Kürt aleyhtarlığı

Kürt aleyhtarlığı
Kürt aleyhtarlığı
Milliyetçilere akıl ermiyor. Hem ülkenin bölünmemesi için mücadele edeceksiniz, hem birlikte yaşadığınız milyonlarca insanın dilini, kültürünü, folklorunu inkar edeceksiniz
Haber: YASİN CEYLAN / Arşivi

Tarih profesörü Ahmet Akgündüz düzenlediği bir basın toplantısında, çok hayırlı bir yaptı: Said Nursi’nin Kürt değil, Peygamber soyundan geldiğini iddia etti. Bu sonuca 35 yıllık bir araştırma sonucunda vardığını söyledi. Böylece üstatlarının Kürt olmasından rahatsız olan birçok Nurcu, bu tarihi hakikatin ortaya çıkmasından sonra derin bir nefes almıştır. Gerçi Nursi’nin şimdilik sadece Arap olduğu kanıtlandı. Bir sonraki araştırma, onun aslında Türkoğlu Türk olduğunu ispatlayacaktır. Şu an, onun Kürt olmadığı gerçeği, onlara fevkalade bir huzur sağladı. Ne yazık ki, Bediuzzaman Said Nursi hakkındaki araştırmalarıyla tanınan sosyolog yazar Müfid Yüksel, 15 Aralık Yeni Şafak gazetesinde yayınladığı bir makaleyle, bu huzuru bozdu. Makalenin başlığı “Bir sülale-i marufeye nisbetim yoktur” şeklindeydi. Bu söz bizzat Said Nursi’ye aittir. Bugünkü dilimizde anlamı ise: “Herkesçe bilinen bir aileye mensup değilim.” Müfid Yüksel, bu alıntı ile yetinmeyerek, aynı makalede, Nursi’nin bu sözünü teyit eden, yani ‘seyyid’ veya ‘şerif’ olmadığını belirten ifadelerini, dayandığı kaynakları belirterek aktarıyor. Ne yazık ki, Prof. Akgündüz 35 yıllık araştırmasında, M. Yüksel’in elindeki kaynaklara ulaşamamış. 

Kürt milletvekilinin DNA’sı 

Anlaşılan şu ki, tarih profesörü, araştırmasına başlarken zihnindeki hedef, “ne etsem de bu büyük din bilgininin Kürt olmadığını ispatlayabilsem” düşüncesiydi. Peşin bir yargıyla yapılan bir araştırma, 35 yıl da sürse, akıbeti hüsran olacaktır. Türk milliyetçilerinin ırkçılığa varan Kürt karşıtlığı, farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Geçenlerde, AKP ’de milletvekilliği yapmış Kürt kökenli bir zatla tanıştım. Büyük bir Kürt aşiretine mensup olan bu zat, meclisteyken, kendisine bir gün, Prof. Hallaçoğlu’nun, bağlı olduğu aşiretin ve dolayısıyla kendisinin aslında Kürt değil, Türk olduğunu iddia ettiğini söyledi. Bunun üzerine bu zat, Amerika’da DNA analizleriyle tanınmış olan bir tıp laboratuvarına, ağzından alınan bir sıvıyı bir pakete koyarak göndermiş ve 100 dolar karşılığında tahlil sonucunu elde etmiş. Bu tahlile göre, adı geçen zatın ataları, Afrika’dan Anadolu’ya belli bir rota takip ederek gelmişler. Ancak bu rotada Orta Asya uğrağı görünmüyordu. Bu sonuca eski milletvekilinin çok sevinmiş olduğunu gördüm. Hâlbuki bazı Kürtlerin, soyu Türke çıkmaktan pek memnun kalacağı da, büyük bir ihtimal. 

Dersimli Kürtler 

Toplum içinde temayüz eden, belli makamlara ulaşan Kürt vatandaşların varlığından rahatsız olan çok sayıda milliyetçi Türk var. Böyle bir Kürt, tanınmış bir sanatçı olabilir, bir bilim insanı, bir politikacı olabilir. Bu kişilerin Kürt değil aslında Türk olduklarını ispat etmek için hemen malum tezgâh devreye sokulur. Amaç, bu kişilerin Türklükleri ispat edilmese de Kürtlüklerinde şüphe yaratmaktır. Türklüğe indirgeme yönteminin bir kurbanı da Dersim’in Kürt Alevileridir. Türkçeyi zar zor kullanmalarına rağmen sorarsanız aslında Türk olduklarını, atalarının İran Horasanı’ndan geldiğini ve bu topraklarda sonradan Kürtleştirildiklerini söylerler. Masum görünen bu yalanın, zihinlerine nasıl yerleştirildiğine şaşarsınız. Peki diye sorarsınız, sizi Türklüğünüzden mahrum bırakan Dersim’deki o günahkâr Kürtler nerede? Demek büyük bir çoğunluk Kürt kitle vardı ki sizi erittiler. Onlar neredeler? Onlar da mı aslen Türktüler ama daha önceki yerleşik Kürtler tarafından asimile edildiler? O zaman, o yerleşik Kürtler nerede? Bir şekilde ortadan yok mu oldular? Diğer taraftan, haydi kabul edelim ki, atalarınız Horasan’dan geldiler, Horasan’da yalnız Türk kabileleri mi yaşıyordu? Kürtler yok muydu? Yine farz edelim ki, Kürtleştirildiniz, dönüştüğünüz bu kimliğe hiç saygınız olmayacak mı? Daha ilginç bir soru: Meksika’daki Mayaların bile Türk olup olmadıklarını merak edip oraya antropolog gönderen ırkçı bir rejim, özünde Türk olan Dersim’e o meşum katliamı nasıl reva görür? 

Aryan ırkının güneşi 

Bu sorulara makul cevaplar verilemez, çünkü ırkçılık etik olmadığı gibi rasyonel de değildir. Bilindiği gibi en yoğun ırkçılık örneği 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın ilk yarısında Almanya’da Aryan ırkının üstünlüğü iddiasıydı. Hitler, sarı saç, mavi göz ve beyaz ten özellikleri taşıyan bu Nordik Aryan ırkının imtiyazına inanmış, korunması için tedbirler almıştı. Yine, 20. yüzyılın başlarında, bu ırkın güney kolu olan İran milleti, Şah’a yeni bir unvan taktı: “Arya Mehr”, yani Aryan ırkının güneşi. Bu güneş, İrani bir kavim olarak bilinen ve dolayısıyla dil ve etnik olarak Aryan olan İran’daki Sünni Kürtleri de kapsıyordu. Ne var ki, Kürtleri Farslılaştırma projesinin bir parçası olan bu güneş, Kürtleri ne ısıtabilmiş, ne de aydınlatabilmişti. Kürtler, Türkiye ’de olduğu gibi, ulus devlet modeline geçen İran’da da ötekileştirilmiş, asimilasyona tabi tutulmuşlardı. 

Hangi akıl? 

Milliyetçilerin aklına şaşmamak elde değil. Bir taraftan ülkenin insanıyla, toprağıyla bölünmemesi için mücadele edeceksiniz, diğer taraftan birlikte yaşadığınız milyonlarca insanın dilini, kültürünü, folklorunu inkâr edeceksiniz ya da aşağılayacaksınız. 35 yılınızı harcayıp Kürtten büyük adam çıkmaz diye iddiada bulunacaksınız. Sonra, bu tavırdan rahatsız olup sizinle birlikte yaşamak istemeyen Kürtlere de bölücü ve ayırımcı diyeceksiniz. Bu hangi akla sığar? Buna göre, asıl bölücü ve ayrımcı kim imiş? Vicdan sahibi, aklını yitirmemiş birkaç insana sormak lazım. Muhtemelen milliyetçinin veya Türk ırkçısının zihninde şu düşünce vardır: Tamam bölünmeyelim, birlikte yaşayalım, ama Kürt, Türkü kendinden üstün bilsin, dilini konuşmasın, Kürt kimliği iddiasında bulunmasın. Zaman içinde Türkleşsin ve Kürt unsurunun izalesi için Türklere yardımcı olsun. Eğer zihinlerinde besledikleri ve açıklamaktan hicap duydukları fikir ve planları bu ise, şunu bilsinler ki, Kürtler bu fikri ve planı asla kabul etmeyeceklerdir. Eşit ve şerefli vatandaş statüsüne gelinceye kadar mücadele edeceklerdir. Milliyetçiler de, kafalarındaki bu çirkin ve insan haysiyetine aykırı fikirden feragat etmedikçe huzur bulamayacaklardır. 

Üç çocuk daha! 

Türk milliyetçilerine söyleyecek bir sözüm de şu: Şimdiye kadar Kürtleşen Türk aşiretlerini araştırdınız. Güneydoğu’daki Karakeçililer gibi. Hadi vardığınız bu sonuçları kabul edelim. Ya Türkleştirilen Kürt aşiretleri? Kürt köyleri ve aileleri? Bir de bunu araştırın. Hele Cumhuriyet’ten sonra, vahşice uygulanan asimilasyonu araştırın. Sonuçlar sizi dehşete düşürecektir. Aslında Türkiye nüfusunun yarısının Kürtlerden oluştuğunu göreceksiniz. Buna da inanmıyorsanız, geleceğe bakınız ve büyük korkuyu şimdiden hissediniz: Bugünkü Kürtlerle Türkler arasındaki doğum istatistiklerini karşılaştırıp farkını görünüz. Sözü, mizah içeren bir hikâye ile bitireyim: Birçok Kürt aile, Başbakanın üç çocuk formülünü, mevcut yedi-sekiz çocuğa, üç çocuk daha eklemek şeklinde algılıyormuş. Bu sebeple yeniden çocuk yapıyorlarmış, Başbakana olan saygılarından dolayı. Acaba bu yanlış algılamanın sebebi Türkçeyi bilememeleri midir? Ne dersiniz?
* Prof. Dr., ODTÜ, Felsefe