Kötü çizilmiş çocuğun İngiltere'si

Damon Gough ya da bilinen lakabıyla Badly Drawn Boy tuhaf bir yaratık. Kılığına kıyafetine bakarsanız onu bir keş ya da dilenci zannedebilirsiniz. Hadi bir pop yıldızı olduğunu çıkardınız, muhtemelen rock müziğinin serseri yüzünün simgelerinden biri olduğunu düşünürsünüz.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Damon Gough ya da bilinen lakabıyla Badly Drawn Boy tuhaf bir yaratık. Kılığına kıyafetine bakarsanız onu bir keş ya da dilenci zannedebilirsiniz. Hadi bir pop yıldızı olduğunu çıkardınız, muhtemelen rock müziğinin serseri yüzünün simgelerinden biri olduğunu düşünürsünüz. Hâlbuki bütün o paspal görüntüsüne rağmen Gough, ona prestijli Mercury ödülünü de kazandıran 2000 tarihli The Haur of Bewilderbeast'ten beri İngiltere'nin en sevilen şarkı yazarlarından biri. Olabildiğince, hatta belki biraz aşırı derecede naif, yumuşak, gönül okşayan bir müziğin yaratıcısı. Öte yandan onun hakkında yapılabilecek her türlü varsayıma tezat biri Damon Gough. Sapına kadar Manchester'lı ama Manchester'ı özel kılan o büyülü müzik kültüründen zerre nasibini almamış gibi. The Fall, The Smiths, The Stone Roses'ı bir yana bırakın, Oasis bile çok uzağında bu berduşun. Daha ziyade gençliğini, Elton John'ın malikânesinde geçirmiş gibi. Manchester'ın sokaklarından, çarşısından, Manchester City ve (ki United'ı tutmaması ona daha sempatik bir gözle bakmamızı sağlıyor) evinin bahçesinden beslendiğini iddia ediyor ama en büyük ilhamı Bruce Springsteen. Haliyle dinleyenle kurduğu ilişki de daha bir tuhaf oluyor. James Blunt veya Damien Rice gibilerini gönül rahatlığıyla koyabildiğimiz dar kalıplara sokamıyoruz Gough'ı. Öte yandan baktığımızda bile alternatif herhangi bir şey görmenin de imkânı yok. Herkesin kulağına hitap eden gayet düz, gayet basit pop şarkıları yazmak adamın derdi. Haliyle elimizde herhangi bir Badly Drawn Boy albümü olduğunda yapabileceğimiz yegâne şey, bir yargıya varmadan sadece ve sadece müziği dinlemek.
İmaj tazeleme
İlk albümü ve onu takip eden meşhur About A Boy film müziğinden (Hugh Grant'ın oynadığı Nick Hornby uyarlaması) sonra çıkardığı iki albüm Badly Drawn Boy'un "şarkı yazarı dâhi" imajını biraz zedelemişti. Haddinden fazla iddialı, onu özel kılan sadelikten uzak, dolayısıyla samimiyetsiz albümlerdi. EMI'dan çıkardığı ilk albüm, Born In The U.K. bu zedelenen imajı düzeltmeye çalışıyor. Albüm adından da anlaşıldığı üzere Bruce Springsteen'in meşhur Born In The U.S.A. albümüne Atlantik'in karşı kıyısından bir gönderme (zaten dipnotlarda ona "hayatıyla ne yapması gerektiğini bulması yolunda ona yardım ettiği için" teşekkür etmeyi ihmal etmiyor). Kendi penceresinde Britanya adasında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu aktarmaya çalışıyor Gough.
"Nerede doğduğunun bir önemi var mı?" diye sorarak açıyor Gough albümü. "Hayır, önemli olan nereden geldiğinle gurur duyabilmektir" diyerek kendi sorusunu cevaplıyor. Albümün temasını da bu oluşturuyor zaten. Yaşadığın yerle, köklerinle gurur duyabilme saplantısı. Born In The U.K.'de mesela 1977'ye geri dönüyor, "Gümüş Jübile"ye yani Kraliçe'nin tahta çıkışının 25. yıldönümüne, Wimbledon'ın 100. yılında kupayı kaldıran İngilizlerin sevgilisi Virginia Wade'i anıyor. Degrees of Separation'da eski fotoğraflardan bir hayat kurmaya çabalarken de geçmişe duyulan bu özlemi görebiliyor insan. Bir Sufjan Stevens şarkısı gibi duran Welcome To The Overground'da Gough'ın Badly Drawn Boy ismiyle artık özdeşleştirilmiş olan naif iyimserliğe tanık oluyoruz. Yağmurun ötesindeki gökkuşağını görmeye hevesli, kötümserliğin zerresini içinde barındırmayan bir düşüncenin çıktıları sunulan.
Saf ve basit
Öte yandan Badly Drawn Boy'un eski formunu aratmayan cevherler de ziyadesiyle mevcut albümde. Promises basit ama bir o kadar da insanın içini saran piyano akorlarıyla, büyülü ama aynı zamanda melankolik bir ninni gibi çalınırken kulaklara, The Long Way Round Burt Bacharach'ın o harikulade pop şarkılarıyla aynı kefede. Ancak albümün en önemli anı, aynı zamanda albümü sonlandıran One Last Dance. Şarkıyı bir bağlılık yemini, bir hayat arkadaşlığı bildirgesi olarak olabildiğince içten, olabildiğince yalın bir şekilde yansıtan Damon Gough, en iyi yaptığı şeyi, en zor haliyle, yani en basit haliyle ortaya koyduğunu bir kez daha gösteriyor. Ayrıca 50'li yılların saflığına yaptığı gönderme (Grease'den Sandra Dee karakteri ve o yılların gençlik idolü Troy Donahue) ve şarkının sonunu "Ve hâlâ bir planımız yoksa, olmadı 'Thunder Road'u dinleriz" diyerek bitirmesi Damon Gough'ın karakterini, yani saflığını ve basitliğini anlamamızı sağlayan en önemli kanıtlar olarak duruyor.
Ne var ki albümün en büyük sıkıntısını da yine bu iki özellik oluşturuyor. Springsteen'in Born In The U.S.A.'in Britanya versiyonunu yapmaya çalışırken, bu saflık ve basitlik Gough'ı kısıtlıyor. Sonuçta Gough'ın ne hayat görgüsü ve görüşü ne de söz yazarlığı becerisi öykündüğü kahramanı Springsteen ile kıyaslama yapılacak derecede. O yüzden de bir hayat hikâyesi anlatmaya çalışmak yerine One Last Dance'de olduğu gibi ilişkileri basit, romantik ve naif bir şekilde anlatması hepimizin daha çok işine gelecek. Çünkü hayatlarımız yeterince karışık, bari dinlediğimiz şarkılar basit olsun.
Born In The U.K./Badly Drawn Boy/EMI