Küresel ısınmayla imtihanımız

Küresel ısınma yeni bir teori değil, bilim insanlarının onlarca yıldır toplumun dikkatini çekmeye çalıştıkları bir tehlike. Ne yazık ki bu sorunun kabul edilmesi işlerine gelmeyen gelişmiş ülkeler ve...
Haber: CAN KILIÇ / Arşivi

Baltimore
Küresel ısınma yeni bir teori değil, bilim insanlarının onlarca yıldır toplumun dikkatini çekmeye çalıştıkları bir tehlike. Ne yazık ki bu sorunun kabul edilmesi işlerine gelmeyen gelişmiş ülkeler ve sanayi lobileri bugüne kadar toplumun bu konuda bilgi sahibi olmasını engellemeyi, hatta bu tehlikeyi sadece az sayıda insanın inandığı bir safsata gibi sunmayı başardılar.
Geçen yüzyıl içerisinde dünya nüfusunun iki milyarın altında bir düzeyden 6,5 milyara ulaşması ve dünya çapındaki sanayileşme ile, atmosfere salınan ve en önemli örneği karbondioksit olan sera gazlarının konsantrasyonu tarihte hiç görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Bu gazlar güneşten dünyaya ulaşan enerjinin giderek daha büyük bir kısmının atmosfer tarafından tutulmasına sebep oluyor, bu da küresel boyutta artan sıcaklıkları beraberinde getiriyor.
Üstelik küresel ısınma kendiliğinden hızlanan bir nitelikte, sıcaklıkların artmasıyla birlikte dünyanın buzla kaplı olan kutup bölgelerinde giderek daha fazla erime meydana geliyor ve beyaz olduğu için güneş ışınlarını ayna gibi uzaya geri yansıtan bu buz kütlelerinin yok olmasıyla her geçen gün daha da çok güneş enerjisi yere ulaşıyor.
Küresel ısınma sonucunda ortalama sıcaklık artmakla kalmayacak, varolan iklim sistemleri büyük ölçüde değişecek (okyanus akıntıları, yağış dağılımları ve rüzgar sistemleri); bu değişikliklerden ekosistem de büyük zarar görecek, bölgelerindeki iklime uyum sağlamış bulunan sayısız bitki ve hayvan türü yok olacak ve doğanın dengesi geri döndürülemez biçimde bozulacak. Tüm bu korkutucu sonuçlar elbette insanlığı da çok zor durumlarda bırakacak. Su sıkıntısı, tarım ve hayvancılığın zarar görmesinden dolayı kıtlık ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde sefalet baş gösterecek. Kutuplardaki buzların erimesiyle deniz seviyesinin yükselmesi ve milyonların yaşadığı kıyı şehirlerinin su altında kalması söz konusu. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz kuşağı kuraklık tehlikesinin ilk olarak tehdit ettiği bölgelerden biri.
Enerji problemi
Adı daha az duyulan "enerji problemi" ise, eğer küresel ısınmanın önünü almak istiyorsak dünyanın enerji ihtiyacını nasıl karşılayacağımızla ilgilidir. Bu konudaki güçlük, şu anda dünyanın elektrik, ısınma ve ulaştırma amaçlı toplam enerji talebinin büyük ölçüde fosil yakıtlarla (kömür, petrol, doğal gaz) sağlanmasıdır. Bunun istisnaları olarak hidroelektrik ve nükleer santraller gösterilebilir.
Enerji kaynaklarını küresel ısınma sorunu çerçevesinde birbirinden ayıran en önemli özellik, atmosfere sera gazları salıp salmamalarıdır. Örneğin tüm fosil yakıtlar karbondioksit açığa çıkarırken, nükleer enerji her ne kadar başka sakıncaları olsa da bu açıdan zararsızdır. Bir başka ayırım ise bir enerji kaynağının yenilenebilir olup olmamasıdır ki hem fosil yakıtlar hem de nükleer enerji kaynakları sınırlı iken, hidroelektrik enerji yenilenebilir, yani kullanıldıkça tükenmez. Bazen dile getirildiğinin aksine, enerji probleminin fosil yakıtların yakın gelecekte tükeneceği iddiasıyla bir ilgisi yoktur, ki zaten bu doğru değildir. Dünyaya halen yüzyıllarca yetecek kömür rezervleri mevcut. Enerji sorunu, ancak küresel ısınmanın önünü almayı kendimize şart koşarsak, yani alternatif enerji kaynaklarına nazaran ucuz olan fosil yakıtları kullanmayı gönüllü olarak bırakırsak karşılaşacağımız bir zorluktur.
Atmosferdeki karbondioksit miktarı doğal denge içinde ortalama 50 yıllık bir sürede okyanuslar tarafından emilerek sabit düzeyde tutulur. Bu yüzden biz karbon emisyonu olan tüm yakıtları kullanmayı bugün bıraksak bile aşırı artmış olan karbondioksit seviyesi ancak 50 yıl içinde normale dönebilir. Küresel ısınma etkilerinin şu anda bile ne boyutlara gelmiş olduğu düşünülürse anlaşılır ki enerji problemini bu zaman diliminde çözmek mecburiyetindeyiz.
Her ne kadar uzun vadede yalnızca yenilenebilir kaynaklara dayanan çözümler gerçekçi olsa da enerji problemi acil olduğundan yeni teknolojiler devreye girene dek daha kısa vadeli çözümler kullanmak durumunda kalabiliriz. Örneğin halihazırdaki teknolojilerin ötesine geçmeden enerji sorunuyla mücadele edebilecek bolluktaki tek kaynak nükleer enerjidir. Fakat bu tek başına yeterli olamaz, çünkü nükleer enerjiden yalnızca elektrik elde edilir, ki bu da dünyanın toplam enerji gereksiniminin sadece yüzde 10'una denk geliyor. Üstelik insanlığın tüm elektrik ihtiyacını nükleer enerjiden sağlamaya çalışacak olursak, bunun için dünyada önümüzdeki 50 yıl boyunca her hafta bir çift yeni nükleer santral yapılıp hizmete açılması gerekir, bu boyutta bir girişim dünyanın sınırlı nükleer yakıtını kısa sürede tüketecektir.
Yenilenebilir enerji
Önerilen bir başka çözüm ise fosil yakıtları kullanmaya devam etmek, fakat çıkan sera gazlarını kimyasal olarak konsantre ederek gömmektir. Maalesef bu yaklaşım da gerçekçi değil. Dünyanın bir yıl içinde ürettiği karbondioksitin tümünü okyanus derinliklerinde eritmek denizlerin asitlik değerini artırarak eko sisteme büyük zarar verir, kara parçaları altındaki derin boşluklara gömmek ise eninde sonunda yeniden dışarıya sızmasına engel olamaz.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının en güzel örneği olan hidroelektrik enerjinin ciddi bir teknolojik ya da çevresel problemi olmasa da, zaten dünyada varolan hidroelektrik potansiyelin neredeyse tamamı halihazırda kullanılıyor. Farklı alternatifler olarak gösterilen jeotermal, rüzgar ve okyanus (gelgit) enerjilerinin potansiyeli de dünyanın enerji gereksiniminin ancak çok ufak bir kısmını karşılayacak düzeyde. Genetik olarak değiştirilmiş bitki veya bakteri çeşitlerini kullanarak enerji elde edilmesi (biomass) ise tüm dünyaya yetecek kadar enerji sağlamak için neredeyse bugün tarım için kullanılmayan tüm yeryüzeyinin kullanılması anlamına geldiğinden gerçekçi değil. Zaten bu çözüm olasılığı, bitkilere yapılması gereken bakım hesaba katıldığında verimli olmaktan uzak.
Enerji sorununun en umut verici çözüm adayı güneş enerjisi, çünkü potansiyeli sınırsıza yakındır ve gereken teknolojilerin geliştirilmesiyle elektrik elde etmenin yanında ısınma ve ulaşım için de kullanılabilir. Fakat bu kaynağın yaygın olarak kullanılabilmesi için kimyasal enerji depolama teknolojileri geliştirilmesi gerekir, ki bize yalnızca gündüz ulaşan bu enerjiyi sürekli olarak kullanabilelim. Bu konuda dünyanın önde gelen üniversitelerinde araştırmalar çoktan başladı.
Bize düşen
Küresel ısınma konusunda bizlere düşen görevler nelerdir? 'Hepimizin' yapabileceği çok basit bir şey var: Çevremizdekilere durumun ciddiyetini anlatmak, onların da başkalarına anlatmalarını sağlamak ve politikacılara bu konuyu gözardı etmeyi bıraktıracak kadar güçlü bir toplumsal irade oluşturmak. Hem çocuğu olan olan yetişkinler hem de ileride çocuk sahibi olmayı düşünen gençler, kendinize şu soruyu sorunuz: "Birkaç yıl daha alışageldiğim gibi yaşamak için çevreye verdiğim zararın hesabını çocuklarıma, gelecek nesillere nasıl veririm? Onların benim içinde büyüdüğüm güzel dünyayı yalnızca hikâyelerden öğrenmesinin sorumluluğunu alabilir miyim?"
Küresel ısınma ve enerji problemi 21. yüzyılda insanlığın karşısında duran en büyük, aşılması en zor sorundur. Bu sorun ancak global bir seferberlikle, 'bugün' harekete geçerek çözülebilir. Esas soru önümüzdeki 50 yıl içinde hepimizin hayatının değişip değişmeyeceği değil, 'ne şekilde' değişeceğidir. Ya birkaç yıl daha kafamızı devekuşu gibi kuma gömüp çocuklarımızın çölleşmiş bir dünyada yaşam savaşı vermelerine sebep olacağız ya da bugünden fedakârlıklar yapmaya başlayacak, aramızdaki kavgaları bir yana bırakıp insanlık olarak en zor mücadelemizde birleşecek, bugüne kadar hep sorumsuzca sömürdüğümüz doğaya karşı daha saygılı olmayı öğreneceğiz. Esas soru insanlığın bir bütün olarak 'olgunlaşıp olgunlaşamayacağıdır'.

CAN KILIÇ: Johns Hopkins Üni.