Kağıdım var, öyleyse varım!

Kağıtsızlar diye isimlendiriyor Fransız medyası onları. Yani kafa kağıtları yok. Yani yoklar. Varlar ama yoklar çünkü varoluşlarını ispatlayan bir kimlik kartları yok.
Haber: SAMİM AKGÖNÜL / Arşivi

Kağıtsızlar diye isimlendiriyor Fransız medyası onları. Yani kafa kağıtları yok. Yani yoklar. Varlar ama yoklar çünkü varoluşlarını ispatlayan bir kimlik kartları yok. Kimlikleri yok. 'Identité' deniyor kimlik kavramına Fransızca'da. 'Identique', aynılık, kelimesi de aynı kökten türetilmiş. Kağıtsızların kimliksizliği, başkalıklarının ispatı. Ve başkalıklara tahammülü yok artık Fransa toplumunun. Ötekiler ya görünmemeliler ya da gitmeliler. Olmamalılar. Gitmemek için, saklanmasına rağmen göründüğü için 12 yaşındaki Ivan hastanede yatıyor. Babasıyla polisten kaçarken dördüncü kattan düştü. Ölümle karşı karşıya.
İhtilal meltemleri
Üç değişik şekilde kendini gösterdi bu tahammülsüzlük, bu biz bize olma isteği. 2005'te toplumsal bir patlama yaşandı Fransa'nın kenar mahallelerinde. Çatışmalar oldu, arabalar yakıldı, ihtilal meltemleri esmeye başladı. Ancak kenar mahalle gençlerinin ne istedikleri anlaşılamadı, anlaşılsa da bu istek kamuoyuna yansımadı. Ne istiyorlardı bu Arap, Türk, Afrika kökenli Fransızlar? Aynılık istiyorlardı bir yandan, 'identique' olmak istiyorlardı, varolabilmek. İşte, (daha doğrusu iş ararken), okulda, otur(tul)dukları mahallede, sokakta, devlet dairesinde insan gibi muamele görmek. Hak talep ediyorlardı, net olarak ifade edemeseler de, aynı haklara sahip olmak. Fakat bu toplumsal patlama kamuoyu tarafından bir sınıf kavgası olarak algınlanmadı, "Arap gençler ayaklandı" denildi önce, etnikleştirildi, ötekileştirildi, "Müslümanlar entegre olamıyor" denildi sonra, dinselleştirildi. Çünkü bir yandan da ayaklananlar başkalık hakkı istiyorlardı, başka olabilmek, başka olarak varolabilmek. Bu gençlerin kağıtları vardı, hatta çoğu Fransız vatandaşıydı, ama varoluşları hukuken meşru olsa bile toplumsal olarak gayrimeşrulaştırıldı.
Ne yazık ki (!) yaşlanan Fransa'nın bu ötekilere ihtiyacı var, göçe ihtiyacı var. 'Seçici göç' kavramı bugünkü Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından ortaya atıldı. Bunun anlamı şu: Artık Fransa göçmenlerini kendi seçecek, hangi sektörde göçmene ihtiyacı varsa Afrika ve Asya ülkelerinden o sektörde uzman kişilere verilecek oturma ve çalışma izni. Az gelişmiş ülkelerin doğal kaynaklarından sonra şimdi de entelektüel kaynakları transfer edilecek kıta Avrupası'na. Artık dişlere bakma dönemi kapandı, diplomaya bakılacak. Fransızca sınavlarına sokulacaklar önce, belki de Hollanda ve Avusturya'da olduğu gibi vatandaşlık testlerine alınacaklar daha sonra. Aile birleşimi sıkılaştırıldı, Fransız vatandaşlığına geçiş zorlaştırıldı bile. Amaç yakın ötekilikleri törpülemek, ötekilerin ötekiliklerini en aza indirgemek. Ama 'bizden' olmalarına hiçbir zaman izin vermeyerek.
Tek yön uçuş
Ve kağıtsızlar. Birey ya vardır ya da yoktur demeyin. Varoluşun yasadışılığı da artık beynimize işlemiş, doğal görüyoruz. Fransa'da kağıtsızların sayısını bilen yok. 200 bin diyen de var, 400 bin diyen de. Çoğu Afrikalı, Asyalı, sosyal, kültürel, etnik ötekiliklerinin dışında ırksal ötekilikleri de var, görünürler. Sanılanın aksine büyük bir çoğunluğu gayet yasal yollarla gelmişler Fransa'ya. Yasadışı göçmen denince hemen akla devrilen sandallar, insan dolu tırlar gelmesin. Turist olarak gelmişler, çalışma izni ile gelmişler, aile birleşiminden faydalanarak gelmişler. Ancak yasaların sıkılaştırılmasıyla, uygulamanın keyfiliğiyle kağıtlarını yenileyememişler. Yasadışı göçmen olmak bir göçmenin seçimi değil, diğer bir deyişle. İdari uygulama onları yasadışılığa itiyor.
Fransa Cumhurbaşkanı söz verdi kağıtlılara, yani seçmenlere: Her sene 25 bin kağıtsız sınırdışı edilecek. Gerekirse kağıt istemeye geldikleri vilayet binalarının önünden toplanacaklar olmuş meyveler gibi, okul kapılarından, inşaatlardan, yasadışı işyerlerinden. Ve uçaklara bindirilip gönderilecekler 'ülkelerine'. Fransız havayolları bu yüksek sayıdan huzursuz, "Air France'ın imajı zedelenecek" diyorlar. 25 bin sınırdışı ve Air France'ın imajı...
Fransa'da ilk kimlik belgesi 1921 senesinde Seine bölgesinin valisi tarafından yürürlüğe konmuş. Eskiden kimliğini ispat için iki şahit yetermiş. Amaç o zaman da yasadışıları kolaylıkla bulmak, polisin 'kimlik' kontrollerini kolaylaştırmakmış. 1943'te faşistlerle işbirliği yapan Vichy hükümeti uygulamayı bütün Fransa'ya yaymış, amaç elbette kimin Yahudi (o zamanın ötekiliğinin şahı!) olduğunu görebilmek. İşte bu sebepten dolayı savaş sonrası kimlik kartı uygulaması kaldırılmış, birey kendi kendine varolabilsin diye. 1955'te geri gelmiş. Gene benzer sebeplerden. Bu sefer Fransız Cezayir'indeki 'Fransız Müslümanların' kıta Fransa'sına girişlerini kontrol edebilmek için. 1995'te de 'taklit edilemez' kimlik kartları yaratılmış. Şimdilerde mikroçipli yapılsın mı yapılmasın mı o tartışılıyor. Mikroçipin içine bireyle ilgili bütün bilgiler girilebilecek, en ufak bir ötekilik şüphesine yer kalmayacak belki de.
Kağıdın var mı? Varsın. Yoksa göçersin.