Katilleri bilmek

Dünyanın bir yanının tarih yazısı geleneği analitiktir. İktidarın örgütlenmesini, iktidar savaşları ve stratejilerini de belirleyen, bu anlatım biçimidir.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Dünyanın bir yanının tarih yazısı geleneği analitiktir. İktidarın örgütlenmesini, iktidar savaşları ve stratejilerini de belirleyen, bu anlatım biçimidir. Kurallar önceden belirlenmiştir; kuralları ihlalin koşulları da. Öte yandan beri kıyıda otoritenin iktidarını yürütme projesi dokuz sekizliktir. Aksak ritim akılları bulandırır. Oyunda belirleyici olan, bendelerini beklemedikleri anda sarsmak; ürküterek sindirmek; tehditlerle gözdağıyla güven talep etmekten vazgeçirip koşulsuz biata zorlamaktır.
Gerektiğinde en acımasızca sergilenen güç, iktidarın hak edilmesinin anahtarıdır. Adalet, vicdan, akıl, birer kelime olarak ne kadar sık kullanılırsa anlamını o kadar yitirir. Önemli olan, silahı elinde tutmak, zorbalıkta benzersiz olmaktır.
Dilimizde tatlı-sert kelimesinin kimi otorite sahipleri için sitayişle kullanılmasının ardında yatan bu dinamiktir. Ana-babalar, çavuşlar, ustalar, kocalar emri ve koruması altındakileri SEVDİKLERİ İÇİN döver. Bütün yaralar yaralının kendi iyiliği için alınmıştır. Dolayısıyla onlardan ders almak, Hayatı dışarıdan bir ibret meseli gibi izlemek şart koşulmuştur.
İşte, katilleri biliyoruz. Her birimiz otursak bir çırpıda saygınlıklarına hiç halel gelmeden iş başında olan kaç katil sayabiliriz.
Şu nemli, loş günlerde de katillerin bir kez daha bütün marifetlerinin dökümüyle birlikte karşımızda zuhur ettiklerini görüyoruz. Kimi iyimserlikte devrim ihtimali gören aydınlar, bunun kutlu bir işaret olduğunu söylüyor. Hiç değilse bu bol rütbeli, sabıkası katliamlarla yüklü adamların kayda düştüğünü; bunların marifetleriyle birlikte gündeme dökülmesinin müsebbibinin devletin iyilikçi ve sorumlu bir kanadı olduğunu iddia ediyorlar. Yani iyi polislerin kötü polisleri er geç alt edeceği, en azından faş ederek güçsüzleştireceği inancındalar.
Kanımca bu toprakların iktidar yordamı ve zorbalık geleneğini hesaba katmadan aydınlatıyorlar enselerini.
Çünkü onca emekli askerin, onca şerefli ilan edilmiş vatan mücahitinin kuyruğunu kıstıran kimi güçlerin hayatımızı şeffaflaştırdığı kanısındalar.
Oysa bu topraklarda suç ve gerilim hikâyeleri farklı yazılıyor.
Geçen yüzyılın saygınlık edinmiş Anglosakson edebiyat ürünü suç-gerilim romanlarında katile varan yol ne kadar çetrefilliyse, okur üstündeki gücü o kadar artar. Katilin okur tarafından önceden tahmin edilebilirliği eserin zaafını işaret eder.
Türün en parlak örneklerini vermiş çoğu yazar, mükemmel cinayet olamayacağı fikrinden, katilin er ya da geç cezasını bulacağı inancından yola çıkar. Türün damarını çatlatanlar da bu ahlâki yaklaşıma yüz vermeyen, karşı çıkanlardır.
Güneyin ve tekinsiz doğunun bağrındaysa orta yerde işlenen bir cinayetle başlanır bütün hikâyelere. Katil zaten bellidir.
Hayat, katilin giderek bir kahramana dönüştüğü; gücüyle zorbalığı arasında farklı bir adaletin dengesini kurabildiği oranda ebediyen hükmedebilirlik kazandığı bir hikâyeye dönebilir kolaylıkla.
Buraların diktatörleri uzun yaşar. Onlar rahat yataklarında eceline kavuşana dek hayat, onların askısında sallanır kalır.
Toplumsal akitler farklıdır kısacası. Orada iki gazeteci yılmadan bir araştırma sürdürüp dünyanın liderini düşürebilir. Skandal duygusu yitirilmemiştir.
Burada katiller sözde yargılanırken cinayetlerini sürdürür.
Orada binbir bedel göze alınarak ayyuka çıkarılan rezalet, milat olur.
Burada ayyuka çıkmış zulüm zalimin rütbesidir. Ceza yese de hapishane kapısında milleti onunla gurur duyduğunu haykırmaktadır.
Evet, katilleri biliyoruz.
Mesele de bu!
Katillerle birlikte iyi kötü, yaşamımızı sürdürür kılınmışız.
Topluca suç ortağı olmuşuz. Çünkü tahammül gösteriyoruz.
Bu suç ortaklığından bir millet yaratmaya çalışıyorlar.
Zorbalığıyla, kafatasçılığıyla, sımsıkı kenetlenmiş bir kitle yaratmaya kararlılar.
Onun için, fazlaca bir şeyi gizleme gereği duymuyorlar.
Böylelikle muhteşem bir gövde gösterisiyle dokunulmaz olduklarını bir kez daha kafamıza kakma fırsatı buluyorlar.
Katilleri bilmek, çok ağır bir lanettir.
Mitolojik bir lanettir.
Katili bilip yeni cinayet hazırlıklarını yakından ve ayrıntılarıyla izlemek zorunda bırakılmaktan daha aşağılayıcı, insanı daha küçülten bir şey olamaz.
İğdiş edilmiş, eli kolu bağlanmış, zorbalık karşısında boynu bükük kılınmış halklar, elbette çok bocalayacaktır.
Ancak bu halkların bir yerinde uğuldayan vicdan örgütlenmesi, bir başka yerinde sessiz sedasız büyüyen itiraz üstüne güvenceye alabiliriz dirimimizi.
Bunu hiç unutmamak, iyimserliğin enerjisini bizden esirgeyecek belki de. Ama daha kurnaz, daha yaratıcı olma imkanı da burada elimizden tutuyor. Mucizelere inanırken mucizelerin insanlar tarafından yaratıldığı inancını da diri tutmalı.