Kültür ve kişilik

Kültür ve kişilik
Kültür ve kişilik

İLÜSTRASYON: HİCABİ DEMİRCİ

Alınan kültüre muhalefet etmemek, teslim olmak demektir. Teslim olan insan, farklılıktan vazgeçerek özündeki nihai hedeften sapar. Bu şekilde yaşayarak insanlığını tamamlamadığı gibi, kültürüne de hiçbir katkıda bulunmaz
Haber: YASİN CEYLAN / Arşivi

Kişi olmak, farklı olmak demektir. Ama kültür , herkesi birbirine benzetir. Aynı değer ve kavramların paylaşılmasını ister. Aynı kültürde yetişmiş insanların benzer tavır ve tepkileri bundandır. Kültür, insanın özgür iradesinin, uzun zamana yayılan bir eseri olmakla birlikte, yetiştirdiği bireylerin özgürlüklerini kısıtlar, dayattığı değer ve pratiklere aykırılığı reddeder. Bu yönüyle, bireyin kendisi olmasını önler. Sosyal bir yaşam için ortak değer ve fiillerin paylaşılması esastır. Kültür ise bunun yegâne aracıdır. Herhangi bir kültürü almamış bir insan, insan olmak tarifinden uzaklaşır. Ancak belli bir kültüre ram olmuş insan da birey olmaktan uzaklaşır. Herhangi bir insandır. Bir cismi, bir gölgesi vardır. Kalabalıktan bir tanedir, bir sayıdır, bazen bir numara olarak adlandırılır. Bu vasfıyla kültür, bir taraftan bir canlı olarak insanı, konuşan düşünen bir varlık haline getirirken, diğer taraftan onun başkalaşmasını, farklı bir kişi olmasını önler. 

İlle de sükun
Homojen bir toplumun bir ferdi olmak uğruna, kişi olmaktan vazgeçmek büyük bir kayıp mı? Birlikte yaşamanın sulh ve sükûnunu bozmamak, etraftaki insanları üzmemek için aykırı düşünmemek, aykırı söylememek, insanlığa bir katkı değil mi? İlk sorumuza “hayır kayıp değildir!”, ikinci sorumuza da “evet, katkıdır!” diyecek çok kimse olabilir. Ama “evet kayıptır!”, “hayır, bir katkı değildir!” şeklinde cevaplayan da olabilir. İkinci türde cevaplayan, şöyle bir gerekçe sunabilir: Her insanın bedeni, eli yüzü nasıl diğer insanlarınkinden farklıysa düşüncesi, algısı, bakış açısı da diğer insanlarınkinden farklı olabilir. Farklı bir karakter geliştirebilir. Varlığı fark edilen bir “kişi” olabilir. Her insanın potansiyel donanımı buna müsaittir. Ancak gerçek hayatta çok az kimse bu potansiyeli kullanır. Bu sebeple çok az “kişi” vardır toplumda. Kişiler, toplumun diğer fertlerine benzemedikleri gibi birbirine de benzemezler. 

Kişi olabilmek
Yukarda söylediklerimize bakılırsa, kültür ile “kişi” olmak arasında bir gerginliğin var olduğu görülecektir. İnsanın “kişi” olmak için, içinde yetiştiği kültüre itiraz etmesi gerekir gibi bir sonuç çıkıyor. Aslında tarihsel arka plana bakılırsa kültür, bu tür asi bireyler sayesinde zenginleşmiştir. Muti, uslu bireyin kültüre bir katkısı olamaz. Toplumun, kimliksiz herhangi bir ferdi olmak yerine, farklı bir birey ve kişi olmak, insan olmanın esas hedefi ise ve donanımız da buna uygun ise, “kişi” olmayı engelleyen kültürü yeniden analiz etmek gerekir. Her kültür, “kişi” olmayı aynı derecede mi engeller? Kişi olmayı kolaylaştıran kültür var mıdır?
Kişi olmak yüksek seviyede rasyonel bir disiplini gerektiriyorsa, yaşanılan kültürde bilimsel düşünce ve kurumların varlığı, sanatsal geleneğin etkinliği bu disiplini kolaylaştıran şartlardır. Buna göre bilim ve sanatsal geleneklerden mahrum toplumlarda bireyin kişi olabilmesi, hatta etik bir adap edinmesi gayet zordur.
Diğer taraftan ucu açık dünya görüşleri, yaşam biçimleri ve kültürler, başkalaşmayı ve farklılaşmayı, kısmen de olsa, mümkün kılar. Bu, bir bakıma homojen yapılanmayı dogma haline getirmeyen, zahiren kaotik görünen bir yaşam biçiminin, aktif bireylerin “kişi” olmalarını sağladığı iddiasıdır. Çünkü müşterek değerler zemini, birkaç evrensel hümanist prensiple sınırlandırılırsa, geriye kalan geniş bir alanda farklılaşmak, olanaklı hale gelir. Böyle bir ortamda bireysel farklı yaşantı modellerine hoşgörüyle bakılır. Bireyin en vazgeçilmez özgürlüğü, istediği şekilde yaşama imkânıdır. Mahalle ve rejim, onun bilinci üzerinde baskı yapmamalıdır. Öyle ki, bu özgürlük, bireyin kendine zarar vermesini bile içerir. Çünkü özgürlüğe müptela kişi, himaye adına da olsa, hiçbir vesayeti kabul etmez.
Buna göre bilim ve sanat geleneğine sahip, bireylere, insanı yücelten çeşitli erdemlerde yarışma ve yükselme imkânı veren kültürlerde “kişi” olma fırsatı daha kolay elde edinilir. Ancak böyle kültürlerde bile birey, aldığı kültürü üstünden atmadığı müddetçe ne kişi olabilir ne de entelektüel. Kişi olmayı zorlaştıran kültürlere gelince, bu kültürlerin vasıflarını şöyle sıralayabiliriz: 

İnsan olmayı tamamlamak
a. Bir inanç sisteminin derince etkin olduğu kültürler, b. Ulusal geleneklerin dogmalara dönüştüğü kültürler, c. Totaliter rejimlerle yönetilen toplumların kültürü, d. Kişilere tapınmanın eğitimin bir unsuru haline getirilen kültürler, e. Dinsel ve ulusal değer ve sembollerin insan kıymetinin üstünde tutulduğu kültürler.
Yukarıda sayılan nitelikleri bulunduran dünya görüşü ve yaşam modellerinde bireyin kendini öne çıkarıp farklılık iddia etmesi, kişi olduğunda ısrar etmesi, gayet risklidir. Aldığı kültürü reddetmeden birey olamayacağına göre, kişilik iddiası, onu çeşitli badirelere sürükleyecektir. Bu tür kültürlerde, mevcut sahte değerlerin kıskacından bir şekilde kurtulup evrensel kavram ve özgürlükleri savunan entelektüel aktivistlerin, ne tür işkencelere maruz kaldıkları, herkesin malumudur.
Alınan kültüre muhalefet etmemek, ona teslim olmak demektir. Teslim olan insan, farklılıktan vazgeçerek özündeki nihai hedeften sapar. Bu şekilde yaşayarak insanlığını tamamlamadığı gibi, kültürüne de hiçbir katkıda bulunmaz. 

YASİN CEYLAN: Prof. Dr., ODTÜ, Felsefe