'Kolbastı'nın popüler kültürle imtihanı

'Kolbastı'nın popüler kültürle imtihanı
'Kolbastı'nın popüler kültürle imtihanı
Popüler bir kültür ürününün zaten 'aslı' falan olmaz ki. Aynen orijini, kaynağı ya da sahibiyeti olamayacağı gibi
Haber: ORHAN TEKELİOĞLU - orhantekelioglu@gmail.com / Arşivi

Kuruluş yıllarından itibaren Türkiye modernitesi hemen her zaman folklora (halk kültürüne) özel bir önem atfetti. Ne yazık ki bu ilginin folklora pek de iyi geldiği söylenemez. Bu bağlamda hemen aklıma erken dönem Cumhuriyet elitinin icadı olan “Tarcan Zeybeği”, metinlerine ideolojik müdahaleler yapılan Hacivat-Karagöz oyunu ve âşık geleneğini zedeleyen “Yurttan Sesler” programı geliyor. Erken dönem Cumhuriyet elitinin halk kültürünü modernleştirme ve sahiplenme refleksine ilişkin derinlikli ve kapsamlı çalışmalar yapıldı, ilgilenenler için, özellikle Arzu Öztürkmen ve Necmi Erdoğan’ın çalışmalarını salık veririm. Folklorun şehir mekânındaki “kardeşi” ise popüler kültürdür. İlk anda benzerlik gösterdiği düşünülse de popüler kültür ile folklor “üvey” kardeşlerdir. Çünkü folklor her toplumda ve genellikle kırsal alanda bulunurken, popüler kültür modern dönem toplumu ve şehir mekânına özgüdür, kapitalist ilişkilerden bağımsız olarak düşünülemez, kitleseldir, ürünlerinin çoğu metalaşmıştır ve kendini kopyalayarak çoğaltır. Popüler kültürle folklorun şehir mekânındaki karşılaşmalarıysa önemlidir, ilginçtir. Önce bir gözlem: Anadolu’nun çeşitli yörelerine ait “halk oyunları” öğreten ve büyük şehirlerde 90’lı yıllara kadar çok yaygın olan dernekler yavaş yavaş yok olurken, onların yerini “global danslar” (tango, flamenko, salsa, hip hop gibi) öğreten dans okulları almış durumda. Belli ki, modern şehir mekânında kabul gören dans formlarıyla “halk oyunları” arasındaki ilişki sorunlu bir hâl almış, buna ilaveten hâli vakti yerinde ailelerin “öz kültürümüzün” ne olduğu üstüne olan düşünceleri de değişmiş. Metropolün merkezindeki “beyaz gençler” dans etmek için global dans formlarını tercih ediyorlar. Peki, öyleyse nasıl oluyor da, birdenbire ortalığı “kolbastı” figürleri sarabiliyor, neden Beyaz’ın programında, “Disko Kralı”nda gençler kolbastı danslarıyla sahneyi paralayabiliyor?
Yukarıdakiyle ilintili bir başka gözlem: TV’lerde kolbastı oyununu sahneleyen gençler de kendi şehirlerinde oluşturulan derneklerden geliyorlar. Demek ki, büyük şehirlerdeki “halk oyunları” eğitimine yönelik kurslar yok olmaktayken, küçük şehirlerde “yöresel oyunları” öğreten kurslar gitgide yaygınlaşıyor ve o şehrin popüler kültürel kimliğinin bir parçası haline geliyor. Peki, “kolbastı” nasıl popüler kültüre eklemlendi? Bu noktada ilk tetikleyici Trabzonspor oldu, Karadeniz’in güçlü ekibi kazandığı maçlardan sonra seyirciyi kolbastı oynayarak selamlamaya başladı, böylece dans, örneğin Brezilyalı futbolcuların yaptığı sambaya benzer bir konuma geldi. Öte yandan İngilizce şarkılarıyla ünlenen popçu Bedük, bir “düğün şarkıcısını” oynadığı klibinde, sanki bir varoş düğününde sahne alır gibi yapıyor, pistte ise gençler kolbastı havalarıyla dans ediyorlardı. Klip yakından incelendiğinde, metropolden çevre-kültürlere yönelen “oryantalist” bakışı fark etmemek elde değil. Klibinde Bedük, alışkın olduğumuz global danslar ve egzotik Türkiye görüntüleri yerine, neredeyse amatör bir kamerayla çekilmiş izlenimini veren, tuhaf ama “otantik” dansların yapıldığı bir düğün ortamından müziğini dünyaya sunuyor. “Dünyanın” bundan etkilenip etkilenmediğini bilemem ama Türkiye popüler kültüründe kopan “kolbastı” dansı fırtınasını tetikleyen nedenlerin başında bu klip geliyor olabilir.
Popüler kültüre ivme veren iki önemli araç (video klipler ve futbol) bu özel durumda biraraya gelip tuhaf bir sinerji yaratıyor. Tuhaf diyorum, çünkü işe bir de Ogün Samast karışıyor, yakalanmasından sonra yayınlanan düğün görüntülerinde yapılan dansın kolbastı olduğu görülüyor. Popüler kültürün üçlü sacayağı tamamlanıyor (futbol, eğlence ve “pop milliyetçilik”), böylece yerel bir kültürün ulusala taşınmasının tipik arızaları da ortaya çıkmaya başlıyor. Gelsin artık “kolbastının sahibiyeti” tartışmaları, bir yanda Trabzonlular, öte yanda, Giresunlular majör oyuncular olarak çatışırken, aradan Ordulular, Samsunlular hatta Merzifonlular kafa uzatıyor ve “kolbastı”nın kaynağı tartışmalarını iyice hararetleniyor.

Folklorden popüler kültüre
Başından sonuna kadar bir popüler kültür olayı ile karşı karşıyayız. Ya da başka bir deyişle, folklorik bir olgunun nasıl popüler kültüre taşındığı sürecinin canlı tanıklarıyız. Süreci parça parça izlersek haritanın nasıl çizildiğini de anlarız. Kolbastı, 30’lu yıllardan başlayarak Doğu Karadeniz’in (Samsun -Trabzon kıyı ekseninde) kasaba ya da şehir mekânında (horon olmadığına göre kır kökenli değil), özellikle düğünlerde gençler tarafından sevilerek oynanan bir “folklorik” dans olarak ortaya çıkıyor. Yıllar içinde büyüyen şehrin yerel popüler kültürüne eklemleniyor, gençlerin sevdiği danslara eklenen şehir kimliğin dışavurumuna dönüşüyor. Bu nedenle örneğin “Faroz kolbastısı” yerine “Trabzon kolbastısı” adı tercih ediliyor. Trabzonspor’un taraftarıyla olan iletişiminde ve Bedük’ün klibinde görüldükten sonra ise büyük şehirde kurulan ulusal popüler kültürüne eklemleniyor.
İşin en trajikomik yanıysa, örneğin “karalahana” gibi internet sitelerinde yapılan kolbastının “orijini”, yani “nereden çıktığına” dair bitmez tükenmez tartışmalar. Ani sinirlenmeleri ile ünlü “Karadeniz insanı”, tartışırken de hemen sinirleniyor ve kolbastının “aslında” nereden çıktığını birbirlerine, biraz da hoyrat bir üslupla, ispatlamaya çalışıyor. Sakin olalım beyler, popüler bir kültür ürününün zaten “aslı” falan olmaz ki; aynen orijini, kaynağı ya da sahibiyeti olamayacağı gibi. Disco Kralı’na çıktığı andan itibaren, “kolbastı” bir “disko dansına” dönüştü. Emin olun çok yakında, metropolün küçük büyük dans okullarının müfredatına girecek, salsa, flamenko, hip hop gibi bir dans olarak para mukabili öğretilecektir. Belki de çok yakın bir tarihte, anlı şanlı jürisiyle anılacak, reyting rekorları kırmaya aday bir “kolbastı-star” yarışması da arzı endam edecektir. Kolbastının sahibi artık popüler kültürdür.

ORHAN TEKELİOĞLU: Bahçeşehir Üni.