Kapımızdaki kentsel dönüşüm tehlikesi

Korhan Gümüş 4 Kasım 2007 tarihli Radikal İki'de yayınlanan yazısında şöyle diyor: "Bu projeyi yapanlar yalnızca Sulukule'yi yok etmekle kalmayacak, İstanbul'u medeni dünyadan koparıp paylaştığımızı düşündüğümüz demokratik değerlere zarar verecekler" ve...
Haber: FUNDA ORAL / Arşivi

Korhan Gümüş 4 Kasım 2007 tarihli Radikal İki'de yayınlanan yazısında şöyle diyor: "Bu projeyi yapanlar yalnızca Sulukule'yi yok etmekle kalmayacak, İstanbul'u medeni dünyadan koparıp paylaştığımızı düşündüğümüz demokratik değerlere zarar verecekler" ve bir soru cümlesi ile yazısına son veriyor: "Hepimiz yerel yönetimin yaşama koşullarını iyileştirmek için rol oynamasını istemez miyiz?"
Yerel yönetimlerin yaşam koşullarını iyileştirmeleri, bizim isteyip istemememizle ilgili bir durum değil. Belediyelerin, hâlâ -her ne kadar yetkileri kanunlarla genişletilmiş olsa da-, asıl görevleri sorumlu oldukları bölgelere hizmet vermek, bu sebeple varlar. 5215 no'lu, 9 Temmuz 2004 tarihli, Belediye Kanunu'nun 3. maddesine göre belediye, beldenin ve belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini; mahalle, belediye sınırları içerisinde yer alan, ortak ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan insanların yaşadığı idari birimi ifade eder. Bu durumda, "çöküntü alanı" olarak nitelendirilen ve dönüşümüne karar verilen Neslişah ve Hatice Sultan mahalleleri, diğer adıyla Sulukule'nin çözüm bekleyen ihtiyaçları konusunda hesap sorulacak en yetkili kurumlardan birisi Fatih Belediyesi'dir.
Sulukule örneğinde belediye, vatandaşlara değil inşaat şirketine, sektörüne hizmet sunan ve satan bir kuruma dönüşmüş olarak karşımıza çıkıyor. Olan biteni kavramaya bile zaman bırakılmaksızın bir bakıyoruz kanunlar değişmiş, yetkiler verilmiş, uygulama başlamış, mahalle satışa sunulmuş, kamulaştırılmış, mahalleli yerinden ediliyor, tarihi ve kültürel özellikleri olan capcanlı bir mahalle yok oluyor ve neredeyse "artık çok geç" deniliyor. Bu noktada belediyeleri herhangi bir şirket gibi ele almak istesek bile bu davranış biçimini değerlendirebilmemiz mümkün değil. Çünkü şirket gibi görünen bu kurum, iktidarda olmanın kendilerine sunduğu, yasama ve yargılama gibi bütün olanaklardan da doğrudan yararlanıyor. Sorumluluk alanına giren "müşterilerine" yani "mahallede yaşayan vatandaşlara" karşı olan yükümlülüklerini ihmal ediyor, bir tür diktatör, tekel gibi davranan bir kuruma dönüşüyor. Bu tavrı, uygulamaların en başından, yenileme alanlarının ilan edilişinden itibaren görebiliyoruz. Sulukule projesinin dayandırıldığı 5366 sayılı, yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması hakkında kanuna göre yenileme alanları, belediyelerde belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile belirlenip Bakanlar Kurulu'na sunulur. Bakanlar Kurulu projenin uygulanıp uygulanmamasına üç ay içinde karar verir. Karar olumlu ise alanlardaki uygulama bir program dahilinde etap etap projelendirilebilir.
TOKİ hangi amaçla kurulmuştu?
Sulukule Projesi ile ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi , TC Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve Fatih Belediyesi arasında imzalanan, Fatih Belediyesi resmi web sitesinde yayında olan protokol metnini incelediğimizde, sürecin işleyişi ile ilgili özetle şu bilgileri elde edebiliyoruz: Protokol, Fatih Belediyesi sınırları içinde yer alan (1) halihazırda üzerinde gecekondular, çarpık yapılaşmalar ve kent standardı yüksek olmayan yapıların bulunduğu Fatih 2 no'lu kentsel yenileme alanındaki hak sahiplerine, TOKİ tarafından Taşoluk'ta yapılacak konutlardan faydalandırılmak yolu ile üç kurumun işbirliği çerçevesinde mevcut çarpık yerleşme alanlarının tasfiye edilerek tarihsel dokuya uygun çağdaş standartlarda kentsel bir alan oluşturulması için imzalanıyor. Yapılacak tüm konutların projelendirilmesi ve yapımından TOKİ sorumlu olacak, ancak belediyenin görüşünü de alması öngörülüyor. Protokole göre, yenileme alanında yaşayan hak sahiplerinin tespiti, tapudaki tahsislerin kaldırılması ve yeni konutların hak sahiplerine teslimi Belediye tarafından yapılacak. Hak sahiplerinin belirlenebilmesi için gerekli kriterler, protokolü imzalayan üç kurum tarafından belirlenecek. Yenileme alanında bulunan (2) tüm yapıların tasfiyesi, yıkımı ve molozların temizlenmesi Belediye tarafından yapılacak. TOKİ tarafından yapılacak ihale sürecinde alandaki işgallerin temizlenmiş olması şartı aranıyor. Bunun sonrasında yenileme alanının mülkiyeti TOKİ'ye devrediliyor, uygulama yapılana kadar geçecek zaman zarfında her türlü işgal ve TOKİ'nin rızası dışındaki kullanımlara karşı engelleyici tedbirlerin, protokole göre, Belediye tarafından alınması bekleniyor.
Bu protokol metninden kısaca şu anlaşılıyor: Belediye sorumlu olduğu beldeyi boşaltıp, yıkıp, rahatça projelendirip inşaat yapması için TOKİ'ye teslim edecek. TOKİ protokolde herhangi bir inşaat firması gibi yer alıyor. Halbuki kurumsal yapısı ve ilkeleri incelendiğinde TOKİ'nin herhangi bir inşaat firması değil, TC vatandaşlarına hizmet etmek üzere kurulmuş bir kurum olduğu görülüyor. TC Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nın kurulma sebebi, kendi web sitesinde, şöyle açıklanıyor: "Ülkemizin yaşadığı hızlı nüfus artışı ve hızlı kentleşme sebebiyle oluşan konut ve kentleşme sorunlarının çözülmesi ve üretimin artırılarak işsizliğin azaltılması".
18 Kasım 2007 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan bir haberde, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen toplantıda konuşan TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın, "Bazı siyasi oluşumlar, açıkgözler, yanlış düşünenler, esrar, eroin ve kadın ticareti yapan yanlış insanlarımız, gecekondu ve kaçak yapılaşma bölgelerinden çokça beslendikleri için kentsel dönüşüm olgusunun kaldırılıp atılmasına engel olmaya çalışıyorlar" dediği belirtiliyor.
Tehlike
Bu haberde de görüldüğü gibi, işsizlik ve konut sorununa çözüm getirmekle yükümlü olan bir kurumun başkanı, bizzat hizmet etmekle yükümlü olduğu vatandaşları, "doğru" ve "yanlış" insanlar olarak ayırıyor ve kentsel dönüşümün, imzalamış oldukları yukarıdaki protokolde belirtildiği şekilde uygulanmasında hiçbir sakınca görmüyor.
Canlandırılması, iyileştirilmesi gereken bir alan tespit edildiğinde, bu alanda kentsel dönüşüm gerektiğine karar verildiğinde, ciddiyet ve hassasiyetle işlemesi gereken bir süreçten bahsedilmesi gerekiyor. Burada söz konusu olan öncelikle ihtiyaç sahibi insanların ihtiyaçlarının karşılanması, onların ekonomik ve sosyal hayata daha adil ve kalıcı bir biçimde katılmalarıdır. Kentsel dönüşümün yıkım, temizlik, proje ve inşaatlarla değil sosyal ve ekonomik kalkınmaya yönelik programlarla, mahallelilerin ortak ihtiyaç ve özelliklerine uygun, onları bütünleştirecek kurum ve örgütlenmelerin oluşmasıyla başlaması gerekiyor.

FUNDA ORAL: Sulukule Platformu

1. Bahsedilen alanda bulunan Sulukule, 5366 no'lu Kanun Haziran 2005'te devreye girmeden önce Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile koruma altınmış bir mahalleydi.
2. Tescilli olan yapılar korunuyor.