Kadınlığın edinilmiş gramerini bozmak

'Nedir bu istenç dediğin ey? Kararlılık mı; yani örneğin torunun Lociu'nun bir motosiklet sahibi olmayı aklına koyması gibi bir şey midir? Don Juan kıkır kıkır gülerek, 'öyle değil,' dedi. 'İstenç diyemeyiz buna.
Haber: AYSEL TUĞLUK / Arşivi

'Nedir bu istenç dediğin ey? Kararlılık mı; yani örneğin torunun Lociu'nun bir motosiklet sahibi olmayı aklına koyması gibi bir şey midir? Don Juan kıkır kıkır gülerek, 'öyle değil,' dedi. 'İstenç diyemeyiz buna. Lucio'nunki sırf düşkünlüktür. Başka bir şeydir istenç! İnsanın kullandığı bir şeydir istenç. Örneğin, yitirilmesine kesin gözüyle bakılan bir savaşın kazanılması gibi..' Carlos Casteneda 'Bir Başka Gerçeklik.'

Biliyor olmalısınız, geçen ay "devleti tehdit etmişim!" diye, türlü türlü "tacizlere" ve saldırılara maruz kaldım. Bu medyatik linç girişiminin iç yüzünü anlatacak değilim size, çünkü muhalif politika yapan, üreten bir kadın olarak bu duruma oldukça alışkınım ve emin olun kanıksadığım bir şey değildir bu...
Kendimi savunmaya pek hevesli değilim. Bir hukukçu, bir siyasetçi ve en önemlisi de kadın kimliğimle "kadınlık hallerimiz"den dem vuralım diyorum. Kadın dostlarım anlasın istiyorum: Karşı cinsin egemenliğini durdurmanın tek bir yolu var, kendimiz olacağız, kendimizle olacağız... Bir siyasi parti lideri ve bir kadın olarak sizden bize verilmiş olan cinsiyetimizin gramerini anlamanızı ve onu yok edecek istence sahip olmanızı istiyorum, başka bir şeyi değil!
Başlamadan, bu metni okuyan sizlerin anlağına düşülmesi gereken bir üst not: Kahvehaneleri, meyhaneleri, dini metinleri, evi, hamaratlığı, ana kuzuluğunu, silahları, üniformaları, devleti, düzeni ve eril olan her şeyi tehdit edeceğimdir!..
Erkeklerin, hayatlarının bir bölümünde kadın olmaları mümkün olsaydı -hatta zorunlu olsaydı- kadın sorunu ve sorunsalı üzerine konuşmamız daha anlamlı olacaktı. Oysa şimdi konuşmamız kendisini işitecek karşı cins kulaklarca duyulamadığı için kavgamız, kavgaların en zoruna, boşluğa -görünmez bir rakibe- karşı verilen bir kavgaya dönüştü. Sözlerimiz boşluğu döverken, çığlığımız boşlukta çınlarken, ıstırabımız gövdemizden uzama yayılırken, yazık ki rakibimizin tunç bir heykeli andıran gövdesine çarpıp duruyor sözcüklerimiz. İşitilmiyoruz; sevgilimiz, kocamız, kavga arkadaşımız, patronumuz, müdürümüz, ağabeyimiz, postacımız, şoförümüz ve babamız duymuyor bizi!
Karşı cinsimizi bize karşı sağır yapan tenin, gövdenin yasaları sadece bununla kalmaz. Bizi talihsiz bir biçimde tarihsizleştirir de. Çünkü bir yandan kozmostaki tüm kadınlarla yatmak isteyen karşı cinsimiz, öte yandan evleneceği kadının ilk erkeği olmak ister. İnsanlığın en zor paradoksuna bir çözüm bulmak zorundadır kadın ve bunun için geçmişinden, tarihinden vazgeçer. Bu yüzden benim ülkemde kadının bir geçmişi yoktur: Geçmiş denilen şeyi durduğu her an yeniden üretmeyi başaran kadınımız, Simone de Beauvoir'nın kendisine yakıştırdığı o dahi "mutfak simyacısı" unvanına, kişiliğini suya dönüştürmeye başaran Taocu rahipliği de ekledi.
Benim ülkemde kadın, genital organlarından bahsetmeden, vajinasının, üretrasının, memelerinin adını kullanmadan bu organları üzerine konuşmayı başaran bir dil devrimcisidir. Adı olmayan bir şey üzerinde konuşmayı başaran bu deha, böylece kulağı olmayan karşı cinsimize sesimizin duyurulabileceğine dair bir umut eklemelidir içimize.
Kadın sorunsalı üzerine yazmaya çalıştığımız, işitmeyen kulakların duyabileceği sözcükler keşfetmeye çalıştığımız bu metnimizde, karşı cinsimizin sorunsalımızı yaratan, sebep olan fail halini doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Kadını kimliksiz bir Taocu rahibe, bir mutfak simyacısına dönüştüren, onda evde, işyerinde, okulda, sokakta kocaman, sonsuz bir göz tarafından her daim izlendiği hissini yaratan, onu fiziksel olarak hırpalayan, ruhunu acıtan karşı cinsimiz değildir. Sorunlarımız varoluşumuzdan, tarihten, yaşayan sistemimizden, kullandığımız dilden, içimizdeki şüpheden ve belki de metafizikten kaynaklanıyor. Hiç adet olmamış, premenstüel sendromu yaşamamış, hiç doğum yapmamış, epizyo ile vajinası yarılmamış -karşı cinsimizin kendi imgesinde yarattığı- muhteşem kadının da yazık ki bizimle pek bir ilişkisi yoktur... Melekler adet görmezler. Şairin aşkı kesinlikle biz değiliz. Erkeğin içinde dolaşan kadın başkadır: O adet olmayan, doğurmayan, bıyıkları ve bacak kılları olmayan, yapılı bir patolojiye âşıktır. Yazık ki bu patoloji yüz bin doğumda bir rastlanacak kadar seyrektir! Ama analitik erkek zekâsının bu soruna, tanrının veya doğanın gerçek aşkını yaratmadaki cimriliğine, bir çözümü vardır: Travestizm.
Kasıklarındaki bir açıklıkla kozmosa açılan, bu yüzden de dünyanın daha sağlam bir parçası olan hemcinsim, erkek aklının eremediği metafizik dünyayı dünyasına ekleyerek kehanette bulunmuş, büyü yapmış, yaraları sağaltmışsa da karşı cinsine yaranamadı, onun tarafından tekin bulunmadı. Yine de ülkemde hemcinslerimin cadı , büyücü olarak yakılmadığına sevinmeli miyim?.. Şüphesiz ülkemde kadın cadı ve büyücü olarak yakılmamışsa bunun nedeni, karşı cinsin kadının bu meziyetlerine toleransı veya hoşgörüsü değildir. Ülkemde kadın entelektüel alandan topyekûn dışlandı. Dili elinde bulunduran, ideoloji ve inançları yaratan erkek, kadını gerçekten yetenekli olduğu metafizik ve parapsikoloji alanına sokmadı, bütün çapsızlığı ile muskalar yazdı, büyüler yaptı. Bu cüzi yaratıcı etini, kanını ve kemiklerini üleşerek yaptığı çocuğa -ki, bu benim ülkemde kesinlikle çocuklardır- yaşayabileceği yıllarını vererek mezarın rutubetini ve sessizliğini seçmelidir. O bu dünyaya karşı cinsinin döllerini bırakmışsa yaşamaktaki maksadına ulaştı. Konuşmak, üretmek, bilmek, büyülemek, tercih etmek, düşünmek vs. onun kelime dağarcığında olmaması gereken fiillerdir. O sadece kınayabilir, ayıplayabilir, yalan söyleyebilir, inanabilir, dedikodu yapabilir; gerisi erkeğinin yüklemleridir...
Ülkemde kadının psikolojisi de bozuldu, fizyolojisi de. Estetik duygularımız bel, göğüs, boy ölçülerine göre dizayn edildi. Çünkü piyasada artık bu ölçüler satıyor. Kız çocuklarımız bile bu ölçülere sığdırılıp erkenden büyütülüyor, pazara sürülüyor, satılıyor... Çok çok üzgünüm ama ülkemde küçücük kız çocuklarının hayatını "büyük adamlar, kocaman erkekler" çalıyor. Pazarımızın şimdilik en gözde malı, küçük ve masum kız çocuklarımız. Çocuklarını büyütmeden "seven", sevmeden büyüten bir ülkede hastalıklı ilişkiler, duygusal ve fiziksel travmalar yaşanıyor. Düşünün şimdi; bir kadın, bir anne, bir çocuk akıl sağlığını nasıl koruyacak, benim ülkemde?..
Partiler üstü
Genç kadınlarımız, çocuk kadınlarımız durmadan intihar ediyor. Dayatılan hayat, uygun görülen koca, kabul edilmeyen sevgili, cinayet sebebi aşklar ve düşler ölümü adım adım çağırıyor. Adına "töre" denilen bir cinayet geleneğiyle erkeğin namusu kurban edilmiş kadınla kurtarılıyor. Benim ülkemde tecavüzcü erkek, katil erkek olmak bir suç değil. Suç, kadında, kadınlıkta!..
Cinsiyet üstü, partiler üstü bir dile ihtiyacımız var. Karşı cinsin diliyle özgürlüğümüzü aramaktan vazgeçelim. Ve aldanmayalım, modernizm diye biz kadınlara yutturulan her şey, erildir! Şu ana değin yapılmamış, söylenmemiş bir 'yeni'ye ihtiyacımız var. O 'yeni'ye kadınlığın edinilmiş -asla kendisine ait olmayan- gramerini bozarak ulaşılacaktır.
Kurtuluşu anaerkilde de aramayalım. Nostalji kurmak biz kadınları kurtarmaz. Zamanın ruhuna uygun bir hayat yaratabiliriz, kadın hissi ve aklıyla. Erkekle ortak değerler de yaratabiliriz, eril dayatmalarından vazgeçerse eğer.
Toplumsal cinsiyet rollerini de kabul etmeyelim. Anlayışlı olmayalım mesela, suskun kalmayalım, edilgen durmayalım, alttan alıp gururumuzu incitmeyelim, kırılmayalım ve gözyaşının değerini hiç bilmeyen karşı cinsimizin karşısında ağlamayalım... Nezaketimizi koruyalım ama eril dayatmalara boyun eğmeden hırçın olmayı da, isyan etmeyi de ve hatta dağıtmayı da bilelim. En önemlisi bize verilmiş bu kadınlık halinden kurtulmayı Don Juan'cı öğretideki bir istençle isteyelim!..
Bu metni benim için yanıtında şüphe olmayan bir soruyla bitirmeli: Erkek filozof ve şairlerin hayatlarının bir bölümünde kadın olmaları mümkün olsaydı, kadınlar hakkında söylenmiş o yığınla aşağılayıcı aforizmanın kaçı söylenebilecekti?..

AYSEL TUĞLUK: DTP Eşbaşkanı