Kırgızistan sineması

17 Kasım 1941'de Kırgız Film Stüdyosu'nun kurulması Kırgız sinemasının doğumu olarak kabul ediliyor. Önceleri sadece belgeseller ve haber filmleri üreten Kırgızistan sineması kendini gerçek anlamda 1960'larla birlikte bulmaya başlar ve uzun metrajlı kurmaca filmler yapılır.
Haber: MURAT İRİ / Arşivi

17 Kasım 1941'de Kırgız Film Stüdyosu'nun kurulması Kırgız sinemasının doğumu olarak kabul ediliyor. Önceleri sadece belgeseller ve haber filmleri üreten Kırgızistan sineması kendini gerçek anlamda 1960'larla birlikte bulmaya başlar ve uzun metrajlı kurmaca filmler yapılır. İlk olarak Larissa Shepitko (Isı, 1963) Kırgız edebiyatçı Cengiz Aytmatov'un eserini filme aktarır. Böylece düşük bütçeli yerel sinemacılığın olanakları Sovyetler Birliği'nin güçlü belgesel geleneği ile birleşerek estetik bir avantaja dönüşür ve tüm Kırgızistan birdenbire görünürlük kazanır.
Günümüzde genelde Orta Asya, özelde Kırgızistan sineması, henüz festival çemberlerinin dışına çıkabilmiş değil. Kültürel uzaklık bir yana, bunun pek çok başka nedeni var: Sanatsal gösteriş eksikliği, dış maddi desteklere bağımlılık, örneğin bir İran'dakinin aksine sinema tutkusunun yokluğu. Kırgız filmlerini kültürel ve sinemasal açıdan kolayca kategorileştirmek de zor. En iyileri tabiri caizse el emeği-göz nuru yerel ürünler olarak tanımlanabilir. Basit bir genelleştirme olacak belki ama Sovyet döneminde yapılan filmler "komünizm için komünizme rağmen" söylemini fısıltıyla dolaşıma sokarken, Sovyet dönemi sonrası filmler hissedilir bir biçimde "oryantalist" ve/veya "milliyetçi" söylemlerin altını çiziyor.
Sovyet dönemi Kırgızistan filmleri, Batılı sinemanın anlayamayacağı bir sinema tarzına sahip. Peki bu nasıl oluyor? Sanırım yalnızlığı seven yönetmenler sayesinde. Olabildiğince alçakgönüllü, gösterişten uzak filmlerin yönetmenleri... Sanatın gücüne ya da değerine güvenmemeyi, bel bağlamamayı öğrenmiş yönetmenlerin filmleri. Bitmiş bir komünizm ile yeşermekte olan bir serbest piyasa, Asya ile Ortadoğu ya da bir din toplumuyla seküler toplum arasında salınan bu coğrafyada, içinde en ufak milliyetçilik motifi barındırmayan kültürel kimliklerin dokunduğu bu filmleri izleyerek, görme biçimlerimi eşsiz imgelerle yeniden bina edebiliyorum.
Kolektif yalnızlıklar sineması
Bu bağlamda ben en çok Tölömüş Okeev'in (1935-2001) filmlerini seviyorum. "Dışarı"nın filmlerini çeken, dünyevi duruşu ile gençliğini geçirdiği dağların muhteşem görüntülerini sinemaya aktaran Tölömüş Okeev'in: Karlı zirveler, bozkırlar, kentlerde 1 Mayıs kutlaması için süslenmiş bulvarlar ve devasa apartmanlar, insan yüzleri, renkler, jestler, kargalar, zamanın ruhu-zeitgeist.
Okeev sinemasında kadim kültürel formlar filmlerin yapısal bütünlüğü içine sızmış durumda. Bu büyüleyici sanatçının filmlerinin çoğunun fiziksel çevresini köylük Kırgızistan mekânları oluşturur. Beyaz Parsın Nesli (1984), Ulan (1977), Kızıl Elma (1975) ve Çocukluğumuzun Gökyüzü/leri (1966) filmlerinde Okeev, Kırgızistan'ın her bir ulu dağını-taşını, her bir dönemecini-kıvrımını, her bir insanını-hayvanını ve başkent Bişkek'in "dehlizleri"ni adı/avcunun içi gibi bilir. Filmlerinde atlar, kurtlar, kuşlar ve köpekler varlık ve güç sahibidir. Erkek egemen yaşamın kirli yönlerini açık yüreklilikle gösterir. Kamerası dingin, ışığı berrak, montajı usulcadır. Ve filmlerinde aslında hiçbir şey olmaz, oldurmaz. Kahramanlar titizce yalnızken bir o kadar da saygındır. Diğer taraftan ne denli dünyevi olsa da ve Sovyet modernizminin kentliliğinin izlerini taşısa da, günümüz gözlükleriyle izleyene kendi dünyeviliğini sorgulatabilen, "doğanın" ya da "önsezilerin" kültürel veçhelerle birleştiği yapıtlardır bu filmler.
Okeev 18 Kasım 2001'de Ankara'da öldükten sonra Kırgız Film stüdyosunun adı Tölömüş Okeev Kırgız Film Stüdyosu olarak değiştirilir. Filmleri de dünyayı ve insanı başka açıdan açıklamak/anlamak için izlenmek üzere tozlu raflardaki yerlerini alır.

MURAT İRİ: Yrd. Doç. Dr., İstanbul Üni. ve Kırgızistan Türkiye Manas Üni.