K"atık"

Bugünlerde yeni bir gazete ile tanışıyoruz: Henüz üçüncü sayısı çıkan, kendi deyişleriyle "aynı tasta çorba içmekten bile iğrenilen", yiyemediği/giyemediği şeyleri çöplerde bulan, hiçbir güvenceleri olmadan ve sağlıksız koşullarda çalışan...
Haber: MUSTAFA KEMAL COŞKUN / Arşivi

Bugünlerde yeni bir gazete ile tanışıyoruz: Henüz üçüncü sayısı çıkan, kendi deyişleriyle "aynı tasta çorba içmekten bile iğrenilen", yiyemediği/giyemediği şeyleri çöplerde bulan, hiçbir güvenceleri olmadan ve sağlıksız koşullarda çalışan, bütün bu olumsuz koşullara rağmen "atığı katığa çeviren" atık kağıt işçilerinin, doğrusu, çöp toplayıcıların çıkardıkları Katık adlı bir gazete. Katık, atık kağıt işçilerinin sorunlarını dillendirmeye, çözüm yolları aramaya ve bunları tartışmaya çalışıyor, sayfaları elverdiğince elbette. Hatta bu işçilerin gönderdikleri mektupları, yaşadıklarını, dünyaya ilişkin algılarını okumak mümkün gazetenin sayfalarında. Büyük şehirlerde katı atıklar katlanarak artar ve ekonomide yüzde bilmem kaç büyürken(!), kendileri için yaşamın tek anlamı yoksulluk olan bu atık kağıt işçileri her gün biraz daha görünür oluyorlar hayatımızda, elbette ki görmek isteyene. Tam da atık kağıt işçisi Kadir'in dediği gibi, "...bir gün çöpü karıştırırken yukarıdan biri çöpü kafama attı, göre göre, görmemiştir demeyin. Biz daha görülmeyecek kadar küçülmedik".
Enformel sektörde pek nadir görülebilecek bir biçimde, Ankara'da, insanca bir yaşam için dernek çatısı altında örgütlendiler atık kağıt işçileri geçen yıllarda, sistemin kolay lokması olmamak için. Ne de olsa el arabalarından başka kaybedecek şeyleri yok onların. Ankara Büyük şehir Belediyesi, adlarına "kaçak çöp avcıları" demeye başlamıştı, kendi uyguladığı politikayı meşru göstermek adına. Zira çöp toplama işini şirketlere satmıştı belediye çoktan. Söylemeye bile gerek yok, bu şirketler kendi adına çalışan işçileri boğaz tokluğuna şirkette çalıştırma yarışına girdi. Hatta barakalarını, gecekondularını, kağıt depolarını bile yıkmaya başlamış, toplama arabalarına el koymuştu. Kağıt toplama işini lisans belgesine sahip şirketler yapsın, olmadı, onlarla beraber çalışsınlar diye. Hiçbir sosyal güvence sağlamadan bu işçilerden ucuz işgücü olarak yararlanma peşindeler anlaşılan. Ne de olsa geri dönüşümün de bir rantı var.
Her şey satılık
Hatırlatmakta yarar var, "çöp", kapitalist sistemin müsrifliğinin, tüketim zihniyetinin en açık göstergesinden başka bir şey değildir. Zira çok önceleri, yani kapitalizmin temel mantığının üretimde ve insanlar arası ilişkilerde egemen olmasından çok daha önce, çöp diye bir kavramdan bahsetmek olanaksızdı. Daha doğrusu, o zamanın "çöp"leri kendi doğallığında zaten doğada yok olan/olma niteliğine sahip şeyler olduğu içindir ki, bir şey çöp değil de kullanılamayan/artık ihtiyaç duyulmayan bir nesne olarak nitelendiriliyordu. Oysa kapitalizm müsrifliği, ihtiyaçtan dolayı değil de şekilcilikten dolayı tüketimi, sonra tüketim çılgınlığını ve insanların yaşaması için pek de ihtiyacı olmayan şeylerin üretilmesini insanlara öğrettiğinden beri, artık kullanılamayan/ihtiyaç duyulmayan nesnelere çöp denilecektir. Zira her şey pek kolayca ve hızlıca tüketilebilir hale getirilecektir. Kapitalizmin ne doğaya ne de insani olan herhangi bir şeye saygısı olan bir sistem olduğu da böylece kanıtlanacaktır. Pek doğal olarak bu sistem insanlara asıl ihtiyaç duydukları şeyleri unutturacak, ihtiyaçları olmayan şeyleri ise ihtiyaçlarıymış gibi gösterecektir.
Elbette ki insan dahil olmak üzere her şeyi satılık bir mal haline getiren kapitalizm, çöpün bile maddi değerini düşürmek istemeyecek, kendi yarattığı atıktan bile kâr etme çabasına girişecektir. Zira her şey, çöp dahil, satılacak, üzerinden kâr edilecek bir nesneye dönüştürülecek. Bütün bunları boş yere söylemediğimizin göstergesi olarak, başta Ankara Büyükşehir Belediyesi olmak üzere bazı illerdeki belediyelerin çöp arıtma tesisleri kurmaları için ulusal/uluslararası şirketlerle anlaşmalarını söyleyebiliriz. Zira çöpün geri dönüşümü kârlı bir sektör ve bunu özel şirketlere peşkeş çekmek tam da piyasa ekonomisinin mantığına denk düşen bir durum. Anlaşılan o ki, bu kadar çöpün sorumlusu kapitalist şirketler, bunu "temizleme" işinde de kendi kârlarına kâr katma peşindeler. Yukarıda değindiğimiz gibi, atık kağıt işçilerinin ya bu şirketlerde çalışmaya zorlanması ya da kendi başlarına çalışmalarının engellenmesi tam da bu nedenledir.
Önce çöpe itilen, şimdi de çöpte büyük bir rant olmasından dolayı buradan kovulmaya çalışılan atık kağıt işçileri, bu alanda çalışan tüm emekçilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve örgütlenme haklarının tanınmasını talep ediyorlar gazetelerinde. Çok büyük sıkıntıları var ama belki de en önemlisi toplum dışına itilmek. Atık kağıt işçisi Şanlı'nın dediği gibi, "...aşından ekmeğinden koparılmaya çalışılan, her çöpün başında göz aşinalığımızın olduğu, kâh sırtlarında bir çuval, kâh iki ya da dört tekerlekli bir el arabası ile ötekileşmiş kağıtçılar..." bunlar, görmek istemediğimiz, görüp de umursamadığımız işçiler. Aralarında hayatının neredeyse tamamını bu çöpler arasında geçiren de var, buna ömrü yetmeyip çöp yığınları arasında kaybolup giden de. "Yasadışı örgüt militanı" olarak yaftalanmayı da göze alarak kentsel dönüşüme ilişkin politikalara muhalefet edip direniyorlar. Ne de olsa fakir bir cennet zengin bir cehennemden daha iyi onlar için. Unutmadan ekleyelim, sınıf hareketinin bir parçası olma, daha adil ve eşit bir dünya kurma, örgütlenme hakkı elde etme ve ötekileştirmeye karşı mücadelelerinde daha fazla desteğe ihtiyaçları var şimdilerde, bu cesur, bu güzel, bu namuslu insanların.

MUSTAFA KEMAL COŞKUN: AÜ, DTCF, araş. gör.