Kara Bölge işkenceleri

Pakistan'da öldürülen Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl'ün dul karısına Mart ayında Adalet Bakanı Alberto Gonzales'ten (istifa etti) bir telefon geldi.

Pakistan'da öldürülen Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl'ün dul karısına Mart ayında Adalet Bakanı Alberto Gonzales'ten (istifa etti) bir telefon geldi. Gonzales'in söylediğine göre ABD gözetimindeki bir terörist -El Kaide lideri Halit Şeyh Muhammed- Pearl'ün kocasını öldürdüğünü itiraf etmişti. Ne var ki Muhammed'in itirafını çevreleyen koşullar, zihinleri bulandırıyordu. Avukatı yoktu. CIA, onu ismi saklı tutulan bölgelerde iki yıldan fazla gözaltında tuttu. Geçen sonbahar, Guantanamo'ya transfer edildi. Onu konuşturmak için ne tür bir sorgulama yönteminin kullanıldığına dair kesin bir bilgi de verilmedi. Ama Times'da ve diğer kaynaklarda CIA yetkililerinin Muhammed'e işkence yaptığını öne süren haberler çıktı.
Muhammed'in sorgulaması, 11 Eylül sonrası başlatılan ve onun gibi terörist zanlılarının ABD dışındaki "Kara Bölgelere" (gizli işkencehane) götürülüp aşırı ağır koşullara maruz bırakıldıkları gizli bir CIA programının parçası. Program, geçen sonbahar Başkan Bush, CIA hapishanelerinin boşaltılıp tutukluların Guantanamo'ya transfer edileceğini duyurunca fiilen askıya alındı. Bu gelişmenin ardından Yüksek Mahkeme, tüm tutuklulara Cenevre Sözleşmesi'ne uygun davranılacağı kararını verdi.
Otomatik Portakal gibi
17 Eylül 2001'de Başkan Bush, CIA'e dünyanın hemen hemen her tarafındaki teröristleri takip etmeyi, yakalamayı, tutuklamayı ya da öldürmeyi hedefleyen, orduya bağlı olmayan ekipler kurması için izin vermişti. CIA'in programının ilk tutuklusu, El Kaide'nin baş operatörlerinden Abu-Zubaydah'tı. Kurum içi uzman sorgulamacıların yokluğunu çeken ajans, dışarıdan uzmanlar işe aldı. Ajansın eski danışmanlarından biri, bu uzmanların kullandıkları yöntemleri "Otomatik Portakal usülü bir yaklaşım" olarak nitelendiriyor. Uzmanlar, deneyimlerini işkence gören askerlere nasıl hayatta kalacaklarına dair eğitim vererek kazanmış eski askeri psikologlardı. SERE isimli program, aslında Kore Savaşı'nın sonunda yaratılmıştı. Programda işkence simulasyonları, boğulma simulasyonu, uykudan mahrum bırakma, tecrit, aşırı ısı değişikliklerine maruz bırakma, küçük mekânlara kapatma, ses bombardımanı, dini ve cinsel aşağılama gibi yöntemler uygulanıyor.
CIA, Zubaydah dışında da başka El Kaide'cileri yakaladıkça bir psikolojik baskı protokolü geliştirdi. Program, kurumun Soğuk Savaş'ta davranışçılık bilimiyle ilgili gizli deneyleri biraraya getiriyordu. Bu deneyler üzerine çalışan tarihçi Alfred McCoy, "Soğuk Savaş sona erince bu yöntemleri de bir tarafa kaldırmıştık. O karanlık günleri geride bırakmıştık. Sonra terörle savaşın baskısı altında eski psikolojik teknikleri geri getirmekle kalmadılar, onları mükemmelleştirdiler".
Kaynaklar, Muhammed'i yakalayan ABD'lilerin ona bir süre sonra "Seni öldürmeyeceğiz. Ama ölümün eşiğine götürüp sonra geri getireceğiz" dediklerini aktarıyor. Muhammed, ilk önce Afganistan'da ABD yönetimindeki bir hapishaneye götürüldü. Hapishane, 2002'de tutuklularından birinin dondurucu soğukta çırılçıplak soyulup hücresinin beton tabanına zincirlenmesi sonucu hipetormiden ölmesiyle kötü bir şöhredin sahibi.
Tamamen boyun eğdirme
Muhammed, büyük ihtimalle bu hapishaneye CIA'in Özel Aktiviteler Birimi'ne bağlı, kara maskeli komandolardan kurulu bir ekip tarafından taşınmıştı. CIA'in eski üyelerinden biri tutukluların "teslimatını" titizlikle düzenlenmiş 20 dakikalık bir rutin olarak tanımlıyor. Doktor gözetimindeki bu rutin süresince şüpheli domuz bağıyla bağlanıyor, çırılçıplak soyuluyor, fotoğrafı çekiliyor, başına kılıf geçiriliyor, anal yoldan verilen fitillerle sakinleştiriliyor, altına bez sarılıyor ve uçakla gizli bir bölgeye götürülüyordu. 2002 tarihli gizli bir hükümet belgesi, sorguculara "tutukluların kıyafetlerini yukarıdan aşağı, düğme ve dikişlerin aksi yönünde çekerek yırtmalarını" öneriyor.
Kaynaklara göre Muhammed, CIA gözetimindeyken kendi hücresinde birkaç gün boyunca çırılçıplak tutulduğunu söylemiş. Belki de aşağılama yöntemlerine ek olarak, normalden daha fazla sayıda kadın denetimci tarafından sorguya çekilmiş. Muhammed, köpek tasmasıyla bağlandığını ve hücresinin duvarları arasında mekik dokuyacak şekilde çekiştirildiğini iddia etmiş. Yine kaynaklar, Muhammed'in ayak parmakları yere hafifçe dokunacak şekilde tavana asıldığını öne sürdüğünü söylüyor.
Sorgu teknikleri üzerine bilgi sahibi kaynaklara göre tavana asılı pozisyon, kısmen tutukluları uykudan mahrum bırakma amacını taşıyor. Eski CIA yetkilisi, "Uyku mahrumiyeti işe yarıyor. Dengenizi ve akıl yürütme yeteneğinizi kaybediyorsunuz. Bir sürü şey ortaya dökülüyor" diyor. CIA tutuklularından bazıları, hücrelerinin 24 saat ses bombardımanına (rap parçaları ve korku filmi müzikleri) tutulduğunu iddia etti. Yanlış istihbahrata dayanarak tutuklanan başka bir esir Khaled el-Masri de Tanzanyalı hücre komşusunun "saatlerce bir bavula-onu kusturan kötü kokulu bir bavula-kapatıldığını" söylüyor.
CIA'in programında tutukluların zaman algısını belirsizleştirmek için yemekler de gelişigüzel veriliyordu. Yemek ise genelde tatsız ve yaşamak için anca yeten miktarlardaydı. Tutukluların hayalet uçaklarla getirildiği Polonya'daki kara bölgede de (Polonya hükümeti, ülkelerinde kara bölge olduğunu keskin bir dille reddetti) tutuklulara "waterboard" (boğulma hissi vermek için kafaya geçirilmiş bir çuvalın üstüne su dökme yöntemi) uygulandığı bildiriliyor. Eski yetkililerden biri "Boğulmak, temel bir korku. Düşmek de öyle" diyor ve devam ediyor: "Waterboard uygulandığında altüst oluyorsunuz. Acı vermiyor ama ödünüz b.kunuza karışıyor".
CIA yetkililerinden Robert Grenier, 11 Eylül sonrası istihbahratın büyük bir kısmının yüksek öneme sahip tutukluların sorgularından çıktığını söylüyor. Ama 11 Eylül komisyonunun yöneticisi ve sonra da Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın başdanışmanı olan Philip Zelikow ise tutuklulardan edinilen bilgilerin "fiziksel işkence"yi haklı çıkardığını reddediyor. "Asıl soru, işe yarayacak bilgiyi alıp alamadığınız değil, bilgiyi sadece bu metodlarla edinip edinemeyeceğiniz." İşin ahlaki ve yasal boyutu bir yana John Brennan gibi destekçileri bile bu tekniklerle elde edilen bilginin güvenilmez olduğunu belirtiyor. Eski yetkililerden biri, sıkıştırılınca "edinilen bilginin yüzde 90'ının güvenilmez" olduğunu kabul etti.
Normalde ABD yasal sistemi, bu tür gizemleri özenli bir şekilde çözer. Ama Senatör Levin, CIA'in gizli sorgu programının hem yurtiçinde hem de yurtdışında Amerikan adaletine güveni sarstığını söylüyor. Pearl çiftinin arkadaşlarından Asra Nomani ise Muhammed'in itirafıyla ilgili olarak "Kötü insanlar için bile olsa eşitliksiz bir adalet istemiyorum" diyor ve ekliyor: "Danny Pearl, o kadar bilinçli bir insandı ki onun tüm bu kirli işlere göz yumacağını düşünmüyorum. Birisinin işkence görmesini isteyebileceğini zannetmiyorum. Bu, Danny'nin, üzerine gideceği tazda hikâyelerden biri. O, gerçekten Amerikan ilkelerine inanırdı."