştirmenler Birliği'nden seçilmiş yazarlar/eleştirmenler geliyor ve bir seçim yapıyor. Bu da festivale heyecan katan olaylardan biri, kuşkusuz.
Valerie'de Birol Ünel
Birçok güzel film arasında, gözden kaçmaması için birkaçına odaklanmak istiyoruz: Geleneksel/ticari anlatı dilinden uzaklaşmak isteyenler için Belçika'dan üç kişinin yazıp yönettiği ve oynadığı L'iceberg/Buzdağı, baştan sona çok az diyaloglu absürd bir komedi. Macaristan'dan Agnes Kocsis'in Friss Levegö/Temiz Hava'sı ise yalnız bir annenin yaşama çabasını ve yalnızlıktan kurtulma arzusunu, kızı ile olan ilişkisi/ilişkisizliği ekseninde anlatan ve özellikle çok uzun çekimlerden oluşmuş bir film.
Alman Birgit Möller imzalı Valerie'de Birol Ünel'i görmek büyük zevk. Ama filmi başından sonuna başarıyla taşıyan bir oyuncu var: Polonyalı Agata Buzek. Yılbaşı gecesi yalnız, parası olmayan bir model, parasızlığını kimseye söyleyemez ve işin içinden geçici de olsa başı dik çıkmak ister sürekli. Polonya kökenli olan ve Paris'ten gelen modelin kalacak yeri de yoktur. Film, bize aynı zamanda o müthiş zenginliğin altında dehşet bir yoksulluk da olabileceğini, bir başka açıdan göçmenlerin durumunu, bu sistemin kimse için garanti olmadığını da gösteriyor. Duygusunu iyi aktarmış bu film, sinema tarihinde akraba filmlere ve kız kardeşlerine de göz kırpıyor: Mouchette (1967, Bresson), Sue (1997, Kollek) ve Rosetta (1999, Dardenne kardeşler) gibi.
Festivalin en çarpıcı filmi Paraguayan Hammock/Paraguay Hamağı. İstanbullu seyircinin de festival sırasında beğendiği bu film bir Paraguay yapımı, Paz Encina yazmış, yönetmiş. Hatırlayalım, geçen yıl Cannes'da Yarışmalı Resmi Bölüm'de İklimler (N. B. Ceylan) FIPRESCI'yi alırken, Belirli Bir Bakış Bölümü'nde aynı ödülü Paraguay Hamağı almıştı. 78 dakikalık, çok da uzun olmayan bu yapım, yönetmenin ilk filmi. Sinemasını bilmediğimiz bir ülke Paraguay. Daha doğrusu sineması demek de yanlış, bir sinema endüstrisi yok, bizimle karşılaştırılamaz bile, çünkü inanılmaz derecede çok az film yapılıyor. Bu açıdan farklı bir ülkeden, farklı bir kültürden uluslararası alana çıkmış ilk önemli film bu. Kamerasının yerini neredeyse hiç değiştirmeden çok uzun ve az çekimin birleşmesiyle gerçekleşmiş bir film. Önce genel/uzak çekimlerle başlayıp sonra kamerasını biraz daha yaklaştırarak (ama hep sabit) estetiğini oluşturuyor. Uzun çekimlerde ışık değişimlerini yakalayarak. Sadece kamera minimal değil, aynı zamanda mekân seçimi de çok sade. İç mekânlara girmeden ağaçlar arasına kurulmuş bir hamak ilk sahnemizin mekânı, öyle ki karakterler gibi oturasınız geliyor bir süre sonra. Gerçek zaman içinde yaşlı bir çiftin tekdüze geçen anlarını, onların konuşmaları eşliğinde görüyoruz. Sanki hiçbir şey değişmiyor. Oysa değişmeyen tek şey değişimin varlığı. Bir türlü yağmayan ama sürekli gürleyen ve kendisini hatırlatan bir gökyüzü, sürekli havlayan ve şikâyet edilen ama sustuğu zaman da aşağı yukarı "Hay Allah niye sustu acaba" diye merak edilen bir köpek, bu dekorun ve mizansenin en önemli parçaları. Hamakta oturan çift uzakta olduğu için o an konuşup konuşmadıklarını (eski bir Paraguay dilinde konuşuyorlar) bile bilemiyoruz, oysa konuşan birileri var. Eşlemesiz yani ve görüntü ile sesin kopması anlamına gelen bir ses kuşağı kullanmış ki yönetmen, bu da filme çok yakışmış. Hüzün, tekdüzelik ve beklemek filmi en iyi tanımlayacak temalar. Tabii savaşın kederi, acısı da bu konuda bilinçli olmayan karakterlerden izleyiciye geçiyor. Zaman, 1930'larda Bolivya ile süren savaşın bitimine rastlıyor, Chaco Savaşı. Paraguay kazanıyor ama her savaşta olduğu gibi insanlar ölüyor. Yoksul bir köylü çiftin savaşta oğullarını yitirecek olma ihtimalleri söz konusu. Belki de ölü bir oğlu beklerken kendi ölümlerini bekliyorlar. Sıcak, çok sıcak ve tekdüze her şey. Bir şeylerin patlaması gerekiyor ve sonunda gökyüzü ağlıyor. Bu şiirsel, estetik ve etkileyici film belli ki sinema tarihinin özel bir yerine kaydedilecek. Festivalde hamakta yatamayacaksınız ama film sağanağı altında ıslanabilirsiniz.