Kendi ezberimizi de bozmak

24 Haziran 2007 tarihli Radikal İki'nin benim kişisel tarihim için özel bir önemi var. Bu gazetede ilkyazım yayınlandı. Ama işin kötüsü bunu sadece ben biliyorum. Çünkü yazımın altında imzam yoktu.
Haber: HAVVA YILMAZ / Arşivi

24 Haziran 2007 tarihli Radikal İki'nin benim kişisel tarihim için özel bir önemi var. Bu gazetede ilkyazım yayınlandı. Ama işin kötüsü bunu sadece ben biliyorum. Çünkü yazımın altında imzam yoktu. Bunun için kimseyi suçlamıyorum, ben makale olsun diye değil, Baskın Hoca'ya e-posta olarak yazmıştım zaten. Aramızdaki mailleşmenin bir bölümünü köşesine alan Baskın Hoca'ya da teşekkürler. Kamusal alanda en azından cümlelerimin görünür olması sevindirici. Belki yazımın devamını okumak isteyenler, Baskın Hoca'nın yazım üzerine yaptığı yorumlarla ilgili benim ne dediğimi merak edenler olabileceği için bunları yazıyorum.
Baskın Hoca diyorum ama benim Baskın Hoca'yla hoca-öğrenci ilişkisi kurmam zor görünüyor. Yaşım el vermediği için değil; aksine tam da üniversite sınavına girenlerle aynı yaştayım. Benim engelim başımdaki örtüm. Baskın Hoca'nın yazılarını okusam, kitaplarını şimdiden bilsem de, çok iyi bir öğrencisi olma olasılığım yüksek olsa da, bir tercih yapmak zorundaydım. Ya bu güzel rüyalar için kendimden taviz verecektim ya da kendi tutarlılığımı koruyup olan biteni evden izleyecektim. Ben ikincisini tercih ettim. O yüzden Baskın Hoca ile kurabileceğim tek ilişki, milletvekili adayı-seçmen ilişkisi.
Baskın Hoca'nın adaylığı, Hrant Dink'in öldürülmesi ve 27 Nisan muhtırasından sonra duyduğum en iyi haberlerden biriydi. Hemen üyesi olduğum sivil toplum kuruluşları üzerinden kampanya merkeziyle iletişime geçtim. Yapabileceğim en iyi şeyin Baskın Hoca için hazırlanan kliplerin birinde 'başörtülü kız' kontenjanından bulunmak olduğunu öğrenince zevkle kabul ettim. Her yerde önce başımdaki örtüyle işaret edilir olmaktan fena halde sıkılmış olmakla birlikte, muhtıraya şapka çıkarmış sola karşı çıkan, ezilenlerin, dışlananların adayı Baskın Oran için buna katlanılabilirdi. Özellikle de bu seçim kampanyasında AKP'nin bile unuttuğu başörtüsüyle üniversiteye giremeyen kızlarla ilgili açıkça bir şey söyleyen bir aday için bu yapılabilirdi.
Hocanın ama'sı
Daha o sıralarda Baskın Hoca'nın hizmet alan hizmet veren ayrımı yaptığını duyuyordum ama bunun "üniversite hocası türban takamaz ama üniversite öğrencisi takabilir" gibi buyurgan bir ifadeyle her türlü ayrımcılığa karşı çıkılan, dakikada bir özgürlük ve demokrasi denilen seçim kampanyasının birkaç vaadinden biri olduğunu bilmiyordum. Ya da şöyle söyleyeyim, Baskın Hoca'nın "Kızım sen benim en iyi öğrencimsin, derslerdeki performansın, sınav kâğıtların, hazırladığın ödevler muhteşem, Lozan'ı benden sonra en iyi sen biliyorsun desem yalan olmaz ama yine de seni asistan olarak alamam çünkü saçlarını göremediğim birine asistanım diyemem" demesini beklemiyordum. 82 Anayasası gibi önce bir hak verip, sonra onu bir 'ama'yla hükümsüzleştiren bir zihniyetin burada da devam edeceği aklımın ucundan geçmezdi. Tamam, hizmet alan hizmet veren ayrımı sorunlu bir şey, en baştan bunu biliyordum ama bunun bile bir adım olduğunu, özel sektörde bile şiddetle uygulanan başörtüsü yasağının yumuşamasına katkı yapacağını düşünmüştüm.
Baskın Hoca, evet, karşısındakilerin ezberini bozuyordu bu yasağa karşı çıkarak ama yasağı bir yerinden savunarak arkasındakilerin ve daha da önemlisi kendisinin ezberini bozamamıştı. Ben kendi ezberlerimi bozarak kampanyanın, 'özgürlükler'den, ezilmişlerin, ötekilerin haklarından, yıkılması gereken 'tabu'lardan bahseden diğer maddelerinin hepsine imzamı atabiliyorum. Ama maalesef Baskın Hoca bir toplantıda yanına gelip "mini eteklilerin üniversiteye girişine karşı çıkan" başörtülü bir kadını örnek göstererek benim tutarlı özgürlük talebime cevap vermeye çalışıyor. 'Ama bak böyleleri de var' diyor. 'Onlar böyle olmaya devam ederse sizin haklarınızı savunmayız' diyor.
Hiç üniversite eğitimi görmemiş biri olarak bir üniversite hocasına bilimsel düşünceden, tekil örneklerden totolojik yorumlar çıkarılamayacağından bahsetmek istemiyorum. Fakat bu tavrın şu çok tanıdık yaklaşımdan hiçbir farkı yok: "Şiddeti çözüm olarak görenler olduğu sürece hiçbir Kürt'e hiçbir hak verilemez." Ya da ben de bir başörtülü olarak şunu söyleyebilirim: Bazı başı açık kadınlar bırakın üniversiteyi sokakta bile başörtülü kadınlar görmek istemiyorlar, bunu bazen imalı bir bakışla bazen de hayal edemeyeceğiniz faşizan bir dille bize söylüyorlar. Hatta bu kadınlar Kürtleri, Ermenileri de ortalıkta görmek istemiyorlar, bu yüzden başı açık kadınların devlet memuru olmaları da tehlikeli bir şey.
Açık-kapalı
Ama hangi başı açık kadınlar bunlar? İşte başı açık kadın diye yekpare bir kategori olmadığı, tek tip başı açık kadın diye bir ideal tip bulunmadığı gibi, başörtülü kadın diye de tek tip bir grup yok. Faşist başı açık kadınlar da var, demokrat olanları da. Aynı şey başı kapalı kadınlar için de geçerli. Bu ülkede kadınların en az yarısı başını örtüyor. Yani bu ülkede normal kadının ne başı açık ne de kapalı. Bir kadının başının açık olması onu tarafsız yapmıyor. Başı açık bir üniversite öğretim üyesi ırkçı olabiliyor, sosyalist olabiliyor, bu onun tarafsızlığına halel getirmiyor ama başörtülü bir üniversite hocasının daha ağzını açmadan en baştan nasıl tarafsızlığın, yitirmiş olduğunu anlamak zor görünüyor. Bu sanki üzerine pek düşünülmemiş, bozulması gereken bir ezber gibi durmakta, haksız mıyım hocam?
Benim için bir kadın sadece başı açık diye bir taraf değil. Onun taraf ve tarafsızlığını uygulamaları belirler. Başı kapalı bir hakim hükümlerini yasaya bakarak verecek, tıpkı başı açık bir hakim gibi. Onun tarafsızlığı ancak bu hükümleri uygulayıp uygulamamasıyla ölçülebilir. Ama biliyorum ki bu ülkede birarada yaşamak adına atacağımız her adımda her kesimin takıldığı çengeller var. Mesela daha yakından tanıdığım muhafazakâr kesim de milliyetçilik çengeline takılmış durumda.
Hal böyle iken ben de bir çengele takılmak ve Baskın Hoca'ya olan hayranlığımı anlaşamadığımız tek bir konuya kurban etmek istemem. Bu yüzden başarı dileklerimi, derin muhabbetlerimle birlikte ilgilerine arz ederim. Kendisinin içinde olacağı bir Meclis'in şimdikinden çok daha çekilebilir bir yer olacağını düşünüyorum, en azından vicdanıyla siyaset yapan biri bir gün kendi ezberlerini bozma cesareti de gösterebilir.
Sanırım gönderdiğim iletinin şu kısmını da ben alıntılarsam resim bütünlüğe kavuşacak:
"... hiçbir şey söylemeseydi de biz de sadece Kürtlerin, Ermenilerin, eşcinsellerin haklarını savunduğu için takdir etmekle yetinseydik kendisini. Başörtüsünü de başkası savunurdu ya da biraz daha beklerdik ne çıkar? En azından 'özgürlükler'den söz eden biri var, bir gün belki bizim özgürlüğümüzü de hatırlar diye umut büyütmeye devam ederdik 'başörtülüler' olarak".