Kahvaltıda iki top dondurma

Sabah kahvaltısında iki top dondurma yememe izin veren o "güzel" annemin, bu harika teklifini kilo alıp çirkinleşmemek için reddedersem söyleyin bana, kazanan mı olurum kaybeden mi?
Haber: NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK / Arşivi

Sabah kahvaltısında iki top dondurma yememe izin veren o "güzel" annemin, bu harika teklifini kilo alıp çirkinleşmemek için reddedersem söyleyin bana, kazanan mı olurum kaybeden mi? Little Miss Sunshine/Küçük Gün Işığım kazananlar dünyasında kaybeden olmayı seçerek yine kazanabilenlerin hayatını anlatıyor, yani dondurmayı bir güzel mideye indirmeyi seçenlerin dünyasını...
Çatlak bir savaş gazisi baba ve külüstür bir arabayla beş kuruşsuz bir hayalin peşinde çıkılan bir yolun hikâyesi olarak (Cem Yılmaz'ın yine çok sevdiğim filmi Hokkabaz'ı anımsatan girizgahından itibaren) Küçük Gün Işığım, tüm yaşanan zorluklara rağmen, bunalımlı ergen abinin saçları dışında sarının tüm tonlarını yansıtarak, izleyenlerin de içine güneş ışıklarını doldurmayı başarıyor. Filmin başında, son derece uyumsuz kişilerden oluşan Hoover ailesinin, bunca zaman nasıl bir arada kaldıklarını düşünmeden edemiyorsunuz. Kazanma âşığı babanın, herhangi bir anne denebilecek annenin, ilk defa rastladığımız türde acayip bir dedenin ve konuşmama yemini etmiş Nietzsche âşığı bir ağabeyin, tatlı küçük bir kıza; koskoca Proust akademisyeni (hatta Amerika'nın en iyisi!) dayının önce erkekleri sevmesinin doğallığını daha sonra da intihar etmeye kalkışmasının yanlışlığını biraz ürkek ama oldukça basit bir şekilde anlatabilmelerini dudaklarınızın ucundaki ufak bir gülümseme ile izliyorsunuz. Uyumsuzların uyumu olan bu birlik, filmin sonunda kendilerinin de fark edecekleri şekilde, aralarındaki sevgi bağının bir sonucu.
Evin tatlı küçük kızı Olive, çokça izlediği televizyon programlarından olsa gerek, kafasını güzellik kraliçesi olmaya takmıştır. Açıkçası Olive'in güzellik kraliçesi olmasını sağlayacak ne fiziği, ne gerçek bir hırsı ne de böyle bir "dedesi" vardır... Fakat her biri ayrı dünyalarda mutsuzluğu seçen Hoover'lar, son bir çabayla, küçük Olive'in hayalini gerçekleştirmek amacıyla Little Miss Sunshine yarışması için yollara düşerler. Huysuz ama pek matrak bir ihtiyar olan dede, eroin çekmek gibi pek "dedesel" olmayan ilginç alışkanlıklarının yanında, arasıra verdiği akıllar ile ailenin aklını başına getirmeye çalışır. Bu Bukowski, Kerouack tadındaki yaşlı bilge, ailenin vurdumduymazlığı sonucunda, ortada bir yerde aniden ölmeyi tercih ediyor. Ani ve pek acı verici bu hikâye, babanın kendi harikası "kazanmanın 9 yolu" planını satma çabalarının da başarısız olması ile herkesin aklını başına getiriveriyor. İki musibetin bin nasihattan daha işe yaraması sonucu, aile 'Little Miss Sunshine' için bir daha kenetleniyor. Ama ne kenetlenme...
Bizim deliler
REM'den Smashing Pumpkins'e pek çok önemli grubun klibine imza atan Jonathan Dayton ve Valerie Faris'in ilk filmleri olan Küçük Gün Işığım, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi senaryo Oscar'ları dışında Bafta ve Cesar'da da başarılı oldu. Basit ama anlamlı diyaloglarla işlenmiş bu güzel senaryoyu destekleyen oyunculuklar da bir harika. Filmin ilk yarısında başrol oynayan dede Alan Arkin; The Office dizisinden "nefretle" hatırlayacağı izleyicilerinin dayı Steve Carell, 1996 doğumlu tatlı küçük gün ışığımız Abigail Breslin, sanırım "bitik" rollere tutsak ama bir o kadar da başarılı Toni Collette, hayatta ailesini tercih ettiğinde başarılı olmaya başlayan baba Greg Kinnear ve koskocaman bir ergenlik sivilcesinden oluştuğuna inanabileceğimiz ağabey Paul Dano, bu zırdelilerin bize ne kadar yakın olduklarını düşündürüyor. Öte yandan filmin samimiyetinin bir kaynağının da, oyuncuların herhangi bir ücret talep etmeden oynamalarının sonucu olduğunu da belirtmemiz gerek.
Yolculuklarda hem kendimizle hem de mümkün olduğunca etrafımızdakilerle bol bol iletişim kurarız. O izole ortamda gerçekleşen bu yeni tanışıklıklar, hayata yeni bir şans vermemize ya da hayatı yeniden ifade etmemize yardımcı olur. Küçük Gün Işığım'da Hoover ailesinin yaşadıkları, film boyunca bizim de hayatta yaşadıklarımız üzerinde düşünmemizi sağlıyor. İki top dondurma karşılığında kazanacağımız başarı, acaba gerçekten hayattan istediğimiz mutluluğu bize sağlayabiliyor mu? Açıkçası ben kararımı çoktan verdim, size de afiyet olsun...

NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK: Dr., Marmara Üni., araş. gör.