Kamu hizmeti, kültürlerarası diyalog ve çoğulculuk

Avrupa çapında çeşitli STK'ların oluşturduğu 'The Coalition for Media Freedom and Integrity' adlı oluşum, geçtiğimiz günlerde medya ve demokrasi konusunda Avrupa Komisyonu ve diğer Avrupa kurumlarında lobi etkinliği sürdürmek için harekete geçti.
Haber: MİNE GENCEL BEK / Arşivi

Avrupa çapında çeşitli STK'ların oluşturduğu 'The Coalition for Media Freedom and Integrity' adlı oluşum, geçtiğimiz günlerde medya ve demokrasi konusunda Avrupa Komisyonu ve diğer Avrupa kurumlarında lobi etkinliği sürdürmek için harekete geçti. İlk olarak geçen ay bir bildirge yayınlayan grup, medyayla ilgili meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının imzasına açtıkları metinde, Avrupa'da demokrasi değerleri ve pratiğini, ifade özgürlüğü ve çeşitliliği koruyarak güçlendirmek gibi hedefler güdüyor. Bu hedefleri yerine getirmek için de yasa yapıcılar, kamu otoriteleri, medya sahipleri, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve diğer ilgililer harekete geçmeye çağrılıyor. Şu ana dek bildirgeyi imzalayanlar arasında 'European Federation of Journalists', 'European Women's Lobby' ve 'Miramedia' gibi kuruluşlar yer alıyor. Bu yazıda bu bildirgenin içeriği sıralanmadan önce, bildirgenin oluşturulmasına yol açan sebepler, grubun medya ile ilgili değerlendirme, eleştiri ve önerileri özetlenerek aktarılacaktır.
Bu koalisyon hareketine göre, hızlı ama bağlama oturtulmadan sağlanan bilginin siyasal tartışma açısından da olumsuz sonuçları olacak ve bu, tüm hayatımızı etkileyecektir. Irkçılık, yabancı düşmanlığı ve kültürlerarası yanlış anlamaların bir kaynağı da var olan önyargıların medya tarafından güçlendirilmesidir. Toplumsal cinsiyet, eşitlik ve azınlık topluluklarının sorunlarıyla ilgili yayın yapan medya, toplumda var olan hoşgörüsüzlüklerle mücadele etmelidir. Tüm düzlemlerde medya profesyonelleri ile sivil toplum arasında diyaloğun artması ve medyanın çeşitliliğiyle ilgili 'monitoring' (medya takibi) çalışmalarının sürdürülmesi için daha verimli mekanizmaların kurulmasına ihtiyaç vardır.
Medyanın aşırı ticarileştiği yeni medya ortamında 'kamu hizmeti değerlerini' savunmak gerektiğini söyleyen gruba göre, araştırmacı gazeteciliği de içeren editoryal etkinlikler için daha az yatırım yapılması ve çalışanların eğitimine ayrılan bütçede kesintilere gidilmesiyle, medyada eğlence ve ticari içeriğin artışı paralel süreçlerdir. Bu ortamda gazeteciler ticari önceliklerle hareket ediyor ve özellikle kadın ve azınlık gruplarıyla ilgili kalıp yargılar güçleniyor. Geleneksel olarak kamu hizmeti ve ticari yayıncılık arasında görülen fark da giderek azalıyor. Kamu hizmeti değerleri ve editoryal bağımsızlığı güçlendirecek siyasi iradenin ve dengeli, güvenilebilir bilgiyi tüm topluma yayabilecek bağımsız kurumların eksikliği duyuluyor. Pek çok yerde hâlâ en temel değerler için mücadele veriliyor, profesyonellik, nitelikli içerik, kamu hizmeti ilkeleri, profesyonel etik kodların kullanımı ve gelişimi gibi -Avrupa medyasında, özellikle de yayıncılık alanında kamu hizmeti içeriğini korumaya dönük- önlemlere acilen ihtiyaç var. 27 Eylül 2006 tarihli Avrupa Konseyi kamu hizmeti bildirgesinde, kamu hizmeti yayıncılığı, evrensel erişim sunan, çoğulcu kamusal tartışma forumu ve demokratik katılımı artıracak araç şeklinde tanımlanarak, özellikle azınlık grupları ve dezavantajlı toplum kesimlerinin ihtiyaçlarına seslenme işlevi vurgulanmıştı.
Kamu hizmeti
Medya sahipliğinde giderek artan 'yoğunlaşma (tekelleşme)' eğilimi yerel, bölgesel, ulusal ve ulus-üstü düzlemlerde belirli medya şirketlerinin kamuoyunu etkilemesine yol açarak çeşitlilik ve çoğulculuk açısından riskler oluşturuyor. Piyasada hakim pozisyonları önlemek için tedbir alınmalı ve yoğunlaşmanın içerik üzerindeki etkisini değerlendirmek için de monitoring çalışmalarına hız verilmelidir.
Ticari çıkarlar yerine kamu hizmeti ilkeleriyle yayın yapan 'topluluk medyası' (community media) girişimleri geleneksel medyada yer almayan görüşleri içermesi açısından çok önemli. Pek çok Avrupa ülkesinde hem ticari hem de kamu sektöründe 'medya profesyonelleri' çoğunlukla mesleki ve toplumsal haklarına ilişkin garantiler olmadan çok zor koşullarda çalışıyor. Sözleşmesiz pek çok medya profesyoneli toplu sözleşme haklarına, kadınlar ve erkekler arasında ayrımcı olmayan politikalara, eşit fırsatlar, ücretler ve minimum toplumsal koruma standartlarına sahip olmadan çalışıyor. Aynı zamanda etik kodlar, şikayet süreci ve diğer öz-düzenleme araçları, eğitim ve mesleki gelişme olanaklarından da mahrumlar. Bu boşlukları giderecek yasal, düzenleyici siyasa değişikliklerine acilen ihtiyaç vardır. Medyanın kamuya yönelik sorumlulukla etik ilkelere uyarak çalışması, ancak gazetecilerin yasal, toplumsal ve mesleki koşullar açısından baskı altında olmadan, özgürce çalışabildiği bir ortamda mümkün olabilir.
Medyanın 'toplumsal cinsiyet eşitliği' ve 'kültürlerarası diyalog' için platform sağlama işlevi uyarınca eğitim programları düzenlenmeli ve haber ve programların performansının bu açılardan değerlendireceği kıstaslar oluşturulmalı. Kadınlar ve azınlık grupları medya sektöründe erişim, güç ve temsile ilişkin sorunlar yaşıyor. Son çalışmalar, kadınlar ve azınlıkların medyada görünmez olduğunu ve sektördeki karar verme süreçlerinde de temsil edilmediğini ortaya koydu. Büyük şirketler teknolojik gelişmelerden yararlanıyor, ancak bu, gerçekten çeşitli bilgiye erişim yönünde olmuyor. Eğer yeni iletişim teknolojilerinin olanakları herkesçe paylaşılmazsa 'dijital uçurum' derinleşecektir. Acilen bu konunun tartışılmasına ve eğitim kampanyaları düzenlenmesine ihtiyaç vardır.
Resmi ve resmi olmayan düzlemlerde, medya kullanıcılarının medya içeriğinin nasıl, neden üretildiğini anlamalarına yardımcı olacak 'medya okuryazarlığı' programları, medya tarafından kullanılan teknikler ve dili öğrenmek, medya mesajlarını, iletilen bilgi ve değerleri anlamak için yaşamsaldır. Bu aynı zamanda, kişileri kendi seslerini duyurmak için yollar geliştirme yönünde de cesaretlendirecektir.
Bu eleştiri ve önerilerden hareketle, stratejilerin benimsenip eylemlerin gerçekleştirilmesi istenen başlıklar ise şunlar:
1. Medya yoğunlaşmasıyla mücadele ederek ve medyada çeşitli seslerin yer almasını savunarak özgürlük ve çoğulculuğu desteklemek.
2. Medyada niteliği ve etik duruşu bozabilecek tüm içsel ve dışsal baskılara karşı özgürce çalışmak için direnen gazeteci ve medya profesyonellerinin çabalarını destekleyerek editoryal bağımsızlığı güçlendirmek.
3. Daha dengeli ve demokratik bir medya sistemi geliştirmek için medya ve siyasa yapıcılarla kamu arasındaki ilişkiyi artırmak.
4. Medyada kamu hizmeti değerlerini güçlendirecek siyasalar ve eylemler benimsemek.
5. Çoğulculuk ve çeşitliliğe katkıda bulunmak üzere ticari olmayan medya için uygun düzenleyici ve ekonomik çerçeveleri geliştirmek.
6. Medya kurumlarında ve içerikte çeşitlilik için kapsamlı bir strateji geliştirmek.
7. Azınlık meseleleri hakkında yeni girişimler başlatarak kültürlerarası diyaloğu artırmak.
Avrupa çapında, medyayla ilgili demokratik bir dönüşümü amaçlayan bu bildirgede tartışılan hemen her sorun ve dile getirilen eleştiri, Türkiye medyası için de geçerlidir. Darısı başımıza!

MİNE GENCEL BEK: Doç. Dr., Ankara Üni.