Kahraman Spartalılar, alçak Perslere karşı

Bu filmde kahraman Spartalılar, alçak Perslere karşı. Ya da bu filmde, pozitif düşünceye dayalı Batı uygarlığı mistik, karmaşık, adaletsiz Doğu'ya karşı da diyebiliriz.
Haber: SUNCEM KOÇER / Arşivi

Bu filmde kahraman Spartalılar, alçak Perslere karşı. Ya da bu filmde, pozitif düşünceye dayalı Batı uygarlığı mistik, karmaşık, adaletsiz Doğu'ya karşı da diyebiliriz. Hatta bu filmde demokrasi hükümranlığa, zeka duyguya, onur itaate karşı. 16 Mart'ta Türkiye'de vizyona giren, Amerika'da vizyonda olduğu süre içinde gişe rekorları kıran, Zack Synder'ın Frank Miller'ın aynı isimli çizgi romanından uyarlayıp perdeye aktardığı son Hollywood abidesi 300/300 Spartalı'dan bahsediyorum. Bir Amerikan kasabasında kaskatı katılarak izlediğim, -Edward Said'in yaşasaydı güncel Oryantalizme zevksiz bir örnek olarak göstereceğini film boyu aklımdan çıkaramadığım- Hollywood şaheseri 300 Spartalı. Filmin sonunda bazı söylemler, mesela sosyal evrim, nasıl da damarlara işlemiş ve sembolik formlar, mesela sinema filmleri, nasıl da sabitliyor bu söylemleri diye içimin acıdığı muhteşem 300 Spartalı.
Film, MÖ 480 yılında geçen Thermopylae savaşını konu alıyor. Öykü, Sparta Kralı Leonidas'in (Gerard Butler) 300 askerini toplayıp Pers Krali, Xerxes'in (Rodrigo Santoro) güçlü ordusuna savaş açmasıyla başlıyor. Öyle durup dururken savaş açılmaz tabii ki. Savaş, tehlike varsa açılır. Örneğin savaş, karşı tarafta kitle imha silahları varsa o zaman açılır. Spartalıların savaşı da Persler'in hak hukuk bilmezliklerine bir son vermek, hatta Perslere bir hayat dersi vermek amacıyla açılmış, ölümüne bir savaş. Bu savaş dahası Doğu'yu tiranlıktan kurtaracak, zavallı köle insanları demokrasiyle tanıştıracak. Spartalılar sadece kendi özgürlükleri için değil, özgürlük kavramının ta kendisi için canlarını ortaya koyuyorlar bu savaşta. Persler ise pozitif düşünceye ve uygarlığa ters düşen yapılarıyla, zayıf karakterli, mistisizm kurbanı, zengin ama yozlaşmış bir insanaltı topluluk. Dev ordularının başında iktidar delisi efemine bir kral, ne idüğü belirsiz bir düzen. Karşılarında ise sayıca az ama seçkin özgürlük savaşçıları Spartalılar. Üstelik Persler her halleriyle "anormal" bu filmde. Çirkin yüzlü, bazen dev boyutlu, bazen testere kollu; haksız iktidar düşkünü olmalar, kadını mal yerine koymalar, köleliği savunmalar... E, haliyle Doğu'yu temsil eden Pers İmparatorluğu yamuk yılık ahlaksız bir güruhtan ibaret olmalı ki karşılarındaki Spartalıların yüksek, insaniyeti evrilmiş uygarlığı bir o kadar çarpıcı bir biçimde ortaya çıksın, tam anlamıyla bir ikili karşıtlık oluşsun, Doğu-Batı, anormal-normal, ilkel-uygar arasındaki -biz de görelim- karşıtlığın ne tarafına düştüğümüzü iyice bilelim.
Perslere ahlak ve haysiyet dersi
Film boyunca Pers ordusuyla Spartalı askerleri müteakip kereler çarpışıyor, havada kollar bacaklar uçuşuyor, kan gövdeyi götürüyor. 300 Spartalı, donanımlı Pers ordusunu defalarca püskürtüyor. Üstelik Leonidas Xerxes'e ahlak ve haysiyet dersi veriyor. Ne de olsa Spartalıların savaşı yalnızca Perslerle değil, özgürlüğe karşı duran her türlü güçle. En sonunda asıl kahraman ölse de, özgürlüğü ve demokrasiyi yaymanın haklı gururuyla ölüyor. E savaş da demokrasi ve özgürlük uğruna olunca haklı çıkıyor, gerekli kılınıyor.
Görsel anlatım ve tarihsel gerçeklikten ziyade, tarih baz alınarak anlatılan bu öyküyle günümüz arasındaki paralellikler dikkat çekiyor. Film boyunca Spartalıların mücadelesinde öne çıkan söylemin Irak savaşını bu kadar çok hatırlatması tesadüf olmamalı. Zira bugün de, pozitif düşünceye dayalı Batı uygarlığı mistik, karmaşa dolu, adalet tanımaz Doğu'ya özgürlük ve demokrasi taşıyabilsin diye savaşlar açılmıyor mu? Kitle imha silahları bahanesiyle girilen Irak'ta acımasızlık, demokrasi adı altında onanmıyor mu? Bugün de Batı Doğu'ya, pozitif düşünce mistisizme yeğ tutulmuyor mu? Üstün görülen pozitif düşüncenin kaynağı, demokrasinin doğum yeri olarak da zaten Yunan şehir devletleri görülmüyor mu? E 300 Spartalı'yı tıka basa dolu bir sinema salonunda izleyen Amerikalı'nın, Leonidas ve onun inandıklarıyla özdeşlik kurmasından, dolaylı olarak özgürlük uğruna havada kol bacak uçuşmasını, kanın gövdeyi götürmesini haklı çıkarmasından daha kolay ve doğal başka ne var peki? Yine Irak'ta ölen asker ya da sivil, özgürlüğe giden yolda ölmüş olmuyor mu o zaman? Filmde, Sparta'da özgürlüğü korumak için daha çok asker yollamaya ihtiyacımız var denince George Bush'un Irak'a ek asker kontenjanını düşünmemek elde değil. Her şey ne kadar da yerine oturuyor, birbiriyle örtüşüyor ve normalleşiyor. Sanki tarihler değişmiş, dünya değişmiş, düzen değişmiş ama söylem aynen kalmış: Demokrasisi olmayana özgürlük götürmeli, bu uğurda savaşlar açılmalı, insanlar ölmeli. Demokratik misyon gerçek amaçların üstünü örter nasılsa. İnsanoğlu farklı coğrafyalarda evrilecek eninde sonunda, evrilmişlerin görevi bu süreci hızlandırmak olmalı.
Filmin sonuna doğru Leonidas can çekişiyor. Ben o sırada yanımda oturan beyaz Amerikalı'nın yanaklarından süzülen yaşları fark edip acaba diyorum, benim gibi dünyayla ilgili bir umutsuzluğa kapıldığı için mi ağlıyor, bütün bu Doğu Batı karşıtlığını görüp bugünü düşününce? Film bittiğinde salonda alkış kıyamet kopunca ne kadar da naif olduğumu anlıyorum. Belli ki iki saat boyunca salondaki pek çok Amerikalı Leonidas ve Spartalı değerleriyle özdeşlik kurmuş, şiddeti kafasında onamış, Batı uygarlığının üstünlüğünü ve dolayısıyla kendi üstünlüğünü içine sindirmiş, göğsünü gere gere yaşamanın tadına varmış. Film amacına ulaşmış. Sinema dağılırken sorsam hepsine Irak'a ek asker kontenjanı hakkında ne düşünüyorsunuz diye geçiriyorum aklımdan. Alacağım yanıttan korkuyor, bir şey soramıyorum.

SUNCEM KOÇER: Indiana Üni., doktora