Kentsel düşler

2001'den beri, bir nevi 'yasadışı' bir şekilde (aylardır vaat edilen 'Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı' henüz Meclis'ten geçmemiş durumda)...
Haber: JEAN-FRANCOIS PEROUSE / Arşivi

2001'den beri, bir nevi 'yasadışı' bir şekilde (aylardır vaat edilen 'Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı' henüz Meclis'ten geçmemiş durumda), Kentsel Dönüşüm (KD) adı altında Türkiye ölçeğinde yürütülen uygulamalar, mekâna ve yerel bağlama göre günden güne birbirlerinden farklılaşmaya başladı. Bu uygulamalar birbirinden o kadar farklılaşmış ki, KD esasen, yerel yönetimlerin gösterip gösterebilecekleri her türlü kentsel müdahaleye takılan bir söylem kulpu haline geldi. Buna rağmen, 2004'ten itibaren AKP iktidarı tarafından bir ölçüde "kuramsallaştırılmış" ve popülerleştirilmiş bu "mucizevi" uygulamaların, bazı ortak özellikleri göze çarpıyor: TOKİ'nin merkezi rolü, yerel yönetimler ve özel inşaat şirketleri arasındaki kapalı ilişki sistemi, orta ve üst orta sınıflara hitap eden satılık konut projelerinin oluşumu ve (bazen iyi niyetlerle yapılan) kent görüntüsünü güzelleştirme ve çağdaşlaştırma vurgusudur.
Bunun yanı sıra her türlü kentsel dönüşüm girişimi, dönüştürülmeye konu olanları damgalayan bir 'çöküntü alanı' tespiti üzerinde kuruluyor. Genellikle hızlı ve taraflı oluşturulmuş olan sözde 'çöküntü alanı' tespiti, hem fiziki doku, hem ekonomik durum hem de -burada çok tartışılabilen bir alana girmiş bulunuyoruz- sosyal, kültürel ve ahlaki bir çöküntüye gönderme yapıyor. Her türlü müdahaleyi hazırlayan ve doğrulayan bu damgalama, giderek güvenliğe yapılan vurguyu kalınlaştırıyor. Başka bir deyişle (iş bulabildiğinde sigortasız ve kayıt dışı çalışan ve sık sık 'esmer' olarak tarif edilen) yukarıdan dönüştürülmeye mahkum vatandaşlar, kentsel iş piyasasının en zayıf halkalarını temsil ederlerken, ekseriyetle "suça meyilli olarak" da takdim ediliyorlar. Loic Wacquant'ın yaklaşımını kısaca izleyecek olursak eğer, günümüzde her ülkede tespit edilebilen neoliberal devletlerin yapısal dönüşümü; ulus-devletin yeniden bölüşüm ve sosyal boyutunun zayıflaması sonucunda, devletin asayiş işlevinin sertleşmesi anlamına gelir. Devlet, ekonomik alanda karar verme yetkilerini giderek kaybettiğinden ve sosyal alandan giderek çekildiğinden, ulusu olmayan sermaye çevreleri hizmetinde olan cezalandırıcı bir otoriteye dönüşür. Görünür ki, gittikçe gerileyen devletin "geleneksel" işlevlerinin yerine, "yeni" devletin başlıca varlık sebebi haline gelmiş güvenlik işlevidir.
Fakirler, suçlu olarak ya da tehdit kaynağı olarak inşa edilir. Keza, şimdi kısmen dönüştürülmüş olan Küçükçekmece'deki Ayazma mahalle halkı, kentsel dönüşümün başlatılmasından önce, bir 'terörist yuvası' olarak ilan edilmişti.
Geçen Şubat ayından itibaren, Ayazma'da tapuları olmayanlar (aşağı yukarı 600 aile), senelerdir oturdukları gecekondulardan Bezirganbahçe'ye taşın(dırıl)maya başladı. Oradaki 55 apartman içinde belli dairelere yerleştirildiler. Haziran başında, 600'ü aşan gecekondu nispeten mutabık bir şekilde yıkıldı. Bu 600 ailenin önemli bir kısmı Bezirganbahçe'ye yerleştirildi, yerel belediyeye muhalif olmayan ve kimi kalabalık ailelere iki, üç veya dört daire hakkı tanındı. Taşınma protokolünü kabul eden her aile, 15 yıllık vade ile borçlanacak ve tespit edilen 15 sene sonunda nihayet dairelerinin tapularına kavuşacaklar. Bu, 2006 senesinin sonundan itibaren başlayan ve her ay -200 veya 250 YTL tutan- kira gibi ödenen bir taksite tekabül eder. Uygulanan faiz oranı, bugün mâli şartları gözönüne alınınca, müsait gözükmesine rağmen, TÜFE'ye bağlanmış bulunuyor. Bunun yanı sıra -su, elektrik ve doğalgaz faturasına da ilave olarak- her sitede olduğu gibi ödenmesi gereken bir aidat var. Bu şartlarda, istenilen dönüşümün kalıcı olmasını sağlamak için, kuşkusuz düzenli ve yeterli gelir akışı gerekir. K. Çekmece Belediyesi bunun farkında ki, 2006 sonundan itibaren AB fonlu bir "Tepeüstü ve Ayazma Bölge Halkı Yoksulluğunun Giderilmesi ve Sosyal İçerme Projesi"ni yürütmeye çalışıyor. Ama "en az lise mezunu" olanlara hitap eden ve uzun süreli olmayan bu proje, duyulan muazzam ihtiyacın sadece ufacık bir kısmını çözebilir.
Uzaktan bakarsak eğer, Ayazma dönüşümü, en hızlı "kentsel dönüşüm uygulaması" unvanına sahip sayılabilir. Fakat basın yoluyla atılan zafer çığlıklarının ötesinde, dönüşüm aslında hiç bitmedi: Ayazma'da kiracı olanların (41 aile) sorunu çözülmedi. Her oturana sunulan protokolü imzalamayanın sorunu devam ediyor ve tapu sahipleri sorunu henüz bir çözüme kavuşmadı, zira tazminat konusunda pazarlıklar devam ediyor. KD'nin hızlı yürütülmesinden yana olanların iddia ettiklerinin aksine, Ayazma'daki mülkiyet durumu bayağı karışık: Oturanların hepsi "işgalci" değil!
Hadi ayrılın!
Bu bağlamda, sadece birkaç ay zaman diliminde, beklenen hatta korkulan oldu. Aidatları ve taksitlerini öde(ye)meyen aileler, imzalamış oldukları sözleşme doğrultusunda ve Halkbank'ın isteği üzere, yeni yerleşmiş oldukları dairelerden hemen ayrılmak zorunda kalacaklar. 13 Haziran 2007 itibarıyla, -ki TOKİ/İBB/K. Çekmece Belediyesi arasındaki protokolün imzalanmasından tam üç yıl sonra (13/06/2004)-, Ayazma'dan Bezirganbahçe'ye yeni yerleşmiş olan 123 aile "hadi ayrılın!" tebligatını almış bulunuyor. Mağdur olan bu 123 ailenin kovalanması için, muhtemelen 22 Temmuz genel seçimlerinin ertesi beklenecektir. Ama bu zaman dilimi sadece geçici bir erteleme anlamına geliyor. Çünkü ödeme kapasitesi hiç dikkate alınmamış. Sırf fiziki şartlar gözönüne alındığında belli bir maddi iyileşmeye tekabül etmesine rağmen, sırf bir taşınma sayesinde "sınıf atlamış" Ayazmalılar ile karşı karşıya değiliz! Böylece, düzenli bir geliri olmayan aileler KD tuzağına düşmüş bulunuyor. Artık göreceli en rahat olanlar, başka bir yerde kiracı olarak oturmak veya başka bir konut almak için, haklarını satmış olan ailelerdir...
Sonuç olarak KD, sosyal gerçeği görmek istemeyen ya da (iyi niyetli olsa bile) göremeyenlerin bir 'geçiştirici kentsel düşü' olarak algılanabilir. Belli bir ekonomik düzen tarafından üretilmiş ve yeniden üretilmekte olan görüntüleri arz edenlerden arındırılmış olan başka bir şehir düşlenir ve tasarlanır. Görüntü bazında satılabilen imaja fazlasıyla öncelik veren, kentsel tasarım ağırlıklı tarzıyla rağbet gören "Kentsel dönüşüm uygulamalar paketi", her ne kadar kendisini çağdaş, yenileyici, iddialı takdim etse de, devletin sosyal vazifesinin iflasının en göze çarpan ifadesi gibi gözüküyor. Bu bağlamda, L. Wacquant'ın vurguladığı gibi devlete, sırf kazananmayanlara yönelik, dünya çapında hem kamu hem özel sektörde genişlemekte olan asayiş işlevi kalıyor. Zor durumdaki ailelere kalıcı bir geçim kaynağı sağlamaksızın, yapısal çözümler aramaya bir vesile bulmaksızın -ki bu devletin asıl işlevi kabul edilebilir-, gecekondu veya çöküntü alanlarını yok etmek, lüks görünümlü konutlarla ikame etmek, yerinden etmek; yanıltıcı, yüzeysel bir fasad değişikliğinden başka bir şey değildir. Zira kapıdan kovulmuş olan, bacadan girer... "Güvenlikli, alışveriş merkezli ve otoparklı" yaşam, tahayyül edebileceğimiz tek kent yaşamı modeli/kalıbı değildir. Hem de her şeyden önce kalıcı, sürekli ve sigortalı iş sağlayan bir ekonominin alamet-i farikası olan "sosyal güven" sağlanmadığı sürece, güvenlik söylemi geçi(şti)rdiği mahalleler kadar, yersiz ve yurtsuz gözüküyor.

JEAN-FRANCOIS PEROUSE:Doç. Dr., Galatasaray Üni.