Kulaklarımız bayram etsin diye

Uluslararası İstanbul Caz Festivali, İstanbullu olmanın keyfini yaşatan en büyük sanat organizasyonlarından biri. Bir ritüel adeta. Her bahar sonu programı heyecanla beklenen, isimler birer birer açıklandıktan sonra bazen hayalkırıklığı...
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Uluslararası İstanbul Caz Festivali, İstanbullu olmanın keyfini yaşatan en büyük sanat organizasyonlarından biri. Bir ritüel adeta. Her bahar sonu programı heyecanla beklenen, isimler birer birer açıklandıktan sonra bazen hayalkırıklığı yaratan bazen de heyecandan ne yapacağımızı şaşırtan bir kültür tatili. Aynı zamanda bizi dünyayla buluşturan bir dost meclisi Caz Festivali. Üzerinde yaşadığımız gezegenin önde gelen müzisyenlerini dünya yüzüyle görebildiğimiz, gelen dinleyici kitleye seneler boyunca aşina olduğumuz, hatta yeni arkadaşlıklar başlattığımız iki haftalık bir kaçamak, arkasında yığınla anı bırakan bir kulak bayramı.
Bu sene 14.'sü gerçekleştirilecek olan Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin programı açıklandığında kendimizden geçtik adeta. Ayrıca bu sene kimi konserlerin farklı ve çok özel mekânlarda yapılıyor olması festivale olan ilgimizin daha da artmasına neden oldu. Her ne kadar programın pop rock ağırlıklı olması gerçek cazseverlerinin içine sinmiyor olsa da, pop rock dinleyicileri belki de son yılların en iyi programıyla karşı karşıya. Amerika'nın en gözde kadın müzisyenlerinden Norah Jones, Led Zeppelin efsanesinin en önemli bacaklarından Robert Plant (The Strange Sensation grubu ile birlikte), Robin Gibb, Michael Bolton ve daha nicesi. Ancak bizi en çok heyecanlandıran isimler bu yukarıda sayılanlardan ziyade Türkiye'ye ilk defa gelecek olan alternatif rock ve pop müziğinin çok önemli başka şahsiyetleri.
Öncelikle Antony and the Johnsons'dan başlayalım. Dinleyen herkesi kendine hayran bırakan, hayranlarıyla yarı mazoşist yarı saplantılı bir yarenlik ilişkisi oluşturan Antony piyanosunun başında, insan olmakla ilgili bütün duyguların ortalığa saçılmasını sağlayan o muhteşem sesiyle eminiz ki hayatımızda unutamayacağımız, muhtemelen şarkıları eşliğinde hıçkıra hıçkıra gözyaşlarına boğulacağımız bir konser verecek. İngiltere'de doğan ama hayatını New York'ta sürdüren Antony Hegarty, ilk albümünü 2001 yılında yayınlamış ancak dünyayı kendine âşık etmesi ilk albümünden dört yıl sonra piyasaya çıkan I Am A Bird Now albümü ile olmuştu. İngiltere'nin prestijli Mercury ödülüne de layık görülen albüm Antony'nin kendine has vokalleri, insanın içini delik deşik eden amansız melodileri ve pop müziğinin ağır topları Lou Reed, Boy George ve Rufus Wainwright gibileriyle yapılan düetleriyle şimdiden kendini "Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi albümler listesi"ne yazdırmış durumda. Antony'nin geliyor olması pop müziği söz konusu olduğunda şüphesiz bu ülkeye bugüne kadar gelen ünlüler arasında, isminin tazeliği de gözönünde bulundurularak, en önemlilerinden. Antony 8 Temmuz'da Şan Tiyatrosu'nda. O akşam Antony'nin önünde sahne alacak olan İsveçli Jose Gonzales ise yeni dönem folk pop müzisyenleri arasında diğerlerinin bir adım önüne çıkan bir isim. Özellikle bir televizyon reklamında da kullanılan ve bir The Knife coverı olan 'Heartbeats' şarkısıyla ismini duyuran Gonzales, Antony için iyi bir hazırlık.
Antony'yi her ne kadar ayrı bir yere koyuyor olsak da gelecek olan diğer alternatif rockçıları gözardı etmemek lazım. İstanbul Modern Heykel Bahçesi'nde sahne alacak olan Blonde Redhead kendi alanının en iyi, en istikrarlı gruplarından. İtalyan ikiz kardeşler Amedeo ve Simone Pace ve Japon Kazu Makino'dan (aynı zamanda Amedeo ile evli) oluşan üçlü neredeyse 15 yılı bulan birlikteliklerine yedi albüm sığdırmış, özellikle Sonic Youth'u andıran kaotik ve sanatsal yaklaşımıyla alternatif çevrelerin gözbebeği olmuş durumda. Nisan ayında son albümleri 23'ü piyasaya sunan üçlü bu albümde elektronik müzikle olan dirsek teması ve "dream pop" ögeleriyle dikkat çekiyor.
Bir hanımefendi, bir de beyefendi
Bu yılki festivalin en ağır toplarından biri şüphesiz Norah Jones. 2002 yılında henüz 22 yaşındayken çıkardığı ve prodüktörlüğünü Arif Mardin'in yaptığı Come Away With Me albümüyle Grammy ödüllerini silip süpüren ve dünya çapında 20 milyonluk bir satış başarısı gösteren Jones, soul, country ve caz üzerinden yarattığı kendine has pop müziği, insanı hayal alemlerine götüren yumuşacık sesi ve mütevazı görüntüsüyle 2000'li yılların en fazla prim yapan kadın müzisyenlerinden biri. Bu yılın başında dördüncü albümünü çıkaran Jones, belli ki Açıkhava'da 1 Ağustos akşamı tatlı bir meltem gibi esecek. Ancak 1 Ağustos akşamı bizi Harbiye'ye götürecek yegâne neden Norah Jones değil. Onun önünde çıkacak olan Matt Ward yani sahne adıyla M. Ward, indie folk müziğinin yükselen yıldızlarından olup Cat Power, Beth Orton, Bright Eyes ve Jenny Lewis gibi isimlerle yaptığı ortaklaşa çalışmalarla da tanınıyor. Norah Jones'un son albümü Not Too Late'de 'Sinkin' Soon' şarkısına eşlik eden M. Ward aynı zamanda politik duruşuyla da bilinen bir müzisyen. Geçen sene çıkardığı Post-War albümünde Irak savaşı travması sonrası Amerika'nın kendini nasıl tamir edebileceğini irdeleyen genç şarkıcı aynı zamanda Bush'un tekrar seçilmesini engellemek için düzenlenen ve Bruce Springsteen, R.E.M. gibi isimlerin öncülüğünü yaptığı "Vote For Change" turnesinde de yer almıştı.
Bu yılki caz festivalinden bahsederken Bryan Ferry'yi atlamak olmaz elbette. Roxy Music'in efsanevi şarkıcılığından yıllar içinde pop müziğinin zerafet ve görgü timsali romantik prensine dönüşen Ferry, yedi yıl aradan sonra geleceği İstanbul'da 5 Temmuz akşamı ilk defa 1973 yılında yorumlamaya başladığı Bob Dylan şarkılarını toplu halde bizimle paylaşacak. Mart ayında kendine has ve kesinlikle orijinaline benzemeyen Dylan yorumlarından oluşan Dylanesque albümünü çıkaran Bryan Ferry, Açıkhava'da bir kez daha "cool" tavrı ve zarafetiyle kadınların kalbini çalacağa benzer.