Kaynata dilin şişsin!

Kaynata 
dilin şişsin!
Kaynata 
dilin şişsin!
Cinsiyet eksenli ayrımcılık, Meltem Cumbul gibi kendi yönünü çizen kadınları bile hedef alabiliyor. Hele bir de biz sıradan kadınların halini düşünün!
Haber: MELEK ÖZLEM DURMAZ / Arşivi

Ataerkilliğin en çirkin dilini patavatsızca kullanan erkeklerden geçilmiyor şu sıralar. Birinden kurtuluyoruz, bir diğeri başlıyor. Gündemimizin şimdiki müstesna konusu Meltem Cumbul’un kendisinden 14 yaş küçük biriyle yaptığı evlilik. Skandal! Türk aile yapısına hiç de uymayan bir davranış. Dahası Türk erkeklerinin kendilerini algılama biçimlerine bir bakın. Alan satan, karar veren, ayar veren kısacası hükmeden olma algılarına da. Meltem Cumbul’un kendisinden küçük eşinin babası da çok sevimli kelamlar etmiş bu alışılmadık evlilik biçimi karşısında. (Bilmem sadece ben mi kurduğu cümlelerin lakaytlığından kendisini sevimli hissettiği zannına kapılıyorum?) Ne demişti, Ali Can Özbaş’ın babası Erol bey: “Oğlumun evlendiğini bir arkadaşımdan duydum. ‘Hayırlısı olsun. İleride daha güzel evlilikler yapar’ dedim. Benim oğlan herhalde birkaç kere daha evlenecek. ... Benim oğlan eş yerine demek ki anne buldu. Meltem Cumbul’a saygı sonsuzdur, gayet cici hanımefendi ama öğrendiğim kadarıyla daha çok çıtır gençlerle ilgileniyormuş. Bir önceki sevgilisi de (Kıvanç Tatlıtuğ) öyleymiş ama benim oğlan ilerleyen yaşlarında üç - dört tane daha kadın alır. Biliyorsunuz ben geçmişte imam nikahları kıyıyordum. Bizimki resmi yapıyor. İyi bir çocuk olduğu için kanunlara uyuyor. Ancak benim beğendiğim kadınlar, benim oğlumun evlendiği kadınlardan daha genç ... Bizim oğlan 14 yaş küçük, hanımefendi biraz daha yaşlanınca bizim oğlan ne yapar, gider başka birini bulur. Yaşlı kadın ona yetmez.” Korkarım siz sayın Özbaş ve onun gibi düşünenler, yavaş yavaş bu gibi durumlara alışmak zorunda kalacaksınız! Zira siz her ne kadar erkek egemen paradigmayı sürdürmeye çalışsanız da kadınların, kadın gibi kadın kalarak -erkek gibi kadın erkek egemen deyimini de sarsarak- kendi yaşama biçimlerini inşa etmeleri/edebilmeleri ve bu yaşama biçimini saklamadan sürdürebilmeleri söz konusu artık.
Sevimsiz ‘makara’ 
Oğlunun kendisinden habersiz evlenmiş olmasına içerlediğinden yola çıksak bile, kabul edilebilir bir üslup değil Erol Özbaş’ınki. Yediği önünde yemediği arkasında, istediği ‘her şeyi’ satın alabilen bir ‘zengin’ edasıyla oğlunun evliliğini hafifserken aslında Meltem Cumbul’u değil kendi oğlunu “hiç”leştirdiğinden bihaber. Bizler gibi onlar kadar ‘zengin olamayanlar’ın yoksul dimağlarında, bu birbirinden sevimli babaların oğlunun milyon dolarlık teknesini yine parasını ödediği adamlarına kırdırtan ve bunun haber yapılmasından rahatsızlık duymayan Ağaoğlugillerden bir farkı yok.
“Meltem Cumbul’a saygı sonsuzdur, gayet cici hanımefendi ama öğrendiğim kadarıyla daha çok çıtır gençlerle ilgileniyormuş” deyip sonra da eklemekte hiçbir beis görmüyor baba Özbaş: “Ancak benim beğendiğim kadınlar, benim oğlumun evlendiği kadınlardan daha genç...” Kendisi çıtır tabir ettiği kadınlara çerez muamelesi yaparken “İyi bir çocuktur” dediği oğlundan daha olgun davrandığını zannediyor muhtemelen. Oğlunun, kendi yaşına geldiğinde ‘akıllanacağı’ sonucunu da şu cümleden çıkarmalıyız sanırım: “Hanımefendi biraz daha yaşlanınca bizim oğlan ne yapar, gider başka birini bulur. Yaşlı kadın ona yetmez.” Allahtan hangi bakımlardan yetmeyeceğini açmamış baba Özbaş. Oğlu babasını reddetse yeridir diye düşünüyordum ki, o da bir açıklama yapmış: “Benim babam biraz makaracıdır ve rahat adamdır. Meltem babamı tanıdığı için onun nasıl bir adam olduğunu biliyor, o yüzden sorun yok.”
Normalleşme tehlikesi 
Eskiden namus diye bir şey vardı. Baba da olsan, düşman da olsan birisinin karısına evlilik ‘kutsal mertebesinden’ meşruluk bulan bir saygı duymak icap ederdi. Karısına laf etmek, namusuna laf etmekti. Şimdi insanlar kendi çocuklarının eşleri hakkında satın alınan bir eşyaymış gibi konuşabiliyorlar. İşte ahlaki açıdan asıl sorgulanması gereken yer, bence tam da burası. Bir insandan (bir kadından) alınıp satılabilen bir eşya gibi bahsetmek/bahsedebilmek nasıl bir şeydir?
Baba mirasından olmak istemeyen çocuklar da ne yapsın, babalarının açıklamalarını hafifseyerek durumu eşitlemeye çalışıyorlar herhalde.
Onlara, hafif ya da oğul Özbaş’ın deyimiyle makara geliyor olabilir ama bu çok irkiltici bir dil. Erkek egemen toplumumuzun, kadınları hâlâ ikinci sınıf olarak gördüğünü hatırlatan bir dil. İşin kötüsü, gözönünde olanların her yaptığının moda olarak çoğaldığı bir kirlenmeyi yaşıyoruz. Zengin olduğu için her şeyi olduğu gibi, patavatsızca konuşmayı da kendine hak gören bu adamı örnek alan çocuklar çıkabilir maazallah! Bizim için bu olayın talihsizliği, Meltem Cumbul’un ekran yüzü olması hasebiyle herkesin gözleri önüne taşınan bu tarz konuşmaların normalleşmesi tehlikesi. Hülasa, ataerkilliğin kadını ve hatta erkeği biçimlendiren tanımını sarsabilen Meltem Cumbul gibi kadınların, bu konuların muhatabı olmak durumunda kalması, Özbaş’ın yorumları kadar sevimsiz. Cinsiyet eksenli ayrımcılık Meltem Cumbul gibi kendi yönünü çizen kadınları bile hedef alabiliyor. Biz sıradan kadınların halinin bir düşünün!