Kral ve gangster

"Her filmde sadece çıplak. Çıplak, çıplak, çıplak" Bir gazetecinin "İnsanların gözünde görüldüğünüz gibi..." diye başladığı cümleyi, araya girip böyle bitiren Viggo Mortensen, bu hafta gösterimdeki "Eastern Promises/ Şark Vaatleri"nde sınırları epey zorluyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

"Her filmde sadece çıplak. Çıplak, çıplak, çıplak" Bir gazetecinin "İnsanların gözünde görüldüğünüz gibi..." diye başladığı cümleyi, araya girip böyle bitiren Viggo Mortensen, bu hafta gösterimdeki "Eastern Promises/ Şark Vaatleri"nde sınırları epey zorluyor. Çırılçıplak döğüşüyor. Vücudundaki onlarca dövmeyi göstere göstere...
"Şark Vaatleri", aktörün usta David Cronenberg'le ikinci çalışması. İlkinde, A History of Violence/ Şiddetin Tarihçesi'nde gönülsüzce adalet savaşçılığına soyundurulan ABD'li bir banliyö sakiniydi. Şark Vaatleri'nde ise bambaşka bir yerde, Rus mafyasının mesken tuttuğu Londra'da adil olmaya çaba gösteren gangsterimsi bir şoför. Ortak yargı, David Cronenberg'in Viggo Mortensen'e, Mortensen'in sert hatlarının da Rus aksanına çok iyi gittiği. Viggo Mortensen, Şark Vaatleri'nde arkaya taranmış saçları, suratını kaplayan güneş gözlüğü, jilet gibi takım elbiseleriyle Yüzüklerin Efendisi'ndeki Aragorn'dan akıllarda kalan tüm izleri siliyor.
Bu da neresinden bakarsanız bakın büyük başarı. Çünkü söz konusu olan, izlenme rekorları kırmanın yanı sıra kült payesini hakkıyla edinen ve son bölümü Oscar rekortmeni olan bir üçleme. Üstüne üstlük Viggo'nun bu üçlemeyle yıldızlaştığını düşünürsek Aragorn karakteriyle sınırlı kalmamanın zorluğu daha da anlaşılır. (Tersi seyirde izleyen bir kariyer için, hâlâ büyük ölçüde Legolas'ın ekmeğini yiyen Orlando Bloom'a bakınız) Ama sonuçta bu özdeşleşme tehlikesi de eninde sonunda yine Viggo'nun başarısı. Bir kralın, onu canlandıran oyuncuya layık görülmesi az buz bir şey değil. Özellikle de daha önce Yüzüklerin Efendisi'ni okumadığını ve projeye son anda dahil edildiğini hesaba katarsak.
1958 doğumlu Viggo, Aragorn olduktan sonra yıldızlaştı ama ondan öncesinde de neredeyse her göründüğü filmde fark edilebilme gibi bir yeteneği var. Peter Weir'la başlayan sinema kariyerinde (Witness) sık sık kalburüstü yönetmenler tarafından tercih edilmesinin bir sebebi de bu olmalı. Portrait of a Lady/ Bir Kadının Portresi'nde Jane Campion, The Indian Runner'da Sean Penn, Crimson Tide/ Denizde İsyan'da Tony Scott ve-en çok hatırlandığı rollerinden birini canlandırdığı-GI Jane/ Jane'in Zaferi'nde Ridley Scott, ismi kadar eksantrik fiziksel özelliklere sahip aktörden faydalanan yönetmenlerden birkaçı.
Ressam, fotoğrafçı, cazcı, şair
Ama Yüzüklerin Efendisi öncesinden en akılda kalan rolü, Hitchcock yeniden çevrimi A Perfect Murder/ Kusursuz Cinayet'teki asi, genç ressam. Filmin gösterildiği dönemde, başrollerdeki Michael Douglas ve Gwyneth Paltrow'dan daha çok konuşulması, Viggo'nun Yüzükler Efendisi sonrası kariyerine ilişkin de yeterli fikri veriyor.
Öncesine ilişkin ipuçları da yine Kusursuz Cinayet'ten edinilebilir. Zira filmde Viggo'nun oynadığı karakterin çizdiği resimler, bizzat oyuncunun elinden çıkma. Yani Viggo'nun oyunculuktan başka yetenekleri de mevcut. Aktör, ressamlığının yanı sıra eserleri sergilenen bir fotoğrafçı, halihazırda üç albüm sahibi bir caz müzisyeni ve daha oyuncu olarak ünlenmeden kitabı çıkmış bir şair. Ata binme konusunda da usta. Ki bu uğraşı, Yüzüklerin Efendisi'nde de, sonraki filmlerinden Hidalgo'da da bayağı işine yaramış.
Viggo Mortensen'in hayatındaki bu mecra bolluğu, zengin bir hayatın sonucu. Danimarkalı bir çiftçiyle New York'lu bir anneden doğunca çizgi de baştan çizilmiş zaten. New York, Venezüella, Arjantin, Danimarka arasında mekik dokunulan bir çocukluk... Çiftlik hayatı, katı disipline sahip tecrit edilmiş bir yatılı okul gibi birbirinden epey farklı ortamlarda tecrübe kazanma... Tabii çifte vatandaşlık ve anadili gibi konuşulan dört lisan (İngilizce, Danca, Fransızca, İspanyolca. İsveççe ve Norveççe'ye de hakim)... Böyle bir hayatın insanı bunca uğraşa sevketmesi gayet doğal. Ne de olsa bu kadar gözlemi bir yerlere akıtmak lazım.
Mortensen, gözlem alışkanlığını oyunculuğunun da temeli yapmış. Verdiği röportajlardan birinde David Cronenberg'le nasıl bu kadar uyumlu çalıştığına dair bir soruyu ikisinin de bu konudaki titizliğine bağlıyor: "Ben de olaylara onun gibi yaklaşıyorum. Film başlamadan önce ya da çekimler sırasında her taşın altına bakabilmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorum. Ama aynı zamanda araştırma konusunda o kadar analitik ve saplantılı oluyorsunuz ki sete geldiğiniz günlerde bunları bir kenara bırakıyorsunuz. Ve o araştırmalardan işinize yarayacak olanların, fazla analize gerek bırakmadan işinize yarayacağını düşünüyorsunuz".
Viggo Mortensen'in gözlemlerinin ve titizliğinin ona layıkıyla hizmet ettiği aşikâr. Zira bir kralı, karanlık yönlerini keşfeden Amerikalı bir banliyö sakinini ve hem bıçkın hem de nazik bir Rus gangsteri kendine bu kadar yakıştırabilmesi, titizliğinin sonucu olsa gerek.