Kafamız küçüldü, beynimiz büyüdü

Etiyopya'nın çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Ortodoks hakimiyetine göz yumunca, ülke uçuruma doğru yuvarlanmaya başlamış. Ardından gelen ve 14 yıl süren Eritre iç savaşı, eski adı Habeşistan olan ülkeyi dibe oturtmuş.
Haber: ZAFER KANTAR / Arşivi

Etiyopya'nın çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Ortodoks hakimiyetine göz yumunca, ülke uçuruma doğru yuvarlanmaya başlamış. Ardından gelen ve 14 yıl süren Eritre iç savaşı, eski adı Habeşistan olan ülkeyi dibe oturtmuş. 1985'ten sonra yaşanan dünyanın en büyük kuraklık ve açlığı, ülkede 100 bin kişinin ölümüne neden olmuş. Bu izler henüz kaybolmamış, başkent Addis Ababa'nın en işlek caddelerinde bile, 10 yıldır kıyafetlerini değiştiremeyen ve hatta aylarca yıkanamayan insanlar var.
Kuzeydeki Eritre halkına özerklik tanımasına, ismini Etiyopya olarak değiştirmesine ve 1985 Ağustos'unda demokrasiye tamamen geçip yeni bir hükümet kurarak geçmişine bir perde çekmesine rağmen, 60 milyon nüfuslu ve 1.5 Türkiye büyüklüğündeki Etiyopya hâlâ bu değişiklikleri içine sindirebilmiş değil. Fakat bu bahtsız ülke insanoğlunun tarihine ev sahipliği yapacak kadar mistik bir toprağa sahip.
Çöllerde bir Türk kadını
Amerikan ve Etiyopya hükümetlerinin desteklediği "Middle Awash" araştırma projesi yaklaşık 35 yıl evvel başladı. 17 farklı ülkeden, 60'ın üzerinde antropolog ve bilim insanının katıldığı bu projeye 1994'ten beri Ankara Üniversitesi Antropoloji bölüm başkanı Prof. Dr. Erksin Güleç de katılıyor. İki çocuk annesi Erksin Güleç her yılın en az iki ayını bu ülkedeki araştırmalarda geçiriyor.
Araştırmacılar her yıl, Muson yağmurlarının etkisiyle aşınmaların gerçekleştiği, başkentin kuzeybatısındaki Afar bölgesine yeni fosilleri keşfetmek üzere yola çıkıyor. On büyük arazi aracından oluşan konvoyla yaklaşık iki gün süren yolculuklarına büyük bir heyecanla başlıyorlar. Geçmişe, milyonlarca yıl öncesine gidiyorlar. Bir zamanlar, atalarımızın yürüdüğü topraklarda yürüyorlar ve onların bıraktığı kalıntıları, taş aletleri ve fosilleri keşfediyorlar. Aynı zamanda, atalarımızın yaşam biçimini, sosyal organizasyonlarını anlamak için kültürel kalıntılara da ulaşmaya çalışıyorlar. Bununla kalmayıp nasıl beslendiklerini de anlamak için atalarımız ile birlikte yaşamış olan diğer canlıların da kalıntılarını araştırıyorlar. Bugün sığır, keçi ve develeriyle yaşamlarını zorlukla sürdüren halkı ile Afar, birkaç küçük köyden oluşan bir bölge. Şimdi kumlarla örtülü çalılık bir alan olan bölgede ayrıca sırtlan, leopar, timsah ve yırtıcı kuşlar hakim. Araştırmacılar kurdukları bez çadırlarda kalıyorlar. Geceleri çadır etrafına döktükleri zehirlerle bu tehlikeli hayvanların hiç olmazsa bazılarından korunmaya çalışıyorlar. Banyo ve yemeklerini hep yanlarında getirdikleri taşıma suyu ile yapıyorlar. Erksin Güleç'in bize söyledikleri ise oldukça anlamlı: "Bütün bu zorluklara artık alıştık. Çünkü mesleğimizi çok seviyoruz. Ayrıca insanlığın oluşumuna ait bulguları ortaya çıkarmak, bir ilke imza atmak ve bunu insanlık tarihine armağan etmek, bizim için aya ilk ayak basmak kadar önemli".
1974 yılında yapılan kazılarda 3 milyon 750 bin yıl öncesine ait ilk insan iskeletine rastlanıyor. İskeleti bulan antropologlar o sırada Beatles'ın ünlü 'Lucy in the sky with the diamonds' şarkısını dinlediklerinden bu iskelete de "Lucy" adını takıyorlar. 1994 yılına kadar Lucy ilk insan olarak biliniyordu. Ancak Berkeley Üniversitesi'nden bir grup, Prof. Tim White başkanlığında toplanıp aralarına Erksin Güleç ve asistanları Ferhat Kaya ve Cesur Pehlevan'ı da alıp Etiyopya'da kazılara devam ediyor. 2001 yılında yeni bir nesil keşfediyorlar. 5 milyon yıl evvel yaşadığı tespit edilen bu yeni fosil Lucy'nin tahtını geri alıyor. Bu fosilin, köpek dişleri ile şempanze benzeri morfolojik özelliklerinden dolayı, Afrikalı büyük kuyruksuz maymunlardan insan çizgisine ayrılan, evrimsel farklılaşmada rol oynamış ata olma ihtimali çok fazla.
Dünyanın en önemli antropoloğu ve Afrika'daki çalışmalarından dolayı İngiliz vatandaşlığından çıkıp Kenyalı olan Prof. Meav Leakey de, Turkana gölü yakınlarında yaptığı kazılarda, Etiyopya'dan göçen ilk insanoğlunun Kenya'da geliştiğini keşfediyor. Ve ona da "çalışan adam" anlamına gelen "Homo ergaster" adını koyuyor. "O zamanki insanın kafası bizim kafamızdan iki kat daha büyük fakat zekası çok küçük" diyor Meav Leakey.
İnsanoğlunun, doğum yeri kabul edilen orta Afrika'dan başlayıp Anadolu üzerinden dünyanın çeşitli bölgelerine asırlar süren göçlerinin izini, içinde Türkler de olan bu ekip buluyor. İnsanoğlunun göç macerasını da tespit eden bu ekibin çalışmalarına önümüzdeki hafta devam edeceğiz.