Keşke TİP olsaydı!

Keşke TİP olsaydı!
Keşke TİP olsaydı!

Türkiye İşçi Partisi nin 1961 deki Saraçhane mitinginden bir kare.

Türkiye solunun ve sosyalistlerin hoyratça ittihatçılıkla-milliyetçilikle suçlandığı bugünlerde, TİP'in Kürt sorunu ve 12 Mart konusunda net tutumunu hatırlamakta yarar var
Haber: AZİZ ÇELİK / Arşivi

Bundan tam 50 yıl önce, 13 Şubat 1961’de 12 sendikacı yeni bir siyasi partinin kuruluş evraklarını İstanbul Valiliği’ne veriyordu. Türkiye İşçi Partisi, TİP’in kuruluşunun üzerinden 50 yıl geçti. Kuruluş haberi ertesi gün gazetelerde birkaç satırlık yer bulabilen bu parti 1961-1971 dönemine damgasını vuran partilerden biri olacaktı.
TİP kendinden önceki ve sonraki sol ve sosyalist partilerden ayrı, özgün bir yere sahipti. Doğrudan hiçbir siyasal akımın düşünsel ve kadrosal devamı olmayan, sendikacıların kendi inisiyatifleri ile kurdukları bir partiydi. Bir numaralı kurucusu, daha sonra DİSK Genel Başkanlığı da yapacak olan Kemal Türkler idi. Kurucular arasında dönemin önde gelen sendikacıları Avni Erakalın, Şaban Yıldız, İbrahim Güzelce, Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu ve İbrahim Denizcier de vardı. Parti kurma girişimi sadece sendikacılardan gelmekle kalmamış, aralarına hiçbir aydını almamışlardı. Bu tutum okumuş yazmışlara, kravatlılara bir güvensizlik belirtisi idi.
Hepsi de İstanbul İşçi Sendikaları Birliği (İİSB) yöneticisi ve üyesiydi. Türk-İş’in desteğini alamadan kurulan TİP, adeta bir İİSB partisi, İstanbul işçileri partisi olarak ortaya çıkmıştı. TİP’i kuran sendikacılar aynı zamanda sendikal harekette farklı bir geleneği temsil ediyordu; 1940’lardan beri etkili olan vesayet sendikacılığından kopuş arayışı içindeydiler. Nitekim TİP’i kuran sendikacıların önemli bir bölümü 1960’lı yıllarda sosyal mücadelenin başını çekecek, mücadeleci bir sendikal gelenek inşa etmeye çalışacak ve 1967’de DİSK’i kuracaklardı. 1960 sonrasının ilk büyük işçi eylemi olan Saraçhane mitinginin başını TİP’li sendikacılar çekecekti. Bugünkülere pek benzemeyen başka türlü sendikacılardı onlar.
1940’lı ve 50’li yılların uzun bir enerji birikiminin sonucu olarak kurulan TİP, Türkiye işçi sınıfının tarih sahnesine çıkış hamlelerinin en önemlilerindendi. TİP, gerek işçi ve sendikacılık hareketi, gerekse sol açısından uzun dönemli etkileri olan özgün bir deneyimdi. TİP’i kuran sendikacılar Batı işçi partilerinden ve özellikle İngiliz İşçi Partisi’nden esinlenmişti. TİP, sendikacılığın işçi meselelerini çözmeye yetmediğinin, mevcut partilerden işçilere hayır gelmediğinin ve ayrı bir parti halinde örgütlenme ihtiyacının belirtisi olarak da okunabilir. Parti kurucuları, düzenledikleri basın toplantısında TİP’in “ezilen işçi sınıfının haklarını korumak için” ortaya çıktığını ifade ediyordu. Bu vesayet sendikacılığından ve ana akım siyasetten kopuşun tezahürü idi. 

Sosyalist aydınlar
Ancak CHP ve AP eksenindeki Türk-İş liderliğinin desteğini alamadan kurulan TİP zayıf ve zor bir başlangıç yapmıştı. CHP’liler ve Yöncüler tarafından gereksiz görülmüş hatta görmezden gelinmişti. 1961 seçimlerine giremeyen TİP, ilk yılının sonunda tarihe karışmakla yüz yüze geldi. İşte bu noktada tek başlarına yapamayacaklarını anlayan sendikacılar partinin kapılarını sosyalist aydınlara açtılar ve M. Ali Aybar’ı Genel Başkanlığa getirdiler. Böylece TİP kâğıt üzerinde kalabilecek sıradan bir parti olmaktan çıkıp bir ümidin partisi oldu.
TİP’in kuruluşu CHP’de ciddi rahatsızlığa yol açtı. Bülent Ecevit, TİP’in kuruluşunu takiben CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinde yazdığı yazıda TİP’in kuruluşuna karşı çıktı. Ecevit, CHP’nin geleneksel Durkheimcı-dayanışmacı görüşlerine paralel bir şekilde, Türk tarihi boyunca köklü ve gerçek bir sınıflaşma olmadığını, zümre, meslek ve servet ayrılıklarını sınıf ayrılığı ile karıştırmamak gerektiğini, sınıflaşma olmadığı için de sınıf şuuru olmadığını, ayrıca işçilerin sayısal olarak da az olduğunu ileri sürerek bir işçi partisinin gereksiz olduğunu iddia ediyordu. TİP tam da bu sınıfsız halkçılık ve milliyetçilik ideolojisi karşısında sınıfçılık ideolojinin partisi olacaktı.
Ecevit, daha sonraki yıllarda da devam edecek olan bir başka kaygıyı da dillendiriyordu: CHP’nin oylarının bölünmesi. TİP’in kurulması ve 1965 seçimlerindeki başarısının, CHP’nin ortanın solu yöneliminde önemli payı olduğunu, daha solda rakip bir parti ihtimalinin CHP’yi devlet partisi olmaktan ortanın soluna doğru sancılı bir hamleye zorladığını söylemek mümkün.
Radikal bir muhalefet yürüten TİP, bütün yasal olanakları kullanarak demokrasiyi genişletmeye, öte yandan halkın dilini konuşarak solun ve sosyalizmin meşruiyetini genişletmeye çalışıyordu.Türkiye’nin en demokratik seçimleri olarak nitelenebilecek milli bakiye esasına dayalı 1965 seçimlerinde 15 milletvekili ile Meclis’te grup kurma imkânına kavuşuyor ve mutlak çoğunluğa sahip AP’ye kök söktüren bir muhalefet yürütüyordu. 

Ve başarısızlık
TİP’in 1965 seçimlerinde elde ettiği başarı AP’yi de tedirgin etmişti. AP, 1965 seçimlerinde elde ettiği mutlak güçle TİP’li sendikacıları Türk-İş yönetiminden dışlayarak Türk-İş’te hegemonyasını pekiştirdi ve sendikal harekette yarılmayı derinleştirdi. Dahası, AP bir yandan TİP’e karşı anti-komünist hezeyanı körüklemekten kaçınmadı. Öte yandan seçim sistemini ve sendikalar yasasını değiştirerek TİP’i iyice etkisizleştirmek için elinden geleni yaptı.
12 Mart 1971 yarı askeri darbesine karşı en net tutum alan güçlerden biri olan TİP, kısa bir süre sonra Anayasa Mahkemesi’nce kapatılacaktı. TİP beklenenin aksine sınıf meselesi yüzünden değil Kürt sorununa ilişkin görüşleri nedeniyle kapatılmıştı. Türkiye solunun ve sosyalistlerin hoyratça ittihatçılıkla-milliyetçilikle suçlandığı bugünlerde, TİP’in Kürt sorunu ve 12 Mart konusunda net tutumunu hatırlamakta yarar var.
TİP üç ayak üzerine kuruluydu; sendikacılar, sosyalist aydınlar ve Kürt aydınları. Ne yazık ki TİP, bu üçlü yapıyı ahenk içinde sürdürmekte başarılı olamadı. Kendi içine döndü. Sosyalist aydınların TİP’te artan etkinliği bir yandan TİP’in canlanmasına yol açarken öte yandan yeni sorun alanlarını da beraberinde getirdi. Sosyalist solun tarihsel ve kişisel çekişmeleri ile soğuk savaş atmosferinin yarattığı basınç TİP içinde ciddi kırılmalar yarattı. TİP, giderek geniş bir emek partisi ve sol parti hedefinden uzaklaşmaya başladı ve bir süre sonra sendikacıların önemli bir bölümü geri çekildi. TİP, kapatıldığında çoktan sönümlenme sürecine girmişti. 1960’ların sonunda TİP’ten çok daha küçük partiler olarak siyasal yaşama katılan muhafazakâr ve milliyetçi mikro partiler ve onların mirasçıları bugün ülke siyasetinin temel aktörleri haline gelirken TİP’in kıymeti bilinemedi. Bugün Türkiye siyaseti TİP gibi bir partinin yokluğunun sancısını çekiyor. Keşke bu ay TİP’in 50. yılını kutluyor olsaydık. Keşke eski vesayet karşısında direndiği gibi yeni vesayete de direnebilecek bir TİP olsaydı. Birer işçi cehennemine dönüşen işyerlerinde iliklerine kadar sömürülen işçilerin, Ostim’de katledilen işçilerin, Karadon’da cansız bedenleri aylarca yer altında kalan madencilerin, torba yasaya karşı direndiği için su sıkılan, gazlanan emekçinin, sopalanan öğrencinin keşke bir TİP’i olsaydı. Tok sözlü, dil başlı, onların dilinden konuşan bir sol partileri olsaydı...