'Küresel ısınma' ve 'su'...

Günümüzde "küresel ısınmanın" ve küresel ısınmanın tetiklediği "su sorunlarının" giderek artacağı gerçeği ile yüz yüzeyiz. "Gelecekteki en büyük küresel sorunun temiz suyun sağlanması olacağı" söyleminin artık kaçınılmaz bir olgu olduğu, iklim uzmanları tarafından...
Haber: AYDAN HACALOĞLU / Arşivi

Günümüzde "küresel ısınmanın" ve küresel ısınmanın tetiklediği "su sorunlarının" giderek artacağı gerçeği ile yüz yüzeyiz. "Gelecekteki en büyük küresel sorunun temiz suyun sağlanması olacağı" söyleminin artık kaçınılmaz bir olgu olduğu, iklim uzmanları tarafından Şubat 2007 tarihinde dünya kamuoyuna açıklandı. Bundan böyle ulusal ve uluslararası radikal sürdürülebilir endüstriyel gelişme için önlem alınmazsa, tüm dünyada su hakları ve ihlalleri üzerine, önce komşular sonra kentler, daha sonra da ülkelerarası sorun olmaya devam edeceği ve hatta "su savaşları" çıkacağı açıktır.
Türkiye'ni'nin "su" politikası, yaşadığımız güncel sosyal felaket olan küresel ısınma olgusu düşünülmeden oluşturulmamalıdır. Bu iki olgu birbiriyle ilintili olduğundan, ayrı ayrı ele alınarak sorunlar çözülemez. Türkiye medyasında "su" üzerine yapılan toplantılarda, söylemlerde ve küresel ısınma ile ilgili çelişkili düşüncelerde, doğaya karşı şiddet içeren projelerin, politikaların ve uygulamaların güncelliğini sürdürdüğünü görüyoruz. Küresel ısınmayı oluşturan neden; artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için başvurulan, yenilenemeyen fosil enerji kaynaklarına dayalı endüstriyel üretim, yapay gübreyle tarımsal üretim, yanlış sulama politikaları, yapı üretimi ve kentleşme olgusu, hava, deniz, kara trafiği ve tüketim sürecinde meydana gelen katı ve sıvı atıkların yarattığı kirliliktir. Fotosentez olgusuyla CO2 gazı ile beslenen yeşilliklerin bulunduğu ormanlar, yeni yapılaşma için kullanılıp tüketiliyor. Bu da küresel ısınmayı hızlandırıyor.
Türkiye'deki teknokratların, sözkonusu küresel felaketi gözardı edip inatla gelişme veya modernleşme adına "su" sorununu barajlarla çözümlemeye çalıştıkları görülüyor. Kısa bir süre önce, İMP ve Arkitera'nın "su" konusunda düzenlediği ve teknik kadrolardan oluşan katılımcıların yer aldığı toplantıda, barajlarımızın yetersizliği anlatıldı ve İstanbul'un su sorununun, yeni baraj projeleri ile 2040 yılına kadar çözüleceği belirtildi. Kendi politikalarına destek olarak ise Çin'de Yangtze ırmağı üzerinde kurulu, bugün aydan bakıldığında bile görülebilen, yeryüzünün en büyük barajı "Three Gorges" övgü ile sunuldu. Çin Cumhurbaşkanı Jiang'ın baraj inşasının kutlama gününde yaptığı konuşmada "Yangtze ırmağının yolu değiştirildiği bugün, ülkemizin 'modernleşme' tarihindeki en büyük günüdür" söylemi ile toplantıya katılan teknokratların modernleşme ideolojilerinin uyumluluğunun örtüştüğü görüldü. Meksico City'den sonra ikinci büyük metropol olarak belirtilen İstanbul'da "asit yağmuru" olmadığı savunuldu. Küresel ısınma olgusunu, İstanbul da dahil olmak üzere, yeryüzünün her bir yerinde yaşadığımız sanki unutulmuş gibiydi.
Küresel düşün, yerel eyle
Günümüzde karşı karşıya kaldığımız önemli küresel çevre sorunlarımızın çoğunun nedeni yereldir. Ancak, artan dünya nüfusu, tüketim ve kirlilik, küresel boyutlara ulaştığından, "bunlardan bize ne, biz kendi çıkarlarımıza bakalım" diyerek, kendimizi bu küresel olgudan soyutlamamız mümkün değil. Tam tersine, artık hemen küresel düşünüp yerel tavırlar almak gerekiyor. "Küresel düşün, yerel eyle" sloganını tekrar anımsamamız çok önemli. Giderek bulunduğu yerlerin sosyal, kültürel, ekolojik dengesini bozup, kuraklaştırıp çölleştiren devasa barajlarla su depolama sorununu kapatabilmeyi düşünmek, yine aynı hataların yapılıp bir türlü aşılamadığı bir kısırdöngüdür. "Geleneksel modernleşme" politikasıdır.
Bugün "refah toplumuna ulaşmak" için uğraşan üçüncü dünya ülkelerinin yaşam standardı, kuzey Amerika'nın yaşam standardı seviyesine getirildiğinde, endüstriyel üretimin 5 veya 10 kat daha artacağı anlamına gelir. Ancak, bunun beraberinde (WCED 1998) kaynak stoklarımız azalacak (örn.: Fosil enerji kaynakları, deniz ürünleri, orman ürünleri) hayatta kalmamıza destek olan sistemlerimizin kalitesi bozulacaktır (örn.: Ozon azalması, küresel ısınma, asit yağmuru). Dolayısıyla, tüm dünyanın Kuzey Amerikalılar gibi tüketip kirletmesi olanaksız görülüyor.
Sürdürülebilir gelişme
"Küresel ısınmayı" azaltmak için alternatif "sürdürülebilir ulusal ve uluslararası gelişme politikalarını" oluşturup uygulamamız gerekiyor. Sürdürülebilir gelişmenin tanımı ise, şimdiki ihtiyacımız olan her şeyin, gelecek nesillerin ihtiyaçlarına zarar vermeyecek bir şekilde yapılmasıdır. Birçok insan sürdürülebilir gelişmeye "çevresel koruma" veya sürdürülen ekonomik gelişme olarak bakıyor. WCED Komisyonu'nun (1998) raporunda, Kuzey Amerika hayat standardı için endüstriyel üretimin 5 veya 10 kat daha artırılmasının ancak sürdürebilir gelişme ile mümkün olabileceği bildiriliyor.
Sürdürülebilir gelişmenin ise yeni endüstriyel "Zero Emission ("0 Emisyon)/"salgı(sız)" görüşü ile gerçekleştirilmesi gerekiyor.
"0 emisyon" kimler için ne anlam kazanıyor? "0 emisyon", dünyadaki tüm insanların içinde bulunduğu "küresel ısınma" olgusunu tekrar değerlendirip, alternatif "0 emisyon görüşüne" başvurup sorunu bu strateji ile çözmeyi kabul edenler içindir. "0 emisyon" üretimin bir uzantısı olup, kalite (hatasız), anlık (envantersiz) ve müşteri hizmeti (hatasız) gibi unsurların üzerinde odaklanmak anlamını taşıyor. Endüstri için "0 emisyon", yeni teknolojilerin geliştirilmesini ve ürünlerin sürdürülebilir olabilmesini, büyük firmaların yöneticileri için ise hammadde üretiminin gereksiz artmasını ifade ediyor. Büyük endüstri kuruluşları stratejilerini "0 emisyon" olgusu doğrultusunda, daha önce kullanılmış "atık" malzemeyi esas alarak yeni geri dönüşüm yapabilen iş sektörlerinin yaratılması üzerine kurmalıdırlar. Ekonomistler için "0 emisyon" dünya ekonomisinde çevre sorunlarının giderilmesi ve yeni sektör kimliği altında gelecekte iş imkanlarının yaratılması anlamına geliyor. Bilim insanları için "0 emisyon", geleneksel ve alternatif teknolojilerin harmanlanması ile araştırma takvimine birçok yeni disiplinlerin katılması demektir. Üçüncü dünya ülkeleri için "0 emisyon" eskisinden farklı yeni buluşlarla fakirlik, işsizlik, sağlık ve çevre sorunlarının tanımlanması anlamını taşır. Çevreciler için "0 emisyon", yeni radikal yaklaşımlarla kirlilik sorunlarının azaltılmasını vaat eder. Endüstri ile doğayı taklit edip "zero (0)" atık yapılması, "küresel ısınmanın" durdurulması veya yavaşlatılmasını ifade eder. Politikacılar için "0 emisyon", kritik güncel olayların birarada tutulması ve yeni izlenecek politikaların bu özel çerçeve içinde değerlendirilmesi anlamına gelir. Tasarımcılar için ise "0 emisyon", basit değişikliklerle varolan yapı teknolojisi ile zararın en aza indirilebilmesini öneren, yeni alternatif sürdürülebilir teknolojilere başvurulması gerektiğini gösterir.
Japonya'da 1994'te başlatılan "Zero Emmision" araştırmaları ile yürütülen ve gerçekleşen pilot projelerin yanı sıra ticari endüstriyel uygulamalara bir örnek, Namibya'daki bira üretim fabrikasıdır. İngiltere'de Ashton Hayes'de yaşayan halk kendilerine dünyadaki "ilk karbonsuz köy", Kosta Rika'lılar ise ilk "karbonsuz ülke" olma hedefi koydu; küresel ısınmayı engelleyici ilk adımları atarak sürdürülebilir yaşama başladıklarını gösterdiler. Küresel ısınmaya en fazla neden olan, Kyoto sözleşmesine henüz imza atmamış ABD'de, Dünya Sürdürülebilir Gelişme Ticaret Topluluğu Washington'da bir ofis kurdu, "sürdürülebilir gelişme" üzerine uzun zamandır çalışan büyük ticari liderlerle birlikte daha yakın işbirliği içinde olmak üzere yeni bir adım daha attı. Türkiye'nin küresel ısınmayı engellemek ve azaltılmasına katkıda bulunmak için hiç beklemeden kendisine "karbonsuz ülke" olma hedefini koyması, çevre bilinçli sürdürülebilir gelişme politikaları saptaması ve bu yaşam/tüketim tarzına geçmesi gerekiyor. Görüldüğü üzere, her şeye rağmen hâlâ umut var.
Bu adımı atmakta geç kalmamız halinde, gelecek nesillere sıcak ve kurak bir dünya, kaybolmuş deltalar, yükselmiş deniz seviyesi, tehlikeli güneş ortamına maruz kalmış, daha az ekilebilir topraklar ve daha çok insan nüfusuna sahip, canlı varlıklarının türü tükenmekte olan, zehirli atıklarla doğal güzelliklerini yitirmiş bir dünya kalacaktır. Böyle bir dünyada yaşamak zorunda olanlardan, geçmiş nesilleri affetmelerini bekleyemeyiz.

AYDAN HACALOĞLU: Y. Mimar, Oregon Üni.
EAAD/Çevresel, Sosyal, Ekonomik Bilinçli Akıllı Sürdürülebilir Mimari ve Yerleşimler-Enerji & Yapı Fiziği Teknolojileri Tasarım Danışmanı