Kosova sorununun çözümü AB'den geçiyor

17 Kasım'da yapılan genel ve yerel seçimler ve 10 Aralık'ta Sırplar ve Arnavutlar arasındaki statü görüşmelerinin sonuç vermeden sona ermesi, uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden Kosova'nın üzerine çevirdi.
Haber: AYDIN BABUNA / Arşivi

17 Kasım'da yapılan genel ve yerel seçimler ve 10 Aralık'ta Sırplar ve Arnavutlar arasındaki statü görüşmelerinin sonuç vermeden sona ermesi, uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden Kosova'nın üzerine çevirdi. Bağımsızlık ilanı öncesinde yapılan son seçimin resmi sonuçları 3 Aralık'ta ilan edildi. Kesin sonuçlara göre, Kosova Kurtuluş Ordusu'nun (UÇK) eski liderlerinden Haşim Taci önderliğindeki Kosova Demokratik Partisi (PDK) oyların yüzde 34.3'ünü alarak birinci parti olmayı başardı. Uzun yıllar İbrahim Rugova'nın liderliğini yaptığı ve onun ölümünden sonra iç sorunlar yaşayan Kosova Demokratik Ligi (LDK) ise bu kez ancak yüzde 22.6'lık bir oy oranına ulaşarak ikinci parti olabildi. Partiler arasındaki sıralamada üçüncülüğü, seçimlere ilk kez katılan Behçet Pacolli adındaki bir iş adamının liderliğindeki Yeni Kosova İttifakı (AKR) yüzde 12.3'lük lik oy oranıyla aldı.
Avrupa Konseyi tarafından izlenen Kosova seçimlerinde bazı bölgelerde gerçekleşen ve seçim sonucunu etkileyebilecek nitelikte olmayan usulsüzlükler dışında seçimlerin genel anlamda hür ve demokratik ortamda gerçekleşmiş olduğu söylenebilir. Uluslararası toplum Sırp azınlığın haklarını korumakta titiz davrandı ve Sırplar seçime katılmayacaklarını önceden ilan etmiş olmalarına rağmen, son ana kadar hazırlıklar seçimlere katılacakları varsayılarak sürdürüldü. Kosova'nın özellikle kırsal bölgelerinde (örneğin Avrupa Konseyi Seçim gözlemcisi olarak görev yaptığım Sırbistan sınırındaki Podujevo bölgesinde sıkça rastlanan) ailelerin topluca sandık başına gidip birlikte oy vermeleri dışında önemli bir sorunun çıkmamış olması, demokrasinin Kosova'daki geleceği açısından olumlu bir işaret olarak değerlendirilebilir. Birlikte oy verme alışkanlığının Kosova'ya özgü olmadığını ve daha önceden gözlemci olarak izlediğim Bosna-Hersek seçimlerinde, hem de başkent Saraybosna'da benzer olayların sıkça gerçekleştiğini söyleyebilirim.
Düşük katılım
Seçimlerin şüphesiz en önemli sonucu Kosova Demokratik Partisi'nin ilk kez Kosova Demokratik Ligi'nin önünde seçimi tamamlamasıdır. PDK lideri Haşim Taci'nin seçim kampanyası sırasında seçimin ardından vakit kaybetmeden Kosova'nın bağımsızlığını ilan edeceğini vurgulaması seçim sonuçlarını belirleyen en önemli faktör olarak değerlendirilebilir. Rugova sonrasında yaşanan otorite boşluğu, LDK içindeki çekişmeler ve söz konusu partiye karşı giderek artan güvensizlik ve halkın zor dönemden geçen Kosova'nın başına bağımsızlık yolunda radikal ve güçlü bir lider getirme arayışı içinde olması, seçim sonuçlarını PDK lehine etkilemiş görünüyor. Ancak bağımsızlık ilanı öncesinde yapılan bir seçime katılım oranının yüzde 40'larda gerçekleşmesi Kosova Arnavutlarının siyasal yaşama ve politikacılara yönelik güvensizlik ve soğukluğunu da gözler önüne seriyor. Kosova Arnavutlarının içinde bulunduğu siyasal yorgunluğun yanı sıra siyasal partiler ve liderler arasında Kosova'nın bağımsızlığı yönünde ciddi bir düşünce ayrılığının olmaması düşük katılımı belirleyen nedenlerden biri olarak gösterilebilir.
Kosova'da halen koalisyon kurma çalışmaları devam ediyor. Taci'nin daha önceki tek taraflı bağımsızlık ilanı söylemini yumuşatarak ABD ve AB ile iletişim içinde olacağını ve Kosova Sırpları ile iyi ilişkiler kuracağını söylemesi, uluslararası kamuoyunun kaygılarını henüz giderebilmiş değil. Bölgesel ve uluslararası gözlemcilerin kaygıları büyük ölçüde Kosova hükümetinin tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmesi durumunda Balkanlardaki dengelerin bozulacağı ve özellikle Kosova'da olmak üzere Makedonya, Güney Sırbistan ve Bosna-Hersek'te de tansiyonun yükselebileceği varsayımına dayanıyor.
BM özel temsilcisi Martti Ahtisaari'nin Kosova'ya yönelik 'şartlı bağımsızlık' olarak adlandırılan planının, Rusya'nın destek vermemesi üzerine BM Güvenlik Konseyi'nin onayını alamadığı biliniyor. Bugüne kadar gelinen süreç içinde Rusya'nın Kosova politikasında herhangi bir değişiklik olmadı. Rusya'nın açık desteğini alan Sırbistan ise ısrarla taraflar arası görüşmelerin devamını savunuyor ve bağımsızlık ilanına karşı çıkarak Kosova'ya geniş otonomi öneriyor. Sırp hükümeti Kosova'nın bağımsızlık ilan etmesi durumunda silahlı güç kullanmayacağını söylemekle beraber (bu konuda çelişkili açıklamalar geliyor), her türlü hukuksal ve ekonomik baskı yöntemlerine başvuracağını vurguluyor.
10 Aralık 2007 tarihi, Kosova'nın statüsü açısından geri dönülemez bir noktayı belirliyor. Bu aşamadan sonra sonuç getirmeyen taraflar arası görüşmeler üzerindeki ısrar, Kosova ve Balkanlardaki dengeleri riske edecektir. Bugün için Kosova ve Balkanlardaki barışa en büyük tehdit Kosova nüfusunun yüzde 92'sini oluşturan Arnavutların parti farkı göstermeksizin bağımsızlık konusunda sergilemiş oldukları beklentilerinin karşılıksız kalmasıdır. İşte bu noktada NATO ve özellikle AB'ye çok büyük sorumluluk düşüyor. Kosova'nın bağımsızlığına sıcak bakan ABD ve Avrupa'nın güçlü ülkelerinin yanı sıra, AB'nin kurum olarak alacağı bağımsızlık yanlısı bir pozisyon, yalnızca Balkan barışına değil, Kosova'nın idaresini yakın bir tarihte devralması beklenen AB'nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikasına da önemli bir katkı sağlayacaktır.
Realpolitik Kosova'da bağımsız ancak Sırp ve diğer azınlıkların haklarını koruyan bir yapıya işaret ediyor. Kosova'nın Balkanlar ve diğer bölgelerdeki sorunlu yerler için bir örnek oluşturacağı tezine karşılık, tüm bu sorunlu yerlerin kendilerine özgü tarihlerinin ve iç dinamiklerinin olduğu söylenebilir.

AYDIN BABUNA: Prof. Dr., Boğaziçi Üni.