Kürt sağı

Çağ ile ilişkilerini 1960'larda Türk soluyla kuran siyasi Kürtler, karşılarında devletle birleşmiş Kürt sağını buldular
Haber: SELİM TEMO / Arşivi

Müslüman Kürtler ile Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti arasında yüzlerce yıllık bir ilişki söz konusu. Tanınmış isimlerden Nakşilik, Kadirilik, Halidilik hatta Alevilik gibi kurumlara kadar uzanan çok boyutlu bir ilişki bu.
Osmanlı ile Kürt Müslümanları ilişkisinin başlangıcı, şehzadelerin Kürt hocaları ve onların öğrencilerince merkeze taşınmasına dayandırılabilir. Uzun süre Süleymaniye, Bitlis ve Van’daki dini merkezlerle yoğun temaslar söz konusu. Abdülmecit’in Mevlana Halid’e Şam’da türbe yaptırması, Şeyh Ubeydullah’ın eteklerinin hacca gitmek için uğradığı İstanbul ’da yüksek bürokratların yarısı tarafından öpülmesi gibi pek çok örnek verilebilir.
İlerleyen süreçteki ciddi duraklardan birisi, II. Mahmut döneminde başlayan merkezileşme politikası ve onun özerk Kürt iktidarlarını yıkarak gerçekleştirilmesidir. Doğan boşluk, merkeze bağlı şeyhlerle dolduruldu. Yine Tevhid-i Tedrisat’a rağmen medreselerin devamına göz yumulması, pek çok Kürt tarafından mistifiye edilen bu kurumun da benzeri bir tedbir olarak düşünüldüğünü gösterir.
Her milliyetçi hareket, doğası gereği modernisttir. Kürt siyasetine “Kürt CHP ’si” deme saçmalığı, bu olgunun gözardı edilmesinden kaynaklı. Milliyetçi hareketlerde yerellik ve din seferber edilir. Nitekim pozitivist bir subay olan Cibranlı Halit’in tutuklanması üzerine Şeyh Said’in önderlik ettiği 1925 Hareketi de, Kemalistlerin ilk dönemi gibi pozitivist-dindar ittifakına dayanıyordu. Ancak söz konusu ittifakın çökertilmesi, DP iktidarıyla yeni bir ittifakı açığa çıkardı: Kürt-Türk sağı ittifakı.
1960’larda Türk solu üzerinden çağla ilişki kuran siyasi Kürtler, karşılarında devletle birleşmiş Kürt sağını buldular. Kürt siyasetinin, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Kürt milliyetçiliğinin önemli merkezleri olan Sivas, Malatya, Urfa, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Dersim, Bingöl ve Bitlis gibi devletçi Kürt sağının yerleştirildiği yerlerde halen de taban bulamamasının nedenini burada aramak gerekiyor.
2000’li yıllara kadarki süreçte yaygın Kürt sağı merkeze bağlı kaldı, onu tabana yaydı ve asimilasyona aracı oldu. 90’ların ortalarında iktidara yürüyen dindar Türk sağına şeyhlik etti. Ancak bu mürid-mürşid ilişkisi, şimdilerde bozulmuşa benziyor. Zira Müslüman Türk imam oldu, Müslüman Kürt’e ise zakirliği layık gördü. Kürt sağının belli başlı isimlerinin son seçimde aday gösterilmemeleri, bunun en açık göstergesi. Bugünlerde bu cenahta bir ayrışma gözlemleniyor. Değişik platformlarda bir araya gelen dindar Kürtler, Kürt simgelerine sahip çıkıyor, toplantı ve sonuç bildirilerinde Kürtçeye yer veriyor. Kürt solunun 1970’li yıllarda gerçekleştirdiği kopuş deneyimi, bu kez yenilenen Kürt sağı tarafından tekrar ediliyor. Ancak ikisi arasında niteliksel bir fark var: Kürt solu sofradan sürülürken, Kürt sağı istihdam edilmişti. Bu yüzden kopuşun merkezle yeniden örtüşmesi de mümkündür, daha düşük bir ihtimalle Kürdi bir dairede yoğunlaşması da. 

SELİM TEMO: Yrd. Doç. Dr.